Çok konuşuyoruz, az yapıyoruz. Çok anlatıyoruz, az dinliyoruz. Çok yazıyoruz, az okuyoruz. Nereden bakarsak bakalım ciddi bir tutarsızlık hâli var.
Özellikle dini konularda neredeyse herkesin bir bilgisi, bir kanaati, bir yorumu var. Kahvehanelerden en üst düzey meclislere kadar insanlar din hakkında konuşuyor. Ayetler, hadisler, mezhep imamlarının sözleri, tarihî şahsiyetlerin hikâyeleri etkileyici biçimde anlatılıyor. Zaman zaman duygulu, zaman zaman çarpıcı anlatımlar ortaya çıkıyor.
Fakat mesele anlatmakta değil.
Asıl mesele, anlatılanların hayata ne kadar yansıdığıdır.
Ne yazık ki çoğu zaman anlatılanlar, anlatıldığı yerde kalıyor. İçselleştirilmiyor, davranışa dönüşmüyor. Çünkü dönüşseydi, toplumun genel hâli bundan daha farklı görünürdü.
Herkes güzel sözler söylüyor ama aynı insanlar, toplumdaki olumsuzluklardan şikâyet ederken çoğu zaman kendini o tablonun dışında görme eğiliminde. Sanki problem hep başkalarında.
Oysa içten bir duruş şunu söyleyebilmelidir:
“Ben biliyorum ama uygulamada eksiklerim var.”
Bu cümle kurulmadıkça bilgi artar ama etki azalır, söz çoğalır ama hâl değişmez.
Burada asıl eksik olan şey ortaya çıkar: yaşayan örneklerin azlığı ve görünürlüğünün zayıflığı.
Bir toplumda doğruyu anlatmak kadar, o doğruyu yaşayan insanların varlığı da belirleyicidir. Çünkü insan sözden çok örneğe bakar. Anlatılanı değil, yaşananı taklit eder.
Eğer bu yaşayan örnekler görünür değilse, zamanla daha ciddi bir kırılma oluşur. İyi olan, doğru olan, faziletli olan ya sıradanlaşır ya da şüpheyle karşılanır. Hatta günümüz şartlarında bazen tamamen reddedilmeye bile açık hâle gelir. “Bir maksat var mı?”, “bir kurgu mu?”, “bir gösteri mi?” gibi kuşkular, hakikatin önüne geçebilir.
Böyle bir zeminde yaşayan örneklerin değeri daha da artar.
Fakat burada ince bir nokta vardır: Bu insanlar sadece yaşamakla kalmamalı, aynı zamanda toplum tarafından görülmeli ve kıymeti bilinmelidir.
Çünkü faziletli bir iş yapan insanın hayattayken takdir edilmesi, sadece o kişiye bir vefa değildir. Aynı zamanda topluma verilen güçlü bir mesajdır: İyi insan olmak mümkündür ve gerçektir.
Bu görünürlük özellikle genç nesiller için hayati bir eğitimdir. Sadece anlatılanı değil, yaşayanı gördüklerinde hakikat daha ikna edici hâle gelir.
Aksi hâlde geriye çok fazla hikâye, çok fazla menkıbe kalır. Ama hayat değişmez. Dinlenir, anlatılır, etkilenilir… fakat uygulanmaz.
Bu yüzden sözün özü şudur:
Hayattayken kıymet bilinmeli.
Çünkü bazı hakikatler, ancak yaşayan örnekleriyle ayakta kalır.
Ve bir kez daha:
Bu insanlar hayattayken kıymeti bilinmeli.






YORUMLAR