Reklam
Vedat KAHYALAR

Vedat KAHYALAR

[email protected]

Toprağın Geleceği

02 Mayıs 2026 - 13:06

Adana’da Atılan kritik ve önemli İmza 
Türkiye’de tarım çoğu zaman “düşük gelirli, geçici ve niteliksiz iş gücünün mecburi alanı” olarak görülür. Oysa gerçek çok daha farklı: Tarım, doğru planlandığında bir ülkenin hem ekonomik bağımsızlığını hem de sosyal dengesini belirleyen stratejik bir sektördür. Bugün Adana’da atılan bir imza, bu gerçeğin nihayet ciddiye alınmaya başlandığını gösteriyor.

Adana, sıradan bir tarım kenti değil. Dört mevsim üretim yapılabilen, ürün çeşitliliği yüksek, verimli topraklara sahip bir merkez. Rakamlar da bunu doğruluyor: Son birkaç yılda meyve üretim alanları ciddi biçimde genişledi, tarla bitkileri milyonlarca dekar alanda üretimini sürdürüyor. Bu büyüme, doğal olarak daha fazla iş gücü ihtiyacını da beraberinde getiriyor.

Ancak burada kritik bir kırılma noktası var: Bu iş gücü nitelikli mi?
Bugün Adana’daki tarım iş gücünün önemli bir kısmı; düşük vasıflı, kayıt dışı ve düzensiz gelirle çalışan bireylerden oluşuyor. Üstelik bu kitlenin içinde hem yerel halk hem de geçici koruma altındaki Suriyeliler gibi kırılgan gruplar önemli bir yer tutuyor. Daha çarpıcı olan ise şu: Mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı çadır yerleşimlerinde yaşayanların yarısından fazlası çocuk.

Bu tablo sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir alarmdır.

Çünkü kayıt dışı tarım demek; güvencesiz çalışma, düşük verimlilik ve nesiller boyu sürecek yoksulluk döngüsü demektir.

Tam da bu noktada Adana’da imzalanan iş birliği protokolü, küçük gibi görünen ama etkisi büyük olabilecek bir adım olarak karşımıza çıkıyor.

Bir Eğitimden Fazlası
İstihdam için Mesleki Eğitim Programı (İMEP-2) kapsamında hayata geçirilen bu iş birliği; kağıt üzerinde bir “eğitim projesi” gibi görünebilir. Ancak özünde çok daha fazlasını hedefliyor: Tarımda nitelik dönüşümü.

​​​
“Meyve ağaçlarında budama, terbiye ve hasat eğitimi” gibi başlıklar ilk bakışta teknik detaylar gibi durabilir. Oysa bu eğitimler, tarım işçisini “gündelik yevmiyeci” olmaktan çıkarıp “uzmanlaşmış emek gücüne” dönüştürmenin anahtarıdır.

Bu dönüşüm gerçekleştiğinde ne olur?
- İş gücü daha uzun süreli iş bulur
- Gelir istikrarı artar
- Kayıtlı istihdama geçiş hızlanır
- İşveren için verimlilik yükselir
- Kısacası, herkes kazanır.

Asıl Sorun: Sistem mi, İnsan mı?
Tarımda kayıt dışılığın sebebi çoğu zaman işçiler gibi gösterilir. Oysa gerçek daha karmaşıktır. Tarımın doğası gereği değişken çalışma alanları, küçük ölçekli işletmeler, denetim zorlukları ve mevzuat uyumsuzluğu bu sorunun temel nedenleridir.

Bir başka kritik mesele de şu: Tarımda çalışan Suriyelilere yönelik çalışma muafiyetlerinin, sosyal güvenlik sistemine tam entegre edilememesi.

Yani sorun sadece “çalışmak” değil, nasıl ve hangi şartlarda çalışıldığıdır.


Bu nedenle Adana’daki protokol, yalnızca eğitim değil; aynı zamanda sistemin eksiklerini sahada test eden bir model olma potansiyeli taşıyor.

Yaklaşan Büyük Dalga
Adana Karataş’ta kurulmakta olan tarım organize sanayi bölgeleri (OSB) bu tartışmayı daha da önemli hale getiriyor. Yaklaşık 10 bin dekarlık alanda planlanan bu dev yatırımın 8 bin kişiye istihdam sağlaması bekleniyor.

Bu şu anlama geliyor:
Eğer bugün nitelikli iş gücü yetiştirilmezse, yarının büyük yatırımları yine kayıt dışı ve düşük verimli bir yapıya mahkûm olacak.

Ama doğru adımlar atılırsa, Adana sadece üretim üssü değil; aynı zamanda nitelikli tarım emeğinin merkezi haline gelebilir.

Birlikte Üretmenin Zorunluluğu
Bu projenin en değerli tarafı, tek başına bir kurumun işi olmaması. Kamu, meslek kuruluşları ve uluslararası programların birlikte hareket etmesi.

Seyhan İlçe Tarım Müdürlüğü, Ziraat Odası, Eduser ve İdaser eğitim kurumları ve İMEP-2 arasındaki iş birliği, aslında Türkiye’nin uzun süredir ihtiyaç duyduğu modelin küçük bir prototipi.

Çünkü tarımda dönüşüm, tek başına çiftçinin, işçinin ya da devletin başarabileceği bir süreç değil. Bu, ancak ortak akıl ve koordinasyonla mümkün.

Adana’da atılan bu imza, doğru okunursa bir başlangıçtır.
Yanlış okunursa, sıradan bir bürokratik faaliyet olarak unutulur.

Asıl mesele şu:
Tarımı hâlâ “vasıfsız işlerin alanı” olarak mı göreceğiz,
yoksa onu stratejik bir insan kaynağı politikasıyla yeniden mi inşa edeceğiz?

Bu sorunun cevabı, sadece Adana’nın değil, Türkiye’nin geleceğini belirleyecek.

Reklam
Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum