(Yitirdiklerimizi Geri Kazanmalıyız)
Toplumları etkileyen kırılmalar vardır. Bazıları derinden sarsar ve uzun süre iz bırakır; bazıları ise büyük dönüşümlerin habercisi olur. Ancak bir toplumun en büyük kırılması, çoğu zaman yaşananları artık derinden hissetmediği gün başlar. Çünkü hissin kaybı, farkındalığın da kaybıdır.Bugün ülkemizde bazı okullarda yaşanan olaylar ve bunların kişilerde uyandırdığı duygular üzerinden konuştuğumuz mesele, yalnızca bir “eğitim sorunu” değildir. Daha derin bir yerden gelen bir çözülmenin yansımasıdır. Bu çözülmenin en açık ifadesi ise şudur: Duygu ve değer kaybı.
Bir çocuğun, bir gencin kalbinde merhamet zayıflıyorsa; zihninde anlam duygusu parçalanıyorsa, orada yalnızca sistem değil, insan ve onunla birlikte insanlık da eksiliyor demektir. Bu yönüyle mesele, teknik değil varoluşsal bir boyut taşımaktadır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’in konuya dair yaptıkları açıklamalar ve “nesli ihya ve inşa” vurgusu, meselenin devlet nezdinde de ciddiyetle takip edildiğini göstermektedir. Ancak bu sorun, yalnızca politika ve sistem düzenlemeleriyle çözülebilecek bir mesele değildir.
Temel Sorunumuz: Eğitimden Soyutlanan Kalp
Okullar, bir toplumun en önemli kurumlarıdır. Sadece bilgi aktaran yerler değil, aynı zamanda insanın şekillendiği, karakterinin inşa edildiği mekânlardır. Eğitim, doğumdan ölüme kadar süren bir süreçtir; ancak okullarda ele alınan kısmı daha çok planlı, programlı ve müfredata dayalıdır. Bugün eğitim sisteminde dile getirilen ve benim de katıldığım sorunların çoğu teknik başlıklarda şöyle toplanmaktadır:
* Sınav sistemi
* Sınıf mevcutları
* Müfredatın işlevselliği
* Okul güvenliği
* Veli-okul işbirliği
* Fiziki imkânlar
Bunların her biri önemli olmakla birlikte, meselenin tamamını açıklamaya yetmez. Bu durumun anlaşılabilmesi için; ekonomik ve teknolojik dönüşümler, sosyal ve kültürel değişimler, eğitimin giderek sınav odaklı ve ezbere dayalı bir yapıya bürünmesi, fırsat eşitsizlikleri ve bazı okulların hâlâ fiziki eksikliklerle mücadele etmesi birlikte değerlendirilmelidir. Ancak daha derin bir gerçek vardır: Çocuklar artık “neden yaşadığını” değil, “nasıl yarışacağını” öğreniyor.
Bu, sessiz ama derin bir kırılmadır.
İslam düşüncesinde insan, yalnızca akıl varlığı değil; aynı zamanda kalp varlığıdır. Kalbi ihmal eden bir eğitim, eksik bir insan yetiştirir. Bugün çocuklar bilgiye erişebiliyor; ancak çoğu zaman o bilginin anlamına ulaşamıyor. Bu durum, bireysel değil; toplumsal bir sorundur.
Sıkıntılar Artık Belirti Değil, İşaret
Son dönemde yaşanan bazı olaylar, bu derin kırılmanın yüzeye çıkmış hâlidir. Okullarda şiddet olaylarının artması, öğrencilerin kendilerini güvende hissetmemesi ve öğretmenlerin dahi hedef hâline gelebilmesi, sorunun boyutunu açıkça göstermektedir.
Araştırmalar, bu tür olayların tek bir sebebe dayanmadığını ortaya koymaktadır. Ancak bazı ortak noktalar dikkat çekmektedir:
* Dışlanmışlık hissi
* Yalnızlık
* Anlamsızlık duygusu
* Öfke birikimi
* Rehberlik hizmetlerinin yetersizliği
Bu noktada asıl soru şudur: Bir çocuk neden öfkelenir değil, neden merhametini kaybeder? Çünkü öfke çoğu zaman bir sonucun ifadesidir; merhamet ise insanın özüne ait bir değerdir. Bu değerin zayıflaması, çok daha derin bir soruna işaret eder.
Duygu Değer Kaybı Nedir?
Duygu değer kaybı, bir toplumun üç temel alanı yitirmesidir:
1. İnsanın insana karşı hassasiyetinin azalmasıdır. Empati zayıflar, ötekileştirme artar. Dinî veya ideolojik alanlarda dahi tekelci ve dışlayıcı yaklaşımlar güçlenir.
2. Hayatın anlamına dair ortak dilin kaybolmasıdır. Herkesin kendi doğrusu içinde yalnızlaştığı, ortak bir değer zemininin zayıfladığı bir yapı ortaya çıkar.
3. Sorumluluk duygusunun gerilemesidir. “Ben merkezli” bakış açısı güçlenir; bireysel çıkarlar, toplumsal sorumlulukların önüne geçer.
Peki Ya Sonuç Ne Oldu?
Uzun yıllar (47 yılını eğitim kurumlarında geçirmiş) eğitim ortamlarında bulunmuş biri olarak, öğrencilerdeki gözlemlediğim bazı sıkıntılı durumlar şunlardır:
* Empati kurmada zorlanma.
* Sabırsızlık ve tahammülsüzlük.
* Anlamsızlık hissi.
* Hızlı tatmin arayışı (özellikle dijital dünyada).
Sevgili dostlarım, bu tablo, kişisel değil; kültürel bir aşınmanın da göstergesidir.
İslam ahlakında “edep”, sadece davranış değil; kalbin yönüdür. Edep ortadan kalktığında geriye yalnızca bilgi kalır. Ancak o bilgi, insanı inşa etmeye yetmez.
İç Seslere Kulak Verelim ve Düşünelim
Bir öğrencinin iç sesi: “Bize sürekli başarılı olmamız söyleniyor. Ama kimse neden yaşadığımızı anlatmıyor.”
Bir öğretmenin iç sesi: “Ders anlatıyoruz ama çocukların gözlerinde bir boşluk var.”
Bir velinin sessizliği: “Çocuğum her şeye sahip ama mutlu değil.”
İşte mesele tam da burada düğümleniyor: İnsan, anlamdan kopunca kendinden de kopar.
Kaybettiklerimiz Ah Kaybettiklerimiz
Duygu ve değer kaybı bize şunları kaybettiriyor:
Güven: Okullar güvenli alan olma özelliğini zayıflatıyor.
Aidiyet: Öğrenci kendini ne okula ne topluma ait hissediyor.
Merhamet: Şiddetin artması, merhametin azalmasının sonucudur.
Derinlik: Her şey yüzeysel ve hızlı tüketilir hâle geliyor.
Vicdan: En tehlikelisi budur; çünkü kaybı çoğu zaman fark edilmez.
Çözüm Nedir? Çözüm:
Teknik Değil, Ahlaki Bir İnşadır
Çözüm yalnızca daha fazla kamera veya daha sıkı kurallar değildir. Elbette güvenlik önlemleri artırılmalı, rehberlik hizmetleri güçlendirilmelidir. Ancak bunlar tek başına yeterli değildir. Asıl ihtiyaç şunlardır:
1. Kalp eğitimi. Değerler eğitimi, teorik bir ders olmaktan çıkarılmalı; okul ikliminin doğal bir parçası hâline getirilmelidir. (Örneğin: uygulamalı değer etkinlikleri, sosyal sorumluluk çalışmaları)
2. Anlam inşası. Çocuklara sadece “ne olacaksın?” değil, “kim olacaksın?” sorusu sorulmalıdır.
3. Öğretmenin güçlendirilmesi. Öğretmenlik sadece bilgi aktaran değil, rol model olan bir meslek olarak yeniden değer kazanmalıdır. Bu da mesleki ve psikososyal desteklerle mümkündür.
4. Çok paydaşlı yaklaşım. Eğitim yalnızca okulun sorumluluğu değildir. Aile, medya ve toplum birlikte hareket etmelidir.
Yani Demem O ki Dostlar
Ra'd Suresi 11. ayette şöyle buyurulur:
Anlamı: “Bir toplum kendini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.”
Bugün eğitim sistemine bakarken aslında kendimize bakıyoruz. Sorun çocuklarda değil; çocuklara sunduğumuz dünyada. Belki de asıl soru şudur: Çocuklara nasıl bir gelecek bırakıyoruz değil, nasıl bir kalp bırakıyoruz?
Bu mesele çözülebilir mi? Evet. Ama önce doğru teşhisi koymak gerekir:
Bu bir eğitim krizi değil, bir insan olma krizidir. Ve bu kriz, ayrım gözetmeden hepimizin sorumluluğudur. Artık elimizi değil, gövdemizi taşın altına koyma vaktidir.
Kalalım sağlıcakla…
Gökmen CAN – Eğitimci Sosyolog





YORUMLAR