Giriş: Bir “Aradalık” Hikâyesi Olarak Nifak
Münafık, bir aradalık içinde varlık kazanır. Çünkü kendisi, ne o tarafa ve ne bu tarafa yaslanarak varlık kazanır. O hep kendi çıkarını ve gücün belirleyiciliğini kabullenerek hayatını sürdürmek zorunda kalır. Bu durum onun karakteristik yapısını kaotik bir zemine taşır. İşte bu kaotik zemin karakter yapısını zedeler ve güvensizliği belirginlik kazanır.
Nifak, basit bir ikiyüzlülükten öte, insanın varoluşsal bir “aradalık” halidir. Nifak; “biraz öyle, biraz böyle görünme”, gücü nerede bulursa oraya yönelme ve kendi çıkarlarını her şeyin merkezine koyma hali olarak öne çıkar. Bu durum, kişinin sabit bir noktasının (sabitesinin) olmaması anlamına gelir ki, bu “kaypak zemin” münafığın en belirgin özelliğidir. Münafık, aslında bir ayrıştırma ve parçalanma hikâyesinin öznesidir; zira o, hem iç dünyasında hem de dış dünyasında bir bütünlük arz edemez.
Nifakın Karakter Analizi: Kaypak Zemin ve Güvensizlik
Münafıklığın temelinde ciddi bir karakter problemi yatar. Bu bir “karaktersizlik” veya halk ağzıyla “yanardönerlik” olarak nitelendirilir. Münafığın hayatında bir “sabite” olmadığı için, her türlü sıfat ona yüklenebilir; ancak hiçbir değer onda kök salamaz. Hadis-i şeriflerde de belirtildiği üzere münafığın üç temel alameti (konuştuğunda yalan söylemesi, sözünde durmaması ve emanete ihanet etmesi), aslında onun ne kadar güvensiz bir zeminde durduğunun ispatıdır.
Bu tipoloji, gücü tanrılaştıran bir yapıya sahiptir. Münafık için belirleyici olan hakikat değil, güçtür. Güçlünün yanında yer alarak kendini ayağa kaldırmak, onun hayatta kalma stratejisidir. Bu bağlamda münafık, bir kâfirden (inkârcıdan) daha tehlikeli ve tedavisi güç bir noktadadır. Çünkü kâfirin duruşu nettir ve bir gün aydınlanıp iman etme ihtimali vardır; fakat münafık, her güce göre renk değiştirdiği için samimiyetten tamamen uzaktır.
Sosyolojik ve Psikolojik Bir Vakıa Olarak Nifak
Nifak sadece dini bir kavram değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik bir vakıadır. Bencil, sadece kendini düşünen ve çıkarları için her türlü kılığa giren insan tipi, her kültürde ve dönemde mevcuttur. Siyasette, ekonomide veya aile hayatında münafık tipolojisiyle karşılaşmak mümkündür. Siyasette ilkesizce yer değiştiren, ekonomide daha büyük bir çıkar gördüğü an sözleşmesini bozan veya aile içinde sürekli karışıklık çıkaran bu yapı, toplumsal güveni kökünden sarsar.
Münafık, toplumsal yapı içinde bir “habis ur” (kötü huylu tümör) olarak nitelendirilmeyi hak eder. Münafık, girdiği her ortamda nifak tohumları eker, fitne çıkarır ve işleri bozmaya çalışır (yapbozcu özellik). Güven telkin etmediği için de aslında yalnızlığa ve sevgisizliğe mahkûmdur; bu durum onu psikolojik olarak travmatik ve huzursuz bir karakter haline getirir.
Çoğul Kimliklerin Karmaşası ve Tevhidin Birliği
Günümüzde nifak, post modernliğin getirdiği “çoğul kimlik” maskesi altında da kendini gösterebilir. Kişinin her ortamda farklı bir maske takması, bir sabitesinin olmaması nifakın modern bir yansımasıdır. Oysa mümin, “tek parça” olan kişidir. Bu teklik, Allah’ın Ehadiyetinden (Tevhid) gelir. Müminde karakter, şahsiyet, davranış ve ahlak tektir.
“Hem Müslüman’ım hem de İslam ile taban tabana zıt bir ideolojinin mensubuyum” demek, aslında bir inançsızlık ve nifak işaretidir; çünkü bir insan aynı anda iki zıt zeminde duramaz. İman, sadece dille söylenen bir söz değil, kalbe yazılması gereken bir dürüstlük ve samimiyet mührüdür.
Nifaktan Kurtuluş Yolu: El-Emin Olmak ve İhlâs
Nifak karanlığından kurtulmanın yegâne yolu “emniyet” ve “sıdk” (doğruluk) kavramlarından geçer. Bir insanın nifaktan arınması için öncelikle kendisine “emin” vasfını kazandırması gerekir. Hz. Peygamber’in vahiy gelmeden önce kazandığı “El-Emin” sıfatı, her insan için ulaşılması gereken temel bir hedeftir.
İhlâs (samimiyet) ise amellerin ruhudur. Bir amel, ancak ihlâsla yapıldığında “salih amel” olur ve insanı kurtuluşa (salaha) erdirir. İhlâs sahibi bir insan, her an Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle hareket eder (ihsan) ve gizli-açık her yerde tutarlıdır. Münafıklıktan korunmak için duygularda, düşüncelerde ve eylemlerdeki “ikilikten” vazgeçmek şarttır.
Sonuç
Nifak, insanı hem dünyada hem de ahirette derin bir çukura çeken, şahsiyeti parçalayan ve toplumsal huzuru yok eden habis bir hastalıktır. Bu hastalıktan kurtuluş, çıkarları değil ilkeleri merkeze almakla, “emin” bir şahsiyet inşa etmekle ve her türlü amelde “ihlâsı” gözetmekle mümkündür. Mümin, hayatın her alanında “tevhid” ilkesini kuşanarak tek parçalı, güvenilir ve sarsılmaz bir karakter sergilemek zorundadır. Aksi takdirde, ‘aradalık’ çıkmazında savrulup gitmek kaçınılmazdır.
Münafıklık bir karakter olarak toplumsal yapıyı yapı bozumuna uğratır. Sosyal barışı yok eder. Sosyal güveni zedeler. Şahsiyetin bozukluğu yüzünden kendisine yönelik emniyet duygusunu yitirir ve sürekli travmatik bir zemin üzerinde hayatını sürdüreceği için hep sosyal yapıyı zedelemeye devam eder. Bu mikroptan kurtulmak için sağlıklı bir karakter ve güven verici bir şahsiyet asli unsurdur.
Kurtuluş, özgüven sahibi bir karaktere sahip olmak ve çıkar öncelikli bir yaşamı terk ederek anlam merkezli bir hayatı işlevsel kılmaya çalışmaktan geçmektedir.





YORUMLAR