Akıl, Hakikat ve İndirgemeciliğin Sınırları
Akıl rasyon olarak betimlendiğinde akliyetini kaybeder. Ama ilahi bir nefha olarak akıl, yani soyut akıl, elbette ki şüphe üzerine değil, yakin üzere sebatkâr olur.
Bu yüzden akıl, nefis ve ruh aynı şeyin farklı yüzleri olarak işlevselliği kazanarak insanın varlığının otantik yapısını oluştururlar. Kim akla karşı çıkar ki? Ancak aklı sınırlara mahkûm ettiğinizde o farklı. O zaman o aklın yanlış olduğu en yüksek sesle ifade edilmelidir.
Eşyanın niceliksel muhtevası maddeye bağlı değildir. Madde bu muhteva içinde sadece bir aynadır. Fakat tamamen maddi düzlem ile sınırlandırılamaz.
Niceliksel analize dayalı bilim, doğrudan ve doğrusal olarak görmek ve tecrübe etmekten daha çok eylem yoluyla düşünen veya kavramlar vasıtasıyla eyleyen bir bilimdir. Eşyanın sonsuz bir şekilde verimli ve çok taraflı özüne karşı zorunlu olarak kör olmadır.
Sanrı, vehim ve benzeri kavramları olumsuz niteleme, indirgemeci aklın vehim ve sanrılarıdır. Bu da ayrı bir gerçeklik...
Her soyut olanı sanrı veya vehim görmek, indirgenmiş aklın kendini rahatlatıcı psikozları arasında yer alır...
Matematikçi ve filozof J. W. N. Sullivan şöyle demektedir:
"Bilimsel evren anlayışımız cansız maddeyle ilgilendiğinde en açık ve en ikna edici konumuna gelmektedir. Görüngülerin karmaşıklığı veya inceliği arttıkça onları tutarlı davranış kalıplarına sığdırmak zorlaşır."
Hayatta hiçbir mutlak eşitlik yoktur...
Sonsuz olaylar ve olgular arasında tek bir olay ve olguya mahkûm olmak, insanlığından vazgeçmenin dayanılmaz cazibesidir...
Hem değişim diyeceksin hem de bu temel bilgiyi/ilkeyi yok sayacaksın, sonra da akıl diyeceksin... Ayıp ya ayıp...
İnsanı iyi ya da kötü yapan düşündüğü şeydir. Neye inanırsa ona göre biçim kazanır. O zaman tek başına bir olaya, olguya veya insana değer biçerken, onun hangi düşünce sistematiği içinde anlamlandırıldığı her şeyden daha önemli hâle geliyor.
.




YORUMLAR