Reklam
Metin ÖZEL

Metin ÖZEL

Tükenmez Kalem

ELEŞTİRİ KONFORU: BAŞARIDAN KAÇIŞIN MODERN BAHANESİ

18 Temmuz 2026 - 13:49



Bir zamanlar insan, dünyaya bıraktığı eserle, inşa ettiği yapıyla, ortaya koyduğu fikirle anılırdı. Eser, bir ruhun imzasıydı; zamanın tozlu sayfalarına bırakılan bir iz, bir kanıttı. Bugün ise "anılmak" kavramının içi boşaltıldı; artık birçok kişi, kendi üretimiyle değil, başkalarının üretimine yaptığı yorumla varlık göstermeye çalışıyor.
Dijital çağ, bilgiye ulaşmayı bir çırpıda mümkün kılarken, beraberinde sığ bir alışkanlığı da getirdi: HER KONUDA FİKRİ OLAN AMA HİÇBİR KONUDA EMEĞİ OLMAYAN BİR KALABALIK.
Ekranın cam soğukluğunda, klavyenin başında birkaç saniyede yazılan acımasız bir yorum, bazen aylarca süren bir zihin emeğini, bir tutku projesini yerle bir edebiliyor. Eleştiri, artık bir sorunu çözmek veya bir yanlışı düzeltmek için değil; "buradayım, ben de varım" diyebilmek, görünürlüğün kısa süreli hazzını tatmak için kullanılıyor.
ÖZELLİKLE GENÇ KUŞAKLAR ARASINDA YAYGINLAŞAN BU DİJİTAL KÜLTÜRÜN EN TEHLİKELİ YANI, PASİF BİR "GÖZLEMCİLİK" HASTALIĞIDIR. SÜREKLİ İZLEYEN, SÜREKLİ KIYASLAYAN, SÜREKLİ YARGILAYAN AMA İŞ "ÜRETMEYE" GELDİĞİNDE "ŞARTLAR KÖTÜ", "ÜLKE İZİN VERMİYOR", "KİMSE DEĞERİMİ BİLMİYOR" GİBİ BAHANELERİN ARKASINA SAKLANAN BİR ANLAYIŞ, BİR NESLİN POTANSİYELİNİ TÜKETİYOR.
Elbette, bilimde, sanatta, teknolojide büyük işler başaran binlerce gençten bahsetmiyorum. Onlar, bu çarkın dışındaki aydınlık yüzlerdir. Benim sözüm, vaktini başkalarının hayatını izleyip eleştirmekle harcayan, kendi hayatının direksiyonuna geçmeye cesaret edemeyenleredir.
Buradaki en acı hakikat şudur: Sürekli başkalarını suçlayan, sorumluluğu dış dünyada arayan insan, zamanla kendi hayatının üzerindeki hükümranlığını kaybeder. Başarısızlığın adresi hep bellidir: Aile, sistem, ekonomi, coğrafya... Bu sığınak, insanı aynaya bakma sorumluluğundan kurtarır; ancak o aynaya bakamadığınız sürece de değişim asla başlamaz.
DEĞİŞİM, SUÇLU ARAYARAK DEĞİL, SORUMLULUK ALARAK BAŞLAR. 
Sosyal medya hayatın kendisi değil, sadece bir vitrindir. Bir "beğeni", bir "takipçi sayısı" ya da bir "yorumu" insanın gerçek değerini belirlemez. İnsanın gerçek değeri; üretebildiği, bir soruna çözüm bulabildiği, insanlığa katabildiği kadardır. Eleştirmek, paylaşmak, tepki göstermek kolaydır; çünkü bunlar zihinsel birer "konfor alanı"dır. Oysa bir uygulama geliştirmek, bir kitap yazmak, bir ağaç dikmek, bir iş kurmak zordur. Ve zor olan, aynı zamanda iz bırakan yoldur.
Bugün pek çok genç, "özgürlüğü" Sınırsızca Eleştirmek, Hakaret Etmek Ya Da Herkesin Hayatına Müdahil Olmak Sanıyor. Oysa gerçek özgürlük; kendini yönetebilmek, öfkesini kontrol altına alabilmek, disiplin kazanabilmek ve hedefleri uğruna istikrarlı bir şekilde çalışabilmektir. Kendini yönetemeyen bir zihin, kaçınılmaz olarak başkalarının hayatını yönetmeye soyunur ya da başkalarının yönlendirdiği bir kuklaya dönüşür.
Kendinize şu soruyu sorun: Ekran başında geçirdiğiniz o saatler, hayatınızda neyi değiştirdi? Kaç eleştiriniz bir sorunu çözdü? Kaç yorumunuz bir insanın dünyasına ışık tuttu? Buna karşılık, bir saatlik gerçek üretim, bazen binlerce boş sözden daha kıymetlidir.
Unutmayın: Popüler kültür ve sosyal medya, en çok gürültü çıkaranları, en çok konuşanları öne çıkarabilir; ancak tarih, yalnızca üretenleri hatırlar. Parmaklarıyla ekranı kaydırarak günü tüketenler vardır; emeğiyle geleceği inşa edenler de. Kalıcı olan, gürültü değil; üretilen değerdir.
Tercih sizindir: Hayatı sadece izleyen bir seyirci mi olacaksınız, yoksa hayata bizzat yön veren bir mimar mı?
BU YAZI, BİR ELEŞTİRİDEN ZİYADE BİR HATIRLATMADIR. ZİRA ZAMAN, TÜKENEN BİR HAZİNE DEĞİL, İNŞA EDİLMESİ GEREKEN BİR GELECEKTİR.
Selam ve dua ile…
Metin ÖZEL

Reklam
Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum