
İnsanlık tarihi boyunca her devirde kıymeti eksilmeyen, her şart altında insanı insan kılan en mukaddes hazine "hakikattir." Hakikat, ruhun üzerinde durduğu sarsılmaz zemin, şahsiyetin ise mayasıdır. Ne var ki modern çağın getirdiği o amansız rüzgar, insanı kolay yoldan kazanmaya, menfaate ve sahte pırıltılara yönlendirirken en çok bu mukaddes zemini tahrip etmektedir.
Bu noktada, zihnimizi ve kalbimizi sarsacak, ahlak felsefesinin merkezine yerleştirilmesi gereken o temel düsturu hatırlamak mecburiyetindeyiz:
"Yalan söylemek ve yalan kurgu; değerli bir metanın sahtesine bile bile yüksek bedel ödemektir."
Bu tespiti, insan ruhunun derinliklerine ve toplumsal mukavemetimize ayna tutarak dört ana başlık altında idrak etmek gerekir:
1. Kendi Kendini Kandırmanın Ağır Faturası
Yalan söyleyen ve yalan kurgulayan insan, elindeki o saf ve paha biçilemez hakikati fırlatıp atar. Yerine sırf geçici bir menfaat, anlık bir alkış veya sahte bir sığınak elde etmek için kendi elleriyle kurguladığı yalanı koyar. Sahte bir mala yüksek bedel ödeyen kişi dolandırıldığını anladığında nasıl büyük bir yıkım yaşıyorsa, yalana yatırım yapan insan da en başta kendi saygınlığını, iç huzurunu ve vakarını bu uğurda feda eder. Tek bir yalan kurguyu ayakta tutabilmek için ömür boyu yeni yalanlar üretmek zorunda kalan insan, ucuz bir yalan için şahsiyetinin tamamını haraç mezat satmış olur.
2. Kara Noktayı Desen Diye Pazarlamak
Yalancının en büyük yanılgısı, beyaz bir sayfa üzerine çizdiği kara bir noktayı, bir sanat eseri veya estetik bir desen gibi gösterip ondan alkış almaya çalışmasıdır. Fıtratın lekesiz beyazlığı karşısında o kara leke eğreti durur; fakat narsizmin getirdiği körlük, bu çirkinliği bir ustalık gibi sunabileceği yanılgısını doğurur. Unutulmamalıdır ki yalan, temelsizliğinden ötürü en ufak bir sarsıntıda yıkılacak, hayatın getireceği en ufak bir rüzgarda üzerindeki o süslü tül açılacaktır. Rüzgar estiğinde tül uçar; geriye ne desen kalır ne de sahte alkışlar, sadece beyaz sayfadaki o çirkin kara leke kalır.
3. Toplumsal Güven Sermayesinin İflası
Toplum hayatındaki en değerli hazine, insanların birbirine duyduğu güvendir. Güven, cemiyeti bir arada tutan manevi çimentodur. Yalan kurgu, toplumsal pazara sahte altın sürmeye benzer. İlk başta parıldar, göz alır, insanları cezbeder; ancak sahteliği anlaşıldığı an o pazardaki tüm itimat çöker. Yalanı ve kurguyu yaşam tarzı haline getiren toplumlar; adaleti, samimiyeti ve kardeşliği kaybederler. Hakikatin o asil huzuru yerine, herkesin kurgular arkasına saklandığı yabancılaşmış bir güvensizlik iklimine mahkum olunur.
4. İhlas ve Sıdk Makamından Savrulmak
Bizim medeniyetimizin özü "sıdk" yani doğruluk üzere kuruludur. Kulun kemâle ermesi, her şartta özü sözü bir olmasıyla mümkündür. Yalan kurgular yapmak, halkın gözünde iyi görünmek veya dünyevi bir rütbe elde etmek için yaratılmışların sahte takdirini satın almaya çalışmaktır. Kişi, Yaradan katındaki o sarsılmaz doğruluk makamını bırakıp, insanların gözündeki geçici maskeleri satın alır. Fani olanın sahte sevgisi için ebedi olanın rızasını feda etmek, insanoğlunun düşebileceği en büyük hüsrandır.
Netice itibarıyla; yalan söyleyen insan, kandırdığı kişiden ziyade en çok kendi şahsiyetini dolandırmaktadır. Elinde paha biçilemez bir hakikat pırlantası varken, sırf nefsinin geçici hevesleri için cam kırıklarından ibaret olan yalana ömrünü ve vakarını ödeyen insan, bu dünyadaki en büyük hüsrana uğramış tüccardır. Ve nihayetinde yalan, mutlak hakikat olan "Hak" kavramına karşı yapılmış ahmakça bir muhalefetten başka bir şey değildir.
Yeni dönemin bu ilk makalesinde, Taşköprü’nün sarsılmaz yayın namusuna ve asaletine bir kez daha mühür vuruyor; kalemimizi her daim hakikatin, sıdkın ve adaletin hizmetinde tutacağımızın sözünü tazeliyoruz. Yolumuz hakikat, pusulamız vakar olsun.





YORUMLAR