Ekranın Arkasında Akan Su
Musluğu kapattığımızda vicdanımız rahatlıyor.
Kısa duşlar alıyor, diş fırçalarken suyu kesiyoruz.
Bize öğretilen su tasarrufu tam olarak bu.
Oysa suyun asıl kaybı artık banyoda değil,
ekranın arkasında yaşanıyor.
İnterneti hâlâ “soyut” bir alan sanıyoruz.
Bulut diyoruz, sanal diyoruz, dijital diyoruz.
Ama o bulutun altında çok somut bir gerçek var:
devasa veri merkezleri, gece gündüz çalışan sunucular ve onları serin tutmak için harcanan milyonlarca litre su.
Bir video izlemek, bir fotoğraf yüklemek, bir yapay zekâya soru sormak…
Bunların hiçbiri yalnızca elektrikten ibaret değil.
Elektrik, çoğu zaman suyla üretiliyor;
sunucular ise doğrudan suyla soğutuluyor.
Tek bir tıklama önemsizdir.
Ama milyarlarca tıklama, şehir ölçeğinde bir su tüketimi yaratır.
Dijital İsraf: Görünmez Ama Derin
En tehlikeli israf türü, fark edilmeden yapılanıdır.
Dijital israf tam olarak budur.
Gereksiz yere 4K izlenen videolar,
yıllarca açılmayan dosyaların bulutlarda tutulması,
sürekli açık kalan platformlar,
kripto madenciliği ve kontrolsüz yapay zekâ kullanımı…
Bunların hiçbiri gözle görülmez.
Musluk damlamaz, sayaç dönmez.
Ama su yine de eksilir.
Biz “online” kaldıkça,
bir yerlerde bir nehir sessizce çekilir.
Nükleer Enerji ve Su Çelişkisi
Nükleer santraller genellikle “temiz enerji” başlığı altında sunulur.
Karbon salımı düşüktür, evet.
Ama suya bakmadan yapılan her çevre hesabı eksiktir.
Nükleer santraller:
Aşırı miktarda soğutma suyuna ihtiyaç duyar,
Aldıkları suyu ısıtarak geri bırakır,
Bu da su ekosistemlerinde termal kirlilik yaratır.
Kuraklık arttığında ise sorun daha çıplak hâle gelir:
Tarım mı öncelikli olacak,
içme suyu mu,
yoksa enerji üretimi mi?
Bu soru teknik değil, ahlaki bir sorudur.
Ve iklim krizi derinleştikçe, nükleer santrallerin “istikrarlı enerji” olduğu iddiası da giderek zayıflar.
Çünkü su yoksa, santral de yoktur.
Kendi Kendini Besleyen Bir Kriz
Dijitalleşme artıyor.
Enerji ihtiyacı büyüyor.
Enerji üretimi suya bağımlı kalıyor.
Su azalıyor.
Bu bir ilerleme çizgisi değil;
kendi kendini tüketen bir döngü.
Ve biz hâlâ su krizini yalnızca bireysel tasarruf tavsiyeleriyle konuşuyoruz.
Çözüm Var mı?
Çözüm, teknolojiden kaçmak değil.
Ama sınırsız dijital konforun bedelsiz olmadığını kabul etmek.
Veri merkezlerinde susuz veya kapalı devre soğutma sistemleri zorunlu hâle gelmeli.
Dijital şirketler su tüketimlerini açıklamakla yükümlü olmalı.
Enerji politikaları “karbon” kadar su dayanıklılığı üzerinden de değerlendirilmeli.
Dijital minimalizm bir yaşam tarzı değil, toplumsal bir zorunluluk olarak ele alınmalı.
Son Söz
Su artık yalnızca doğanın değil, dijital çağın da meselesi. Ekrana her dokunduğumuzda,
bir damla suya da dokunduğumuzu bilmezsek, ilerleme dediğimiz şey sadece daha hızlı bir tükenişten ibaret kalır.




YORUMLAR