Herkes özgür olmak istiyor.
Ama kimse özgürlüğün sınırını konuşmak istemiyor.
Çünkü sınır konuşulduğu anda insan, kendisiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Bugün sıkça duyduğumuz bir cümle var:
“Ben özgürüm.”
Peki neye göre?
Herkesin kendi tanımını yaptığı bir özgürlük anlayışı…
Kimi için sınır tanımamak,
Kimi için kimseye hesap vermemek,
Kimi için ise yalnızca “canının istediğini yapmak.”
Ama gözden kaçan bir gerçek var:
Sınırı olmayan özgürlük, eninde sonunda başka birinin alanına çarpar.
Özgürlük mü, kontrolsüzlük mü?
Günümüz dünyasında bilinçli şekilde ve bazen de bilmeden özgürlük çoğu zaman “sınırsızlık” ile eş anlamlı hale getirildi.
Sınırsızlık, özgürlük değil; yönsüzlüktür.
Canı ne isterse yapan, hiçbir ölçü tanımayan bir insan.
Bu kişi gerçekten özgür mü, yoksa arzularının peşinde sürüklenen biri mi?
İnsan, kendine bir çerçeve çizmediğinde boşlukta kalır. Boşluk, insanı en çok yoran şeydir.
İslam’da özgürlük: Nefsine rağmen doğruyu seçebilmek
İslam, özgürlüğü yok saymaz.
Ama onu başıboşluk olarak da tanımlamaz.
İnsana irade verilmiştir.
Düşünebilir, seçebilir, karar verebilir.
Fakat bu özgürlük, sorumluluktan bağımsız değildir.
Bu yüzden İslam’da özgürlük,
her istediğini yapmak değil;
nefsine rağmen doğruyu seçebilmektir.
Güç, arzuların peşinden gitmekte değil, onları yönetebilmektedir.
Sınırlar: Kısıtlama değil, korumadır
Bugün en çok rahatsız olunan kavramlardan biri: Sınır. Çünkü sınır denildiğinde akla hemen kısıtlanmak gelir. Oysa her sınır bir engel değildir; bazıları korumadır.
İslam’ın koyduğu ölçüler de böyledir.
İnsanı kendine zarar vermekten alıkoyar, aileyi korur, toplumsal dengeyi korur, hak ihlallerinin önüne geçer.
Üstelik bu ölçüler, bireyin keyfine göre değil; insanın yaratılışına uygun şekilde belirlenmiştir.
Bir iş yerini düşünelim:
Herkes “ben özgürüm” diyerek kuralları yok saysa ne olur?
Düzen bozulur, güven sarsılır, sistem çöker. Hayat da böyledir.
Kuralsızlık özgürlük değil, kaostur.
Gerçek özgürlük: Allah’a hakkıyla kul olabilmektir
İnsan ya nefsinin peşinde sürüklenir mahvolur ya da Allah’a hakkıyla kul olur.
Sürekli nefsinin etkisinde olan, canının her istediğini yapan kişi özgür olduğunu zanneder. Aslında arzularının peşinde savrulur. Hevesleri değiştikçe yönü de değişir.
Allâh’a hakkıyla kul olan ise insanların beklentilerinden, toplum baskısından, nefsinin dalgalanmalarından bağımsızlaşır.
İşte gerçek özgürlük budur.
Bilmeden özgürlük olmaz
Bugün birçok insan "özgürüm” diyor.
Ama bu iddianın içi çoğu zaman doldurulmuyor.
Çünkü özgürlük, yalnızca bir his değil; bir bilinçtir.
Neye göre yaşadığını bilmeyen biri, ne kadar özgür olduğunu da bilemez.
İnsanın önce yönünü tanıması gerekir.
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu…
Neyin kendisine fayda, neyin zarar getirdiğini…
İslam bu noktada insana başıboş bir alan bırakmaz; aksine ona bir ölçü sunar.
Helal ve haram sınırları, yalnızca yasaklar listesi değil; insanın kendini ve hayatını koruyabilmesi için çizilmiş bir çerçevedir.
Aynı şekilde sadece haklardan söz etmek yeterli değildir.
Sorumluluklar göz ardı edildiğinde denge bozulur. Bugün yaşanan birçok problemin temelinde de bu kopukluk vardır.
İnsan, havada savrulan bir yaprak değildir. İradesi vardır, seçimleri vardır.
Ve her seçimin bir karşılığı vardır.
Bu yüzden özgürlük, rastgele yaşamak değil; bilerek, anlayarak ve sorumluluğunu taşıyarak yaşamaktır.
İnsan hak ve sorumluluklarını bildiği kadar ve bu sorumluluklarını yerine getirdiği kadar özgürdür. Ve bilmeden kurulan her özgürlük iddiası, insanı özgürleştirmez… sadece yönsüz bırakır.
Son söz
Unutmayalım ki mesele özgür olmak değil. Neye göre özgür olduğumuzu bilmektir.
Çünkü bilmediğimiz bir şeyin sınırını çizemeyiz. Öğrenmeden konuşulan özgürlük, insanı özgürleştirmez sadece savurur.
Yönümüzü kaybettiğimizde kendimizi de özgürlüğümüzü de kaybederiz.




YORUMLAR