Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog

Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog


CEMİYET (TOPLUM) YALANLARI

05 Haziran 2026 - 22:33


Aaaah aaahhh!
Neler yaşanmıyor hayatta. Olmaz dediğimiz nice şeyler kolayca oldu bitti. Yeniler de hâlâ olup bitmeye devam ediyor. Bu gidişle de dünya hayatı boyunca devam edecek.

Kimi şeyler bir insanla, kimi şeyler bir grupla ve kimi şeyler de çok basit bir teknolojik araçla gerçekleşmektedir. Aslında anlatacağımız şeyler bir ömür boyu sizin de karşılaşma ihtimalinizin olduğu şeyler. Az bir şey dikkat çekmek istiyorum. Başlıyoruz:

Bir zamanlar Yeşilçam filmlerinde “cemiyet insanları” vardı. Kravatları ütülü, tebessümleri ölçülü, sözleri cilalı insanlar. Büyük salonlarda ellerinde ince belli değil, uzun ayaklı bardaklar taşır; cümlelerinin yarısını da yabancı kelimelerle süslerlerdi. Fakire yardım geceleri düzenlerler, yardım ettikleri fakirin adını da ertesi gün gazeteye manşet yaptırırlardı. Şimdi de bu türden mahlukatlar mevcut. Onlar ki tebessümü sinsice, sözleri yalan dolan, ellerinde şerbet görünümlü zehir ve benzeri şeyler olan, toplumun aklıyla oynayıp, iyi niyetleri suistimal uzmanlığı yapanlar. Allah bizleri onlardan korusun. Âmin.

Onların filmlerde değişmeyen bir özelliği vardı: Fakirin yanına gidince merhamet dağıtır, zenginin yanına gidince eğilir, güçlünün yanında ise omurgalarını vestiyere bırakırlardı. Biz yaştakiler o zamanlarda bunların film karakteri olduğunu zannediyorduk. Meğer bu fragmanmış. Geç öğrendik. Belki geç kaldık bazı şeylere ama yine de nefes aldığımız için umutluyuz.

Bugün sadece dekor değişti. Kristal avizelerin yerini filtreli fotoğraflar, büyük salonların yerini sosyal medya ekranları aldı. Eskiden davetiyeler basılırdı, şimdi "hikâyeler" paylaşılır oldu. Ama cemiyetin ruhu ölmedi. (Çok hassas ve dil özelliğini bilmeyenler için buradaki kullandığım “ruh” kelimesinin bildiğimiz anlamda ruh olmadığını açıklamak istedim. Neme lazım, fetva makamları çalışıyor. )

Çünkü “cemiyet” insanı denilen şey çoğu zaman bir insan değil; bir rol, bir maske, bir gösteri sanatıdır. Bu sanatı icra edenlerin insanlara çekinmeden söyledikleri bazı büyük yalanlar vardır. Dilerseniz onları tek tek açıklayalım:

Birinci Yalan: "Biz çok mütevazıyız."
Elbette mütevazı olmak önemli bir haslet. Bu haslet insana ancak değer kazandırır. Yokluğu ise büyük yaralar açar.

Günümüz “yardımseverlerin (!) bazıları” mütevazılıklarını göstermek için fotoğrafçı çağıran insanlar var artık. Bir yetime ekmek verirken üç açıdan görüntü alanlar, yardım paketinin üstüne kendi adını yazanlar, sadakayı bile reklam panosuna çevirenler sarmış dört bir yanımızı. Bazen de bu yardımseverler o kadar çok yardımsever oluyor ki yardımseverliklerinden neredeyse ölecekler. Şimdi soralım:

Bir insan yaptığı iyiliği dünyanın görmesini istiyorsa, yaptığı şeyin adı iyilik mi olur, yoksa reklam mı?

Önceleri sağ elin verdiğini sol el bilmesin denirdi. Şimdi sağ el veriyor, sol el videoya çekiyor. Yardım kolileri büyüdü ama vicdanlar küçüldü. Hele bir de “nakit” olayı işin içine girince ne dostlukları bırakıyor ne de dini kaide ve kültürel değerleri.

İkinci Yalan: "Biz toplum için çalışıyoruz."
Hayır... Koca bir yalan bu.

Bu yalanı söyleyenler çoğu zaman toplum için değil, toplumun sırtında yükselmek için çalışırlar. Çünkü bazıları insanları basamak değil, asansör olarak görmektedirler.  Bunlar insanlarla dost olmaz; yatırım yaparlar. Verdikleri selamları bile geri dönüşüm endekslidir.

Bu kimseler için, yani cemiyet için varız diyenlerin birçoğu, işine yarıyorsan sana “kardeşim" demektedir. Yarının herhangi bir yerinde işin bitince seni tanımak bir yana, yok etmek için ellerinden geleni yaparlar. Hayatın hangi sahnesine bakarsanız bakın; siyaset, ekonomi ve kültürel değer yapıları başta olmak üzere bunlara adım başı rastlamak kuvvetle muhtemel bir durumdur. Çünkü bazı insanların lügatlerinde “insan” yoktur. Orada sadece "çıkar", "bağlantı", "kazanç" ve "fayda" yazar. Pragmatizm denilen felsefi ekolün temsilcileri, ateşli savunucuları hiçbir zaman bitip tükenmemiştir.

Üçüncü Yalan: "Biz çok moderniz."
Modernlik nedir? Önce bunu bilmeli, anlamalı ve konumlandırmalıyız. İnsanın ahlakını çıkarıp yerine marka etiketi takması mıdır acaba modernlik? Yoksa aileyi eski kafalılık, sadakati geri kalmışlık, hayâyı çağ dışılık ilan etmek midir?

Bazılarının modernlik anlayışı, değerlerinden utanmak üzerine kurulmuş bir kostüm balosu gibidir. Kendi özünden kaçan insanlar, başkalarının taklit gölgesine sığınıp yaşayarak asalaklıklarını sürdürmeyi hedeflemektedirler.

Bakın! Bir ağacı kökünden koparabilir ve o ağaç bir süre yeşil görünebilir. Peki ama kuruması? İşte o, sadece zaman meselesidir.

Dördüncü Yalan: "Herkes bizi seviyor."
Yok öyle bir şey kardeşim yok... Bunu diyenlerin kara kaplı kitaplarında bazı insanlar sevilmez, kullanılır. Bazıları saygı görmez, onlardan korkulur. Bazıları değerli değildir, sadece onlardan menfaat sağlanıyordur. Ve menfaatin olduğu yerde de alkış çok olur. Ama alkış almak, haklı olmanın delili sayılamaz. Firavun da alkışlandı. Nemrut'un da yanında durdular. Tarih boyunca zalimlerin çevresi hep kalabalıktı. İyi bilinmeli, görülmeli ve anlaşılmalıdır ki kalabalık olmak haklı olmak anlamına gelmemektedir. Nitekim Yüce kitabımız Kur'an’da şöyle buyurulur:

Anlamı: "Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar..." (En’âm/116)

Hakikat her zaman kalabalıkların elinde dolaşan bir oyuncak olmamıştır. Bazen hakikat bir kişinin omzunda taşınmıştır. O bir kişi, tek başına kalsa bile dünyaya, zalimlere ve aymazlara her daim karşı durur ve hakikatin sesi olur.

Beşinci Yalan: "İtibarımız var."
Bu söz beni bazen çok güldürüyor. Aslında hakikati bilen herkesi güldüren bir ifadedir. Peki itibar nedir? Pahalı saatler ve giysiler mi? Gösterişli yaşam, arabalar ve imkanlar mı? İsminin önüne eklenen ve nereden/nasıl aldıkları unvanlar mı? Bir insanın değeri kartvizitinin kalınlığıyla mı ölçülür yoksa gerçeklere olan yakınlığıyla mı?

Ah be dostlar, bugün insanlar karakter inşa etmeyi bıraktı, imaj inşa etmeye başladı. Pardon, inşa demeyelim, cilâlaması diyelim.

Günümüz toplumlarında ruhlar aç, fotoğraflar tok, kalpler yorgun ve bitap...Yüzler gülüyor ama gözlerin içinde büyük bir yalnızlık oturmuş kalkmıyor. Çünkü gösteriş, ruhu beslemez/besleyemez.

Gelelim Yeşilçam'dan Gerçeğe
Yeşilçam filmlerinde son sahneler olurdu. Maskeler düşerdi. Kötü adam/adamlar kaybederdi. Mazlum/mazlumlar kazanırdı. Müzik yükselir ve film biterdi.

Ama gerçek hayat biraz farklı. Aslında çok farklı. Burada film bitmiyor. Burada sahne hâlâ devam ediyor. Ve toplumun büyük kısmı figüran olduğunu fark etmeden başkalarının yazdığı senaryoda rol yapmaya devam ediyor. Düşünsenize dostlarım; birileri neyi giyeceğine, neye güleceğine, neyi düşüneceğine, neyi alkışlayacağına karar veriyor. Ve maalesef insan farkında olmadan kendisini kaybediyor. Allah’ın Rasülü Aleyhisselam bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur diye rivayet edilmiştir:

Manası: "İnsan kişi sevdiği ile beraberdir."
İnsan sadece arkadaşının değil, hayran olduğu hayatın da yolcusudur. Bu sebeple de kime hayran olduğumuza dikkat edelim. Çünkü yürüdüğümüz yol, hayranlık duyduğumuz insanların izleriyle doludur. İzler de bizim rotamızı gösterir. İyi rota oluşturalım ki takip edeler de selametle yürüsünler.

Makalemizin sonuna doğru yaklaşırken, bugün toplumun önüne konulan en büyük tuzaklardan birinin "cemiyette kabul görmek" olduğunu söyleyebilirim.

Çoğu kimse artık doğru olmak yerine kabul edilmeyi, ahlaklı olmak yerine görünmeyi, değerli olmak yerine değerli görünmeyi tercih ediyor maalesef. Bir maske takıyorlar. Sonra o maskeyi yüzleri sanıyorlar. Zaten enteresan olan şeylerden biri de bu. Kendi yalanlarına inanmak.

İnsan aynadan/aynalardan kaçabilir lakin vicdanından kaçamaz. Gün gelir; alkışlar biter, salon boşalır, ışıklar söner, kameralar kapanır, filtreler silinir, unvanlar düşer, kalabalıklar dağılır. İşte, işte o zaman insan, bütün cemiyetlerden uzak, kendisiyle baş başa kalır. Ve orada tek bir soru kalır: "Seni seven insanlar mı vardı yoksa oynadığın karakteri alkışlayan seyirciler mi?"

Çünkü yalanla kurulan her cemiyet, er ya da geç kendi sahnesinin altında kalır. Hakikat geç yürür, ağır yol alır gibi görülse bile mutlaka menzile yetişir. Endişe etmeye mahal vermeden hakikatin yılmaz taraftarı olmanın asaletiyle yaşayıp insan kalmaya çaba sarf edelim. Doğru olan da bu.

Kalalım sağlıcakla…

Gökmen CAN-Eğitimci Sosyolog

Reklam
Serbest Kürsü: Bu köşede yayımlanan yazılar, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında yazarlarının şahsi görüşlerini içermektedir. Yazılardaki hukuki ve fikrî sorumluluk yazarına aittir. Taşköprü Gazetesi, karşı görüşlerin ve cevap hakkının kullanılmasına açıktır.
Reklam

YORUMLAR

  • 5 Yorum
  • Seyfullah Sarıaslan
    1 saat önce
    Hakk'ın hatırı âlidir, Bir amel Allah için değilse hiç bir hükmü yoktur. Yapan şirke düşmüş olur
  • Gülsüm Demiroğlu
    3 saat önce
    "Cemiyet Yalanları" sadece bir eleştiri yazısı değil, insanı kendi vicdanıyla yüzleştiren, hakikatin ve vicdanların sesi olan, nice insanın yüreğine dokunacak, çok anlamlı bir yazı olmuş.. Günümüzün, alkış, gösteriş ve kabul görme çabası içinde kaybettiği değerler, kaybolan insanlık, unutulan vicdan ve maskelerin ardındaki gerçek yüzler anlatılmış .. Her satırında saklanan gerçekleri ve susturulmaya çalışılan vicdanların sesini hissettim . Kalemine, her zaman ki gibi, kelimelerle birlikte samimiyet ve vicdan da eşlik etmiş.. Güçlü bir farkındalık oluşturacağını düşünüyorum.. Eline, emeğine, kalemine, yüreğine sağlık değerli arkadaşım..
  • Gökmen Can
    3 saat önce
    Çok ama çok teşekkür ediyorum değerli arkadaşım. Zaten maksadımız zikrettiğiniz şeylere vesile olmaktır. Allah bizleri hayırlı niyetler ve ameller üzerine sabit kılsın. Selam ve dua ile...
  • Ahmet Canpolat
    11 saat önce
    Klavyene sağlık üstadım.
  • Gökmen Can
    7 saat önce
    Diline sağlık değerli hocam. Yüreğin dert görmesin.