Dünya Hırsı, Manevi Körlük
Bugün toplum olarak büyük bir çelişkinin tam ortasındayız. Bir yanda ardı arkası kesilmeyen cinayetlerin ve toplumsal acıların yasını tutarken; diğer yanda pek çok şehirde "sanat" adı altında sergilene rezaletler…
Son dönemde bazı sanatçıların uyuşturucu operasyonlarıyla anıldığı, toplumsal ahlakın ciddi yaralar aldığı bir dönemde; gençliği ifsat eden bu "konser sevdası" ve sahnelerdeki teşhir yarışı neyin nesidir?
Adana’da Manifest gelecekmiş böylesi bir ortamda izin verilecek mi gerçekten?
Mevki, makam ve daha fazla maddi kazanç hırsı; sanatçıları toplumsal değerlerin ve manevi sınırların dışına itmektedir. Bir zamanlar yeteneğin ve sesin konuştuğu sahnelerde, bugün iç çamaşırı niteliğindeki kıyafetlerle boy göstermek, sanattan ziyade bir "dikkat çekme" operasyonudur. Bu noktada sormak gerekir: Gençliğin önüne koyduğumuz rol modeller bunlar mı olmalı?
Hayatın sadece bu dünyadaki ışıltılı sahnelerden ibaret olduğu zannı, insanı en büyük sorumluluğundan, yani vebal bilincinden uzaklaştırmaktadır.
Biz neden her şeye prim veriyoruz? Neden kültürel ve inanç dünyamıza aykırı olan bu durumlara bir "dur" demiyoruz?
Yaşadığımız afetler ve toplumsal sarsıntılar bizlere her an ölümün nefesini hatırlatırken; sanat dünyasının hiçbir şey yokmuşçasına ölçüsüzlüğü kutsaması büyük bir gaflettir.
Ölüm ötesini gündemine almayan, sadece bu dünyanın alkışına talip olan bir anlayış, ruhu beslemek yerine onu karanlığa sürükler. Adana’da veya Türkiye’nin herhangi bir yerinde planlanan etkinliklerin, toplumun inanç dünyasıyla ve "Huzur-u İlahi" bilinciyle örtüşmesi bir tercih değil, vicdani ve imani bir zorunluluktur.
Vatandaşlarımızın eğlenmesi ve müzik dinlemesi elbette bir haktır; ancak bu hak, bizi biz yapan mukaddesatımıza ve ahiret inancımıza aykırı bir "başkalaşma" aracı olarak kullanılmamalıdır. Bizler adımlarımızı atarken "insanlar ne der?" değil, "Yaradan ne der?" sorusunu merkeze almak durumundayız.
Şöhretin pırıltısı, uyuşturucu girdabı veya teşhirin cazibesi; ölüm gerçeği karşısında birer seraptan ibarettir. Gençlerimizi bu seraba teslim etmek, sadece toplumsal bir hata değil, manevi bir yıkımdır. Bizim medeniyetimiz "Edep Yahu!" diyen bir mirastır. Bu mirası, üç günlük dünya kazancı için heba etmemek her birimizin asli vazifesidir. Artık bir yerde durmalı ve ebedi hayatı merkeze alan bir ölçü belirlemeliyiz.
Mahmut Eraslan





YORUMLAR