Ahmet EROL

Ahmet EROL


KIRIK KALIPLAR  VE DUVARLARIN ARDINDAKİ SESSİZLİK

11 Mayıs 2026 - 21:13

Çocukların en büyük ihtiyacı, duyulmak ve anlaşılmaktır. Daha önce yazdığım deneme ve Makalelerde Öğretmenliğin olmazsa olmazları ve Etkili öğretmen üzerineydi .Bugün gelinen noktada Eğitimde nefer olabilmek ,aile ile bağları güçlendirmek ve kıymetlimiz olan çocuklarımızın üzerindeki sessiz çığlığın ve gölgenin asla göz ardı edilmemesi olacaktır. Görev ve sorumluluk anlamında sahip olduğumuz değer ve şahsiyet çocuğumuzu yansıtmaktadır. Biz değer ve Terbiyeyi ailelerimizden alırız. Gün geçtikçe bu anlam şekillenir ve kişiliğe dönüşür. Ondan sonraki hayatımıza buna göre yön verir olaylara  perspektif bir pencereden bakarız. Buda bizim hayatta  nasıl bir insan olduğumuzun göstergesidir. İşte  bu noktada Şekillenme başlar artık.  Sorumluluk bilinciyle yoğrulmuş bir sevgi yumağı haline dönüşürse gerçek eğitim başlar. Eğitim yalnızca okulda verilen derslerden ibaret değildir; çocukların karakterini, değerlerini ve hayata bakışını şekillendiren en önemli unsur  ilk önce aile ortamıdır. Anne-baba, çocuğun ilk öğretmeni ve en güçlü rehberidir.  

Güvenin ve sevginin gücünü hissetmesi lazım çocuklarımızın. Bir çocuk, kendisini koşulsuz seven bir aile ortamında büyüdüğünde öğrenmeye daha açık olur.  

Örneğin; Derslerinde zorlanan bir öğrenciye “Sen yapabilirsin, biz senin yanındayız” diyen bir anne-baba, çocuğun özgüvenini yeniden inşa eder. İlgilenilmeyi ve dinlenilmeyi başarma duygusuyla eşdeğer tutar.Çocukların en büyük ihtiyacı, duyulmak ve anlaşılmaktır. “Bugün okulda seni en çok mutlu eden şey neydi?” diye soran bir baba, çocuğun kendini değerli hissetmesini sağlar.  Sevgi kadar sınırlar da önemlidir. Aile, çocuğa sorumluluk bilinci kazandırarak onu hayata hazırlar.  Evde küçük görevler (masayı hazırlamak, kitaplarını düzenlemek gibi ) veren bir anne, çocuğun düzenli ve sorumluluk sahibi olmasına katkı sağlar. Kitap okuyan bir anne-baba, çocuğa okumak değerli bir alışkanlıktır mesajını verir.   Çocuklar, anne-babanın davranışlarını gözlemleyerek öğrenir. Ailelerin üzerine düşen görev, yalnızca çocuklarının akademik başarısını desteklemek değil; onların ruhunu beslemek, değerlerini şekillendirmek ve hayata güvenle bakmalarını sağlamaktır. Eğitim, sevgiyle başlar; okulda devam eder; toplumda olgunlaşır. Onların sessiz çığlıklarını duyabilmek ,fark edebilmek okul ile koordineli çalışarak uyarılara ve yönlendirmelere kulak vermek çok önemlidir.Okul yalnızca ders anlatılan, sınav yapılan, not verilen bir sistem unsuru değildir. Aynı zamanda okul ,Bir milletin geleceğini inşa eden görünmez bir mimardır. Bir çocuğun gözündeki umut, bir öğretmenin yüreğindeki fedakârlık ve bir velinin evladı için kurduğu hayaller aynı çatının altında birleşir. Ancak bugün eğitim sistemi, birçok görünmeyen yarayla mücadele etmektedir. Ne yazık ki bu yaraların en ağırını çocuklarımız taşımaktadır.
Günümüzde eğitimde yaşanan en büyük sorunlardan biri, çocukların “anlaşılmadan” büyütülmesidir. Başarı; sadece sınav puanlarıyla ölçülür hâle gelmiş, öğrencilerin yetenekleri, duyguları ve hayalleri çoğu zaman ikinci plana itilmiştir. Oysa her çocuk aynı değildir. Kimi matematikte parlar, kimi resimde, kimi bir şiirde kendini bulur. Ama sistem, herkesi aynı kalıba sığdırmaya çalıştığında; başarılı öğrenciler değil, yorulmuş çocuklar ortaya çıkmaktadır. Bir başka önemli sorun ise öğretmenin giderek yalnızlaşmasıdır. Eskiden öğretmen; mahallenin saygı duyulan rehberi, toplumun vicdanıydı. Bugün ise çoğu öğretmen, hem ağır sorumlulukların hem de değersizleştirilmenin yükünü taşımaktadır. Kalabalık sınıflar, artan evrak işleri, iletişim sorunları ve tükenen motivasyon; eğitimin ruhunu sessizce yıpratmaktadır. Çünkü unutulmamalıdır ki yorgun bir öğretmen, bir neslin umudunu taşımakta zorlanır.

Teknolojinin kontrolsüz kullanımı da eğitimde derin yaralar açmaktadır. Telefon ekranlarına sıkışan çocuklar artık uzun süre düşünemiyor, okuyamıyor, sabredemiyor. Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça öğrenmenin değeri azalmış gibi görünmektedir. Oysa bilgiye ulaşmak değil, bilgiyi anlamak ve hayata dönüştürmek asıl eğitimdir. Ailelerin yaşadığı ekonomik sıkıntılar da eğitime doğrudan yansımaktadır. Bir öğrencinin çantasında  bazen huzur, bazen güven, bazen de geleceğe dair umut eksiktir hep. Karnı aç gelen bir çocuğa matematik öğretmek kolay değildir. Çünkü insan önce kendini güvende hissetmek ister.

Çözüm bunları anlamak ve idrak etmekten geçer aslında. Çözüm Önce çocukları gerçekten dinlemekten geçmektedir. Her öğrencinin bir birey olduğu unutulmamalıdır. Eğitim sistemi ezberleten değil; düşündüren, sorgulatan ve insan yetiştiren bir yapıya dönüşmelidir.

Öğretmenlerin maddi ve manevi olarak güçlendirilmesi, eğitimin kalitesini doğrudan artıracaktır. Çünkü güçlü öğretmen, güçlü toplum demektir. Aile, okul, öğretmen, idare  ve toplum birlikte hareket etmelidir. Bir çocuğun eğitimi yalnızca okulun görevi değildir. Sevgiyle büyüyen çocuk, saygıyla öğrenir. Güven duyan çocuk, korkmadan başarır.
Teknoloji ise yasaklanması gereken bir düşman değil; doğru kullanılması gereken bir araç olarak görülmelidir. Çocuklara ekran bağımlılığı değil, bilinçli teknoloji kullanımı öğretilmelidir. Yeterince aile ziyaretleri yapılmalı ,mümkün olduğunca aileler eğitimin içine sac ayağı şeklinde dahil edilmelidir. Kitap okuma alışkanlığı yeniden kazandırılmalı, çocukların hayal kurmasına fırsat verilmelidir. Belki de eğitimin en büyük eksikliği; insan yetiştirmeyi unutup sadece başarı yetiştirmeye çalışılmasıdır. Oysa bir çocuğun kalbine dokunamayan hiçbir eğitim sistemi tam anlamıyla başarılı olamaz. Çünkü eğitim; bazen bir öğretmenin öğrencisine “Sana inanıyorum.” demesidir. Bazen bir çocuğun sessizce anlaşılmayı beklemesidir.

Ve bazen de bir milletin geleceğinin, bir sınıfın içinde yeniden filizlenmesidir. Aile ,Okul yönetimi ve öğretmenlerle kurulan bağ, çocuğun okuldaki "psikolojik güvenliğini" artırır. Öğretmenle kurulan iletişim "hesap sorma" değil, "nasıl destek oluruz?" odaklı olmalıdır. Bir okuldaki öğretmenler, idare ve  tüm çalışanlar dahil olmak üzere  güvenlik personelinden tutunda yardımcı hizmetler ve okul aile birliklerine varıncaya kadar  arkasında destekleyici bir aile olduğunu bildiği çocukla daha proaktif bir bağ kurma eğilimindedir. Bu bir çağrıdır. Okul aile birlikleri  Okulun ihtiyacı olduğunda değil , veliler Sadece sorun olduğunda değil,  sadece Şikayet etmek için değil, hesap sormak için değil, eksikleri görmek ve eleştirmek  için değil   olumlu gelişmeleri paylaşmak veya gönüllü etkinliklere katılmak için de okulda bulunun. Unutmayın asil insan idare eder çözüm bulur. Aciz insan daima şikayet eder bahaneler üretir. Sizin okulda "varlığınız", çocuğun orayı evi gibi benimsemesini sağlar. Çocuğun  Sosyal Çevresinin Şekillenmesini sağlar. Çocuğun okul ortamındaki huzuru, arkadaşlık ilişkileriyle doğrudan ilintilidir.

ev sahibi aslında sizsiniz. Çocuğun arkadaş grubunu ve ailelerini tanımak için dışarıda organizasyonlar yapın. Okul dışındaki bu bağlar, okul içindeki akran zorbalığı riskini azaltır ve çocuğun sosyal kalkanını güçlendirir.

​Rol ve model olmanız, sizin diğer velilerle kurduğunuz nezaketli ve çözüm odaklı iletişim, çocuğunuzun okul arkadaşlarıyla kuracağı ilişkiye "şablon" oluşturur. Asla unutulmamalıdır ki Okulun sadece "not alınan bir yer" değil, "yaşam alanı"  olduğu bilinmelidir.                                                                                                                                               
***UNUTULMAMASI GEREKEN BİR ŞEY DAHA VAR.ÖĞRETMEN TOHUMDAKİ AĞACI GÖREBİLENDİR ASLINDA .ÇÜNKÜ HER TOHUM AĞAÇ OLMUYOR.***

Reklam
Serbest Kürsü: Bu köşede yayımlanan yazılar, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında yazarlarının şahsi görüşlerini içermektedir. Yazılardaki hukuki ve fikrî sorumluluk yazarına aittir. Taşköprü Gazetesi, karşı görüşlerin ve cevap hakkının kullanılmasına açıktır.
Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum