ROPÖRTAJ / SÖYLEŞİ Mütefekkir, Yazar Abdulaziz TANTİK
Tarihe not düşmek, eli kalem tutan herkesin doğal görevidir. Kitlelerin dikkatle takip edip istifade ettiği, kıymetli yazarımız Abdulaziz Tantik beyin sorularımıza verdiği cevaplarını dikkatlerinize sunarken, kendilerine teşekkür eder, kıymetli okuyucularımıza keyifli okumalar dileriz.
11 Aralık 2025 - 00:48
Özel Röportaj
Konuk: Abdulaziz Tantik
Kendinizden kısaca bahseder misiniz? (Adana ve sivil toplum çalışmaları vs.)
Ben Mardin Mazıdağı doğumlu, Adana büyüme ve İstanbul’da ikamet ediyorum… Tabii ki çocukluğum, gençliğim, orta yaş halim ve okul serüvenim hep Adana’da geçti… Adana İmam Hatif lisesinde okudum, sonradan dışarıdan bitirdim, seksen öncesi, okulu bırakmıştım… Daha sonra askerlik ve seksen beş mayıs itibarı ile yeni bir hayata başladım. İşte bu hayatın başlangıcı, bir arkadaşımın rüyasında da izhar olan biçimi ile ‘ ben askerliğimi yaptım, artık ciddi bir şekilde dinimi yaşamalıyım’ irade beyanıdır. Bu irade beyanı üzerine uzun süre adana şalvarı ile yatıp kalktım, sürekli ilahi huzurda olmanın verdiği itminanı taşıdım. Sonra Mahalle Camisi ve orada başlattığımız siyer dersleri, kendi aramızda yaptığımız tefsirler, okuma serüvenleri, dışarıdaki müslüman şahısları ziyaret vesaire üzerine hikâye eder.
Memurluk hayatımı bıraktıktan sonra önce Akit Adana Temsilciliği ve ardından Yeni Şafak Adana Temsilciliği ile başlayan yeni bir hayat, arkadaşlar ile başlattığımız sohbetler vesaire ile Adana ilinde farklı grup ve arkadaşlar ile yürüttüğümüz çalışmalar vardır. İşte bunlardan biri de Umran dergisi Adana şubesi ve kitap evi yöneticisi olan Hikmet Yıldırım hocanın başlattığı Adana Sivil Toplum Teşekkülü ile kurulduktan sonra katıldığım Adana Mazlum Der şube yönetimi ve başkanlığı yanında 28 Şubat sonrasında da beş altı arkadaşın katılımı ile başlattığımız ortak eylemlilik halinin sürdürülmesi çabaları oldu… Oralarda tanıştığımız güzel insanların bir kısmı öldü, (Allah rahmet eylesin) bir kısmı ile hala görüşüyoruz.
Adana bu anlamda özel bir yerdir. Şadırvan nice güzel insana mekanlık yapmıştır. Orada Türkiye de bile konuşulmayan birçok konu erken dönemde konuşulurdu. Birçok önemli ismin orada yetiştiğini, kendini geliştirdiğini biliyoruz. Orada özel tartışma zeminleri olurdu. Bende o mekânın müdavimleri arasında sayılırım. Daha gençlik dönemlerinden itibaren oraya takılırdım.
Yazarlığa ve entelektüel çalışmalara yönelmenizde sizin için belirleyici olan dönüm noktası neydi?
Dedem ve babaannemin bana anlattığı öyküler, kahramanlarının hayatım üzerinde ciddi etkisi olmuştur. Okuma, yazma serüvenim de orada başlamaktadır. Özellikle imam hatip ortaokulunda okul yazı yayınları olurdu. Orada birkaç metnim yayınlanmıştı. Ayrıca edebiyat derslerinde yazı makalelerim de genelde yüksek not alırdı.
Sürekli kitap okumak, sürekli sohbet etmek, konuşmak, birileri ile buluşmak ve bir düşünce teatisinde bulunmak doğal olarak yazmaya yönelik bir isteği de beraberinde getirdi. Tabi İstanbul merkezli dergilerin çıkışı ve bizim de artık evet bizde bu meseleyi çözebiliriz dediğimiz noktada bir dergi çıkarma fikri gelişti. Beş altı arkadaş, Yeni Şafak temsilciliğinde bir araya gelerek, giderlerini birlikte paylaştığımız ve editörlüğünü sırayla yaptığımız mahalli bir dergi çıkarmaya başladık, adı Hikmet dergisi idi… İlkyazım orada yayınlandı. Arkadaşların çoğu da orada ilk yazılarını yayınladılar. Bana İstanbul dergilerinden teklifler tanıdıklar aracılığı ile yapılmaktaydı. Ama açıkçası kendime o kadar güvenmiyordum. Kendi çıkardığımız dergi olunca cesaret hâsıl oldu. Ve birçok kalemin varlığı oraya borçludur. Daha sonra adana mahalli bir haftalık dergisinde yazı tekliği geldi. Orada da yanlış hatırlamıyorsam, altı gibi yazdım. Zaten daha sonra İstanbul taşınması vesaire yeni bir hayata geçiş yapıldı.
İstanbul’a taşınmanızdan sonra yaşadığınız değişim ve yeni çevre sizin düşünce ve yazı tarzınızı nasıl etkiledi?
Tabi her insanın rüyası idi İstanbul, benim daha önce ziyaret ettiğim ve gittiğim bir yerdi. Orada toplantılara katılmıştım. Hatta bir Yeni Şafak Temsilciler toplantısında İstanbul da yazarlar ve yönetici kadroların olduğu yüze yakın temsilci huzurunda bir konuşma yapmıştım. Böylece İstanbul ile ilgili bir tanışıklığım vardı. Daha önce oraya yerleşmek ve birçok çalışmaya katılma arzum gerçekleşmedi.
İstanbul maceram, bir kitap evinin Sultan Ahmet kitap günleri ile başladı diyebilirim. Orada yüzlerce aydın, gazeteci ve yazar ile buluşma, tanışma imkânı bulundu. Bir ay boyunca kitap satışı yaptım. Bir çok ünlü isim ile tanışma imkânı buldum, sohbet ettim, yakından tanıma imkanı kazandım. Orada elde ettiğim tecrübe ile bana ‘Özgün İrade dergisinin editörü’ olur musunuz dendi… Bir iki işin sorunlu olması üzerine severek bu teklifi kabul ettim…
Yazı hayatım yeniden başlamış oldu. Tabi üç yüze yakın söyleşiyi gerçekleştirdim, orada çok güçlü bir idrak gelişti. Farklı akademisyen ve yazarlardan oluşmuş bu devasa topluluk ile tanışmak, konuşmak, birlikte vakit geçirmek güzel oldu. Yeni arkadaşlar edimdim, yeni kişiler ile tanıştım, yol arkadaşlığı genişledi, kitaplarını okuduğum kişilerde tanıştım, dost oldum…
Bütün bu tecrübeler beni kendimi tanıma, kendi kapasitemi anlama ve kendi farklılığımı bilme gibi bir konuma itti. Yazı hayatım zaten iyi başladı ve kesintisiz bir şekilde yirmi küsur yıldır devam etmektedir. Yazımın niteliği konusunda dışarıdan sürekli teşvik ve güzel ögütler aldım. Kendimi sürekli geliştirmenin yollarını aradım. İstanbul gibi bir yerde yaşamanın getirdiği güzellik ile yurt dışından gelen akademisyen ve entelektüel yazarlarla tanıştım. Bu bana daha da cesaret verdi. Bir ara haftada üç yazı yazmanın getirdiği yazı alışkanlığı hala devam etmektedir.
Kalemim, sürekli gelişerek, genişleyerek ve derinleşerek devam etmektedir. Hala internet ve üç aylık dergilere yazı yazmaya devam ediyorum.
Sivil toplum tecrübeniz (örneğin Adana Mazlum Der, gönüllü teşekküller vb.) ile fikir dünyanız arasında nasıl bir etkileşim oldu? Bu iki alan birbirini nasıl besledi?
Hayat bir tecrübe yumağıdır. Sivil toplum çalışmaları sizi düşünmeye davet etmektedir. Sürekli konuşan biri olarak daha fazla okumak ve düşünmek zorunda kalmaktasınızdır. Bu da doğal olarak düşünmeyi karakter haline getirmektedir. Sivil toplum çalışmaları bir derdin ve davanın varlığını ikame ederken, yazı yazmak bu derdi ve dava adamlığını bir sürekliliğe tevdi etmektedir. Fikir dünyamı belirleyen şey, babaannemin anlattığı kahramandır. O ilk günden itibaren beni farklı bir dünyaya taşıdı. Böyle bir kahraman olma rüyasını hep taşıdım. Bugün de o rüya devam etmektedir. İmam hatip mektebinde başlayan İslamcılık hareketine hala gönülden bağlılığım sürmektedir. Bu benim fikri muhayyilemi hep güçlü kılmıştır. Tabi ki yazılarımı takip edenler İslamcılığa yönelttiğim eleştirileri de bileceklerdir. İki kitap yayınlamış ve en azından iki kitabın yazıları da hali hazırda beklemektedir. Ama bugün İslam bir dava ve bir sorumluluk olarak kendi dava adamlarını beklemektedir. Modern düşüncenin tasallutundan kurtularak varlık sahasına çıkmayı beklemektedir. İşte benim fikri muhayyilem ve yazı serüvenim bu temel meseleye hasredilmiş bulunmaktadır.
Yazarlık, editörlük ve dergi-gazete çalışmalarınızda bugüne dek karşılaştığınız en büyük zorluk/engel ne oldu?
İnsanlar, hiçbir zaman kendilerinden daha iyi biri ile çalışmak istemezler. Yani kendi emirlerinde ve kendi sınırlarını çizdiği zeminde kalan kişiler değerli ve kabule mazhar kişilerdir. İşte bu temel yaklaşım ile sürekli başım dertte oldu… Televizyon programlarında da yazı hayatımda da editörlük zemininde bu hep başa bela bir olgu olarak önümde durdu. Hatta sivil toplum çalışmalarında da bir engel olarak önümde durmaktaydı. Bu noktada yapılacak bir şey yok. Herkes kendi tercihi ile yüzleşmeye devam edecektir. Bende kendi tercihimin yüzleşmesini sürdürmekteyim…
“İslami Hareket” sizin için ne ifade ediyor — kavramsal olarak ve pratik olarak?
İslami hareket; müslümanca bir hayatı ferdi ve sosyal planda yaşama çabası ve gayreti olarak görüyorum. Kavram ve pratik olarak aynı zemini paylaşır. Bir müslüman, müslümanca bir hayatı ve düşünceyi kendisine dava ediniyorsa doğal bir İslami hareket ferdi olarak kayıtlara geçer. İslami hareket bağlamında yapılan yanlışlar, kişisel marazlar vesaire İslami hareket kavramına ve davasına zarar veremez, vermemelidir de…
Günümüzde “İslami hareket / İslamcılık” algısının zorlukları nelerdir? Sizce hangi yanlış yaklaşımlar en yaygın?
Günümüz açısından meseleyi ele alırsak, epistemik/bilgi ve biliş zemini en tehlikeli olanıdır. Modern düşünce ve bilginin ürettiği bakışlar üzerinden İslamcılık ve İslami hareket olgusunu anlamak, eleştirmek ve yeniden tanımlama girişimleri başı başına sorunsal bir alan oluşturur. Kişisel hatalar ile düşünsel hataları bir araya getiren bu modern yaklaşım, en büyük sorunu teşkil eder.
Modern dünyada inanç, bilim, özgürlük gibi kavramların İslamî bakışla nasıl uyumlandırılabileceğini düşünüyorsunuz? Özellikle “teori” – “pratik” – “iman/amel” ayrımı bağlamında…
Modern dünyanın ürettiği kavramlar ile İslam üzerinden bir düşünsel muhasebe yapmaya yeltenmenin kendi içinde sorunlu tarafları oluşmaktadır. Çünkü dünya görüşleri arasındaki derin fark ve onların kavramlara yüklediği anlamların farklılığı dikkatten kaçırıldığı andan itibaren baskın olan düşünce kavramın içeriğine mahkum olunmaktadır. İnanç, bilim, özgürlük gibi kavramların her iki dünya görüşünde farklı anlamlara irca olunduğu bilinmelidir. Bu yüzden batılı kavramların müslüman sosuna batırılarak temize çıkarılması doğru değildir ve bugün iman amel bütünlüğünü ortadan kaldıran en büyük sebebe dönüşmüş olmaktadır.
Moda deyimle, Batılı kavramlar ajan provakatif kavramlardır ve kendi dışındaki dünya görüşlerinin altı boşaltarak kendi dünya görüşüne uygun kıvama getirme araçlarıdır. Bu tuzağa düşen, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Taoizm ve benzeri birçok geleneksel düşünce çökmüş durumdadır. İslam ile de bu tarz bir ilişki geliştirme arayışı uzun zamandan beri vardır. Bu tuzağa düşmüş müslüman aydınlar da vardır. Ama hala direnen ve kendi farklılığını izhar konusunda samimi düşünürlerin varlığı umut vermektedir.
Dolayısıyla bir uyumdan söz edilemez, İslam’ın kendi dünya görüşünün temel ilkeleri bağlamında yeniden kurgulanmaları gerekmektedir.
Teknoloji, bireyselleşme, seküler kültür gibi dönüşümlerin Müslüman birey ve toplum üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Giderek sekülerleşen bir müslüman dünya var karşımızda… Bu dünya İslam’dan giderek uzaklaşmaktadır. Sorunlara çözüm önerileri de batılı temel değer yargıları ile bütünleşme arayışında… Giderek müslüman kalmanın kendisi bir sorunsal alan üretmektedir. Propaganda dili üzerinden ve sosyal medya aracılığı ile kültürel dezenformasyonu da kullanarak algısal düzlemde müslüman olma kimliğini dejenerasyona sürüklemektedirler. Bu duruma karşı çıkmayı ise medeni olmamakla itham ederek onları kötülemekle gözden düşürme seanslarını her zeminde bulabiliriz…
Hayatın kolaylaştırıldığı tezi ile insanları büyüleyen bu yenidünya kültürü aynı zamanda insanları insanlıklarından çıkartarak birçok şeyi kabullendirmeye yöneltmektedirler. Aynı zamanda da kendi temel değerleri ile de yabancılaşmayı sağlamaktadır. Sadece açık bir göz ile etrafımızı gözetlediğimizde bunları görmek zor olmasa gerek!
Yazılarınızda ve kitaplarınızda (örneğin “Teori–Pratik ve İman–Amel” gibi) savunduğunuz temel tez nedir? Bugünün dünyasında bu tezin önemi ne?
İzutsu’nun ‘İslam Düşüncesinde İman’ kitabında İbn Teymiyye’nin iman tanımını; ‘ iman dil ile ikrar, kalp ile tasdik ve erkanı ile amel etmektir’ gündeme taşıyarak ‘ eğer bu tanım ilk andan itibaren kabul görseydi, dünya başka bir yere yönelirdi’ der… Ben de bu tanımı olmazsa olmaz bir kaide olarak görürüm. Modern düşünce bu iman ile amel arasındaki bağıntıyı kopardı. Ben müslümanım diyen kişi, yalan söylemekte bir beis görmemekte, günah işlemekten kaçınmamakta, hak yemeden duramamakta vesaire ve hala müslüman olduğunu iddia etmektedir. Halbuki her iddia ispatı icap ettirir. Müslüman kişi, kendi lehine ve aleyhine olan emir ve nehiyleri veri olarak kabul ederek hayatının nirengi noktası kılmakla yükümlüdür. Mümin, haramdan sakınan, kulluğunu yerine getiren ve ahlaki olarak ödün vermeyen kişidir. Ara sıra sürçse de hemen tövbe ederek kendini düzeltir ve yeniden aynı şekilde ödünsüz olarak yaşamaya devam eder. Tövbe kapısı sonuna kadar açık… Ama sürekli günaha bulaşmış ve ahlaki yetilerini kaybetmiş birinin müslüman kalma imkân ve ihtimali de ortadan kalkar. Ki zaten bunu modern müslüman zihinde izdüşümünü görmekteyiz. Camide müslüman meyhanede sarhoş, siyasette çıkarcı ve bencil, ticarette kazancı önceler…
Modern dünya insanı ve müslüman insanlar için iman amel teori pratik ilişkisi kaçınılmaz bir gerçekliğe sahiptir. Bütünlüğü kavramak ve öncelemek asli vazifedir… Böylece ahlaki tamlığı inşa etmeye zemin inşa edilebilir…
Güncel siyasal ve toplumsal konulara (örneğin Orta Doğu, Gazze, laiklik tartışmaları) yazılarınızda nasıl yaklaşmayı tercih ediyorsunuz? Eleştiriler mi, çözüm önerileri mi?
Uzun zamandır yazılarımı inşa etmeye yönelik bir bakış üzerinden değerlendiriyorum. Tabi ki güncel olaylara eleştirel bakılacağı gibi çözüm önerileri bakımından da yaklaşılmalıdır. Bu konuda bir denge arayışını önemli bulmaktayım. Bir yazar olarak önüme düşen bir sorunu doğru anlamak, onu çözümlemek ve yeni bir bakış üzerinden onu inşa etmenin imkanlarını konu almayı bir sorumluluk olarak addediyorum… Zaten makalelerimde daha çok İslam düşüncesi ve onu bugün doğru bir usul ve bakış üzerinden okumanın imkanları üzerine yazmaya çalışıyorum…
Bir yazar olarak hedeflerinizi ve vizyonunuzu nasıl tanımlarsınız — hem birey olarak hem de toplum için?
Bir insan olarak hayattaki amacımın anlamı nedir sorusuna cevap bulmak ve onu ulaştırmak… Büyük kudret ve Yaratıcı Kudret olarak Allah’ın beni yarattığı anlam üzerinden kendi doğama uygun hareket kabiliyetlerimi geliştirmek ve O’na yakınlığımı/kurbiyyetimi sağlayacak bir iman amel dengesine sahip olmaktır. Barışın ferdi ve toplumsal zeminde hayat bulmasına imkân sağlamak ve bu konuda çalışmalar içinde yer almak… Barışı sağlayacak, düşünsel, fiziksel ve psikolojik zeminleri doğru inşa ederek silm/barış üzere bir hayatı yaşamak…
Değişen, gelişen ve dönüşen dünyada sürekli ilahi inayete mazhar olarak yaşamaya çalışmayı öncelemek, onu dillendirmek ve insan, doğa, Allah arasındaki derin irtibatı sağlam bir zeminde kurarak ilişkileri ahlaki zeminde yeniden kurmaya çalışmaktır. Düşüncem de hayatım da bunun üzerine kuruludur.
Genç entelektüellere ya da yeni kuşaklara ne gibi mesajlar vermek istersiniz? Yazı ve düşünce yolculuğunda nelere dikkat etmelerini önerirsiniz?
Bir, bir şeye, konuya, düşünceye veya inanca yönelik öncelikle sağlam bir bilgi ve doğru bir yaklaşım ile yaklaşmak onu önce tanımak, bilmek ve sonra kabul ederek sağlıklı bir ilişki sonucu elde edilmiş ilkelere bağlılığı muhafaza etmektir.
İki, modern düşünce ve onun türevlerinin ürettiği sorunları dikkatle düşünmek, takip etmek ve sonuçlarının tahrip edici boyutlarını kavramak için sürekli bir okuma ve düşünme faaliyeti içinde olmaktır. Bu arada aldatılmaya ve aldatmaya karşı önlem alacak bir uyanıklığı da unutmadan…
Üç, sana sunulan her şeyde seni yanıltmaya matuf bir şey olabilir vehmini, şüphesini taşıyarak onu asli zemini içinde anlama çabasını bir idrak olarak inşa etmektir…
Dört, etkileşim üzerinden elde edilen bilgi ve ilkelerin sağlıklı bir eleştirisini yapmadan kullanıma dahil etmemeyi ihtiyar etmektir.
Beş, önüne düşen her şeyi dikkatli bir şekilde anlama öncelikli olarak ele almak ve sonra yargılamaya geçiş yapmayı öncelemektir.
Altı, bir düşünce ve söylemin sana mahsus hale gelmesini sağlayacak bir çaba ve vizyon sahibi olmayı öncelemek ve her şeye buradan başlamaya çalışmaktır.
Yedi ve son olarak, düşündüğün şeyi inancının bir yansıması olarak eyleme dönüştürmeye azim ve irade sahibi olmandır…
Bugün dünyada yaşanan siyasal ve toplumsal kırılmalar bağlamında — örneğin çatışmalar, ideolojik mücadeleler, kimlik meseleleri — Müslüman entelektüel duruş nasıl olmalı, sizce rol nedir?
Bugün dünyada yaşanan birçok şey yanlışın yanlışa evrildiği bir dünya sunuyor. O yüzden çatışmalar ve ideolojik mücadeleler bir yanlıştan başka bir yanlışa taşımaktan öte bir işleve sahip değiller. Sorunu kökünden çözmek için önce bir dünya görüşünün temellerini doğru öğrenmeli ve onun uzanımlarını doğru idrak ederek sorunu doğru teşhis etmeliyiz. Sonra eğer biz müslüman isek bizim dünya görüşümüzü doğru öğrenmeli ve kavramlarını bu dünya görüşü üzerinden yeniden ele almayı başarmalıyız ki neye karşı çıkacağımızı ve neye taraf olacağımızı tam olarak idrak ederek hareket edebilelim…
Örneğin; milliyetçilik meselesini ele alalım, azınlık olan kesim, benimde hakkım bende özgür olmalıyım, kendi devletimi kurmalıyım özerklik istiyorum vesaire, iktidar olan kesim ise, sus bu devlet benim, sende ayrılık çıkarma, terörist vesaire diyerek hareket ederek ideolojik kamplara dönüşmektedirler.
Çözüm, hak, hukuk, özgürlük, ırk, etnisite ve benzeri birçok konu İslam açısından ele alındığı zaman bir hiç mesabesinde görülecektir. İki tarafında sorunlu olduğu açığa çıkacaktır. Meseleye nereden baktığımız önemlidir.
“İman – amel bütünlüğü” perspektifinden, modern bireyin gündelik hayatındaki en önemli üç risk nedir? Bu risklere karşı birey ve toplum ne yapabilir?
Parçalanmış bir hayat yaşayan modern insan parçalı bir yaşamı üstünlük olarak addetmektedir. Mesele bütünlüğü kavrama ve ‘olan’ ile ‘ideal’ arasındaki dengeyi yeniden kurmaya çalışmaktır. Kendisi olmak yüzünden diğeri ile gayri ahlaki bir ilişkiyi meşrulaştırması… Çözümü ise kendi bencilliğinden sıyrılarak başkasını dikkate alan bir sorumluluk ile hareket etmesidir. Parçalanmış yaşamı bütünsel bir yaşama refleksine dönüştürerek bilgi ve eylem arasındaki kopukluğu gidermesidir. Tahakkümü kendisinde bir refleks haline getiren modern birey, paylaşmayı eksene almalıdır.
Türkiye’de (ya da İslam dünyasında) toplumsal dönüşüm ve zihinsel dönüşüm bağlamında hangi alanların öncelikli olduğunu düşünüyorsunuz?
İslam ile sahici bir bağ kurma noktasında oluşan zaafiyeti giderme arayışının olmayışıdır. İslam ile sahici bir bağ kuracak iradenin varlığı, düşüncenin geliştirilmesi, usulünün açığa çıkarılmasını sağlamak öncelikli olmalıdır. Bu durumu gerçekleştirmek içinde üç aşamalı bir bakış geliştirilmelidir:
İlki, modern düşünce ve türevlerini doğru bir şekilde anlamak ve yorumlamak…
İkincisi, İslam ve düşünce geleneği ile doğru ve sahici bir ilişki kurarak doğru anlamak ve yorumlamak…
Üçüncüsü ise, mevcut müslüman zihnin içinde bulunduğu zihni yapısını ve haritasını doğru bir şekilde çıkartarak onun karmaşık halini gözler önüne sererek düzeltmeye nereden başlanacağını doğru tespit etmektir.
Yazı dilinizi ve üslubunuzu belirleyen şeyler neler? Düşünce ile hitabeti dengelerken nelere dikkat ediyorsunuz?
Hitabet ile yazı bende at başı birlikte akıp gitmektedir. Üslubum, daha çok bir meseleyi kendi derinliği içinde anlaşılır kılmaya çalışmaktır. Bunu başarıp başarmadığım meselesi okuyucunun kendi bakışında saklıdır. Düşünce ve o düşüncenin dili arasındaki derin bağ her zaman dikkatimi çekmiştir. Bu yüzden yazı dilimde bunu yansıtma çabam sürmektedir. Kavramlara yönelik ilgim çocukluğumdan beri vardır. O yüzden kavramlara yönelik ilgimi düşüncemin merkezi karakteri kılmaya çalışmaktayım, yazılarımda da buna yer verdiğimi söyleyebilirim…
En önemlisi ise hayatın, düşüncenin ve olguların farklı anlam katmanları olduğu gibi farklı usul çerçevelerine ihtiyaç hissettiğini düşünmekteyim. Bu çerçeve içinde yazılarımı içeriklendirmeye çalışıyorum…
Okurlarınızdan gelen geri bildirimler — sizi en çok ne tür tepkiler şaşırtıyor ya da memnun ediyor?
‘Yazılarınız çok ağır anlamakta zorlanıyorum’, ‘birkaç kez okumak zorunda kalıyorum’ gibi temel yaklaşımlar ile geri dönüşler alıyorum. Özellikle, bazı okuyucuların, yazıyı okumak için özel ve sessiz zamanlar tercih ettiklerini belirtmeleri de dikkatten kaçmamaktadır. Ama en önemlisi, bir yayıncının ‘senin yazıların kitap ölçeğinde bir yoğunluk taşıyor’ demesidir. Ama en üzücü olanı ise, yazının yoğunluğunun okumaya engel teşkil etmesini örnek verenlerdir.
Bir röportaj ya da söyleşi sırasında sizi en çok mutlu eden an ne oluyor? (Kavramların anlaşıldığını hissetmek, gençlerle fikir paylaşmak vb.)
Benim mutlu olduğum şey, kendimi ifade etmek ve onun benim gelişim dinamiğindeki yerini anlamamdır. Tabi ki, anlaşılmak ve birilerini yol gösterici olmak güzeldir. Ama insanın kendisini keşfetmekten ötesi yoktur. Düşünce ve yazı serüvenim, kendimi keşfetme serüvenimdir diyebilirim…
Son olarak: Okurlarınıza ya da geleceğe dair planlarınıza dair söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Mümin olarak ve teslim olmuş bir kul olarak gözlerimi kapatmak ve kendimi keşfetme serüvenime öte alemde de devam etmek üzere yola revan olmaktır. Bunu sağlamak içinde zikir dolu bir hayatı tercih etmekteyim… Allah’a yakın olmayı sağlayacak bir tefekkür ve eylem bütünlüğü arayışımdır. Gençlere ve dostlara da bunu öğütlemekteyimdir…
Okuma ve düşünce serüvenimi sürdürmeye devam ve paylaşmaya devam tek isteğimdir…
Selam ve dua ile…
Konuk: Abdulaziz Tantik
Kendinizden kısaca bahseder misiniz? (Adana ve sivil toplum çalışmaları vs.)
Ben Mardin Mazıdağı doğumlu, Adana büyüme ve İstanbul’da ikamet ediyorum… Tabii ki çocukluğum, gençliğim, orta yaş halim ve okul serüvenim hep Adana’da geçti… Adana İmam Hatif lisesinde okudum, sonradan dışarıdan bitirdim, seksen öncesi, okulu bırakmıştım… Daha sonra askerlik ve seksen beş mayıs itibarı ile yeni bir hayata başladım. İşte bu hayatın başlangıcı, bir arkadaşımın rüyasında da izhar olan biçimi ile ‘ ben askerliğimi yaptım, artık ciddi bir şekilde dinimi yaşamalıyım’ irade beyanıdır. Bu irade beyanı üzerine uzun süre adana şalvarı ile yatıp kalktım, sürekli ilahi huzurda olmanın verdiği itminanı taşıdım. Sonra Mahalle Camisi ve orada başlattığımız siyer dersleri, kendi aramızda yaptığımız tefsirler, okuma serüvenleri, dışarıdaki müslüman şahısları ziyaret vesaire üzerine hikâye eder.
Memurluk hayatımı bıraktıktan sonra önce Akit Adana Temsilciliği ve ardından Yeni Şafak Adana Temsilciliği ile başlayan yeni bir hayat, arkadaşlar ile başlattığımız sohbetler vesaire ile Adana ilinde farklı grup ve arkadaşlar ile yürüttüğümüz çalışmalar vardır. İşte bunlardan biri de Umran dergisi Adana şubesi ve kitap evi yöneticisi olan Hikmet Yıldırım hocanın başlattığı Adana Sivil Toplum Teşekkülü ile kurulduktan sonra katıldığım Adana Mazlum Der şube yönetimi ve başkanlığı yanında 28 Şubat sonrasında da beş altı arkadaşın katılımı ile başlattığımız ortak eylemlilik halinin sürdürülmesi çabaları oldu… Oralarda tanıştığımız güzel insanların bir kısmı öldü, (Allah rahmet eylesin) bir kısmı ile hala görüşüyoruz.
Adana bu anlamda özel bir yerdir. Şadırvan nice güzel insana mekanlık yapmıştır. Orada Türkiye de bile konuşulmayan birçok konu erken dönemde konuşulurdu. Birçok önemli ismin orada yetiştiğini, kendini geliştirdiğini biliyoruz. Orada özel tartışma zeminleri olurdu. Bende o mekânın müdavimleri arasında sayılırım. Daha gençlik dönemlerinden itibaren oraya takılırdım.
Yazarlığa ve entelektüel çalışmalara yönelmenizde sizin için belirleyici olan dönüm noktası neydi?
Dedem ve babaannemin bana anlattığı öyküler, kahramanlarının hayatım üzerinde ciddi etkisi olmuştur. Okuma, yazma serüvenim de orada başlamaktadır. Özellikle imam hatip ortaokulunda okul yazı yayınları olurdu. Orada birkaç metnim yayınlanmıştı. Ayrıca edebiyat derslerinde yazı makalelerim de genelde yüksek not alırdı.
Sürekli kitap okumak, sürekli sohbet etmek, konuşmak, birileri ile buluşmak ve bir düşünce teatisinde bulunmak doğal olarak yazmaya yönelik bir isteği de beraberinde getirdi. Tabi İstanbul merkezli dergilerin çıkışı ve bizim de artık evet bizde bu meseleyi çözebiliriz dediğimiz noktada bir dergi çıkarma fikri gelişti. Beş altı arkadaş, Yeni Şafak temsilciliğinde bir araya gelerek, giderlerini birlikte paylaştığımız ve editörlüğünü sırayla yaptığımız mahalli bir dergi çıkarmaya başladık, adı Hikmet dergisi idi… İlkyazım orada yayınlandı. Arkadaşların çoğu da orada ilk yazılarını yayınladılar. Bana İstanbul dergilerinden teklifler tanıdıklar aracılığı ile yapılmaktaydı. Ama açıkçası kendime o kadar güvenmiyordum. Kendi çıkardığımız dergi olunca cesaret hâsıl oldu. Ve birçok kalemin varlığı oraya borçludur. Daha sonra adana mahalli bir haftalık dergisinde yazı tekliği geldi. Orada da yanlış hatırlamıyorsam, altı gibi yazdım. Zaten daha sonra İstanbul taşınması vesaire yeni bir hayata geçiş yapıldı.
İstanbul’a taşınmanızdan sonra yaşadığınız değişim ve yeni çevre sizin düşünce ve yazı tarzınızı nasıl etkiledi?
Tabi her insanın rüyası idi İstanbul, benim daha önce ziyaret ettiğim ve gittiğim bir yerdi. Orada toplantılara katılmıştım. Hatta bir Yeni Şafak Temsilciler toplantısında İstanbul da yazarlar ve yönetici kadroların olduğu yüze yakın temsilci huzurunda bir konuşma yapmıştım. Böylece İstanbul ile ilgili bir tanışıklığım vardı. Daha önce oraya yerleşmek ve birçok çalışmaya katılma arzum gerçekleşmedi.
İstanbul maceram, bir kitap evinin Sultan Ahmet kitap günleri ile başladı diyebilirim. Orada yüzlerce aydın, gazeteci ve yazar ile buluşma, tanışma imkânı bulundu. Bir ay boyunca kitap satışı yaptım. Bir çok ünlü isim ile tanışma imkânı buldum, sohbet ettim, yakından tanıma imkanı kazandım. Orada elde ettiğim tecrübe ile bana ‘Özgün İrade dergisinin editörü’ olur musunuz dendi… Bir iki işin sorunlu olması üzerine severek bu teklifi kabul ettim…
Yazı hayatım yeniden başlamış oldu. Tabi üç yüze yakın söyleşiyi gerçekleştirdim, orada çok güçlü bir idrak gelişti. Farklı akademisyen ve yazarlardan oluşmuş bu devasa topluluk ile tanışmak, konuşmak, birlikte vakit geçirmek güzel oldu. Yeni arkadaşlar edimdim, yeni kişiler ile tanıştım, yol arkadaşlığı genişledi, kitaplarını okuduğum kişilerde tanıştım, dost oldum…
Bütün bu tecrübeler beni kendimi tanıma, kendi kapasitemi anlama ve kendi farklılığımı bilme gibi bir konuma itti. Yazı hayatım zaten iyi başladı ve kesintisiz bir şekilde yirmi küsur yıldır devam etmektedir. Yazımın niteliği konusunda dışarıdan sürekli teşvik ve güzel ögütler aldım. Kendimi sürekli geliştirmenin yollarını aradım. İstanbul gibi bir yerde yaşamanın getirdiği güzellik ile yurt dışından gelen akademisyen ve entelektüel yazarlarla tanıştım. Bu bana daha da cesaret verdi. Bir ara haftada üç yazı yazmanın getirdiği yazı alışkanlığı hala devam etmektedir.
Kalemim, sürekli gelişerek, genişleyerek ve derinleşerek devam etmektedir. Hala internet ve üç aylık dergilere yazı yazmaya devam ediyorum.
Sivil toplum tecrübeniz (örneğin Adana Mazlum Der, gönüllü teşekküller vb.) ile fikir dünyanız arasında nasıl bir etkileşim oldu? Bu iki alan birbirini nasıl besledi?
Hayat bir tecrübe yumağıdır. Sivil toplum çalışmaları sizi düşünmeye davet etmektedir. Sürekli konuşan biri olarak daha fazla okumak ve düşünmek zorunda kalmaktasınızdır. Bu da doğal olarak düşünmeyi karakter haline getirmektedir. Sivil toplum çalışmaları bir derdin ve davanın varlığını ikame ederken, yazı yazmak bu derdi ve dava adamlığını bir sürekliliğe tevdi etmektedir. Fikir dünyamı belirleyen şey, babaannemin anlattığı kahramandır. O ilk günden itibaren beni farklı bir dünyaya taşıdı. Böyle bir kahraman olma rüyasını hep taşıdım. Bugün de o rüya devam etmektedir. İmam hatip mektebinde başlayan İslamcılık hareketine hala gönülden bağlılığım sürmektedir. Bu benim fikri muhayyilemi hep güçlü kılmıştır. Tabi ki yazılarımı takip edenler İslamcılığa yönelttiğim eleştirileri de bileceklerdir. İki kitap yayınlamış ve en azından iki kitabın yazıları da hali hazırda beklemektedir. Ama bugün İslam bir dava ve bir sorumluluk olarak kendi dava adamlarını beklemektedir. Modern düşüncenin tasallutundan kurtularak varlık sahasına çıkmayı beklemektedir. İşte benim fikri muhayyilem ve yazı serüvenim bu temel meseleye hasredilmiş bulunmaktadır.
Yazarlık, editörlük ve dergi-gazete çalışmalarınızda bugüne dek karşılaştığınız en büyük zorluk/engel ne oldu?
İnsanlar, hiçbir zaman kendilerinden daha iyi biri ile çalışmak istemezler. Yani kendi emirlerinde ve kendi sınırlarını çizdiği zeminde kalan kişiler değerli ve kabule mazhar kişilerdir. İşte bu temel yaklaşım ile sürekli başım dertte oldu… Televizyon programlarında da yazı hayatımda da editörlük zemininde bu hep başa bela bir olgu olarak önümde durdu. Hatta sivil toplum çalışmalarında da bir engel olarak önümde durmaktaydı. Bu noktada yapılacak bir şey yok. Herkes kendi tercihi ile yüzleşmeye devam edecektir. Bende kendi tercihimin yüzleşmesini sürdürmekteyim…
“İslami Hareket” sizin için ne ifade ediyor — kavramsal olarak ve pratik olarak?
İslami hareket; müslümanca bir hayatı ferdi ve sosyal planda yaşama çabası ve gayreti olarak görüyorum. Kavram ve pratik olarak aynı zemini paylaşır. Bir müslüman, müslümanca bir hayatı ve düşünceyi kendisine dava ediniyorsa doğal bir İslami hareket ferdi olarak kayıtlara geçer. İslami hareket bağlamında yapılan yanlışlar, kişisel marazlar vesaire İslami hareket kavramına ve davasına zarar veremez, vermemelidir de…
Günümüzde “İslami hareket / İslamcılık” algısının zorlukları nelerdir? Sizce hangi yanlış yaklaşımlar en yaygın?
Günümüz açısından meseleyi ele alırsak, epistemik/bilgi ve biliş zemini en tehlikeli olanıdır. Modern düşünce ve bilginin ürettiği bakışlar üzerinden İslamcılık ve İslami hareket olgusunu anlamak, eleştirmek ve yeniden tanımlama girişimleri başı başına sorunsal bir alan oluşturur. Kişisel hatalar ile düşünsel hataları bir araya getiren bu modern yaklaşım, en büyük sorunu teşkil eder.
Modern dünyada inanç, bilim, özgürlük gibi kavramların İslamî bakışla nasıl uyumlandırılabileceğini düşünüyorsunuz? Özellikle “teori” – “pratik” – “iman/amel” ayrımı bağlamında…
Modern dünyanın ürettiği kavramlar ile İslam üzerinden bir düşünsel muhasebe yapmaya yeltenmenin kendi içinde sorunlu tarafları oluşmaktadır. Çünkü dünya görüşleri arasındaki derin fark ve onların kavramlara yüklediği anlamların farklılığı dikkatten kaçırıldığı andan itibaren baskın olan düşünce kavramın içeriğine mahkum olunmaktadır. İnanç, bilim, özgürlük gibi kavramların her iki dünya görüşünde farklı anlamlara irca olunduğu bilinmelidir. Bu yüzden batılı kavramların müslüman sosuna batırılarak temize çıkarılması doğru değildir ve bugün iman amel bütünlüğünü ortadan kaldıran en büyük sebebe dönüşmüş olmaktadır.
Moda deyimle, Batılı kavramlar ajan provakatif kavramlardır ve kendi dışındaki dünya görüşlerinin altı boşaltarak kendi dünya görüşüne uygun kıvama getirme araçlarıdır. Bu tuzağa düşen, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Taoizm ve benzeri birçok geleneksel düşünce çökmüş durumdadır. İslam ile de bu tarz bir ilişki geliştirme arayışı uzun zamandan beri vardır. Bu tuzağa düşmüş müslüman aydınlar da vardır. Ama hala direnen ve kendi farklılığını izhar konusunda samimi düşünürlerin varlığı umut vermektedir.
Dolayısıyla bir uyumdan söz edilemez, İslam’ın kendi dünya görüşünün temel ilkeleri bağlamında yeniden kurgulanmaları gerekmektedir.
Teknoloji, bireyselleşme, seküler kültür gibi dönüşümlerin Müslüman birey ve toplum üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Giderek sekülerleşen bir müslüman dünya var karşımızda… Bu dünya İslam’dan giderek uzaklaşmaktadır. Sorunlara çözüm önerileri de batılı temel değer yargıları ile bütünleşme arayışında… Giderek müslüman kalmanın kendisi bir sorunsal alan üretmektedir. Propaganda dili üzerinden ve sosyal medya aracılığı ile kültürel dezenformasyonu da kullanarak algısal düzlemde müslüman olma kimliğini dejenerasyona sürüklemektedirler. Bu duruma karşı çıkmayı ise medeni olmamakla itham ederek onları kötülemekle gözden düşürme seanslarını her zeminde bulabiliriz…
Hayatın kolaylaştırıldığı tezi ile insanları büyüleyen bu yenidünya kültürü aynı zamanda insanları insanlıklarından çıkartarak birçok şeyi kabullendirmeye yöneltmektedirler. Aynı zamanda da kendi temel değerleri ile de yabancılaşmayı sağlamaktadır. Sadece açık bir göz ile etrafımızı gözetlediğimizde bunları görmek zor olmasa gerek!
Yazılarınızda ve kitaplarınızda (örneğin “Teori–Pratik ve İman–Amel” gibi) savunduğunuz temel tez nedir? Bugünün dünyasında bu tezin önemi ne?
İzutsu’nun ‘İslam Düşüncesinde İman’ kitabında İbn Teymiyye’nin iman tanımını; ‘ iman dil ile ikrar, kalp ile tasdik ve erkanı ile amel etmektir’ gündeme taşıyarak ‘ eğer bu tanım ilk andan itibaren kabul görseydi, dünya başka bir yere yönelirdi’ der… Ben de bu tanımı olmazsa olmaz bir kaide olarak görürüm. Modern düşünce bu iman ile amel arasındaki bağıntıyı kopardı. Ben müslümanım diyen kişi, yalan söylemekte bir beis görmemekte, günah işlemekten kaçınmamakta, hak yemeden duramamakta vesaire ve hala müslüman olduğunu iddia etmektedir. Halbuki her iddia ispatı icap ettirir. Müslüman kişi, kendi lehine ve aleyhine olan emir ve nehiyleri veri olarak kabul ederek hayatının nirengi noktası kılmakla yükümlüdür. Mümin, haramdan sakınan, kulluğunu yerine getiren ve ahlaki olarak ödün vermeyen kişidir. Ara sıra sürçse de hemen tövbe ederek kendini düzeltir ve yeniden aynı şekilde ödünsüz olarak yaşamaya devam eder. Tövbe kapısı sonuna kadar açık… Ama sürekli günaha bulaşmış ve ahlaki yetilerini kaybetmiş birinin müslüman kalma imkân ve ihtimali de ortadan kalkar. Ki zaten bunu modern müslüman zihinde izdüşümünü görmekteyiz. Camide müslüman meyhanede sarhoş, siyasette çıkarcı ve bencil, ticarette kazancı önceler…
Modern dünya insanı ve müslüman insanlar için iman amel teori pratik ilişkisi kaçınılmaz bir gerçekliğe sahiptir. Bütünlüğü kavramak ve öncelemek asli vazifedir… Böylece ahlaki tamlığı inşa etmeye zemin inşa edilebilir…
Güncel siyasal ve toplumsal konulara (örneğin Orta Doğu, Gazze, laiklik tartışmaları) yazılarınızda nasıl yaklaşmayı tercih ediyorsunuz? Eleştiriler mi, çözüm önerileri mi?
Uzun zamandır yazılarımı inşa etmeye yönelik bir bakış üzerinden değerlendiriyorum. Tabi ki güncel olaylara eleştirel bakılacağı gibi çözüm önerileri bakımından da yaklaşılmalıdır. Bu konuda bir denge arayışını önemli bulmaktayım. Bir yazar olarak önüme düşen bir sorunu doğru anlamak, onu çözümlemek ve yeni bir bakış üzerinden onu inşa etmenin imkanlarını konu almayı bir sorumluluk olarak addediyorum… Zaten makalelerimde daha çok İslam düşüncesi ve onu bugün doğru bir usul ve bakış üzerinden okumanın imkanları üzerine yazmaya çalışıyorum…
Bir yazar olarak hedeflerinizi ve vizyonunuzu nasıl tanımlarsınız — hem birey olarak hem de toplum için?
Bir insan olarak hayattaki amacımın anlamı nedir sorusuna cevap bulmak ve onu ulaştırmak… Büyük kudret ve Yaratıcı Kudret olarak Allah’ın beni yarattığı anlam üzerinden kendi doğama uygun hareket kabiliyetlerimi geliştirmek ve O’na yakınlığımı/kurbiyyetimi sağlayacak bir iman amel dengesine sahip olmaktır. Barışın ferdi ve toplumsal zeminde hayat bulmasına imkân sağlamak ve bu konuda çalışmalar içinde yer almak… Barışı sağlayacak, düşünsel, fiziksel ve psikolojik zeminleri doğru inşa ederek silm/barış üzere bir hayatı yaşamak…
Değişen, gelişen ve dönüşen dünyada sürekli ilahi inayete mazhar olarak yaşamaya çalışmayı öncelemek, onu dillendirmek ve insan, doğa, Allah arasındaki derin irtibatı sağlam bir zeminde kurarak ilişkileri ahlaki zeminde yeniden kurmaya çalışmaktır. Düşüncem de hayatım da bunun üzerine kuruludur.
Genç entelektüellere ya da yeni kuşaklara ne gibi mesajlar vermek istersiniz? Yazı ve düşünce yolculuğunda nelere dikkat etmelerini önerirsiniz?
Bir, bir şeye, konuya, düşünceye veya inanca yönelik öncelikle sağlam bir bilgi ve doğru bir yaklaşım ile yaklaşmak onu önce tanımak, bilmek ve sonra kabul ederek sağlıklı bir ilişki sonucu elde edilmiş ilkelere bağlılığı muhafaza etmektir.
İki, modern düşünce ve onun türevlerinin ürettiği sorunları dikkatle düşünmek, takip etmek ve sonuçlarının tahrip edici boyutlarını kavramak için sürekli bir okuma ve düşünme faaliyeti içinde olmaktır. Bu arada aldatılmaya ve aldatmaya karşı önlem alacak bir uyanıklığı da unutmadan…
Üç, sana sunulan her şeyde seni yanıltmaya matuf bir şey olabilir vehmini, şüphesini taşıyarak onu asli zemini içinde anlama çabasını bir idrak olarak inşa etmektir…
Dört, etkileşim üzerinden elde edilen bilgi ve ilkelerin sağlıklı bir eleştirisini yapmadan kullanıma dahil etmemeyi ihtiyar etmektir.
Beş, önüne düşen her şeyi dikkatli bir şekilde anlama öncelikli olarak ele almak ve sonra yargılamaya geçiş yapmayı öncelemektir.
Altı, bir düşünce ve söylemin sana mahsus hale gelmesini sağlayacak bir çaba ve vizyon sahibi olmayı öncelemek ve her şeye buradan başlamaya çalışmaktır.
Yedi ve son olarak, düşündüğün şeyi inancının bir yansıması olarak eyleme dönüştürmeye azim ve irade sahibi olmandır…
Bugün dünyada yaşanan siyasal ve toplumsal kırılmalar bağlamında — örneğin çatışmalar, ideolojik mücadeleler, kimlik meseleleri — Müslüman entelektüel duruş nasıl olmalı, sizce rol nedir?
Bugün dünyada yaşanan birçok şey yanlışın yanlışa evrildiği bir dünya sunuyor. O yüzden çatışmalar ve ideolojik mücadeleler bir yanlıştan başka bir yanlışa taşımaktan öte bir işleve sahip değiller. Sorunu kökünden çözmek için önce bir dünya görüşünün temellerini doğru öğrenmeli ve onun uzanımlarını doğru idrak ederek sorunu doğru teşhis etmeliyiz. Sonra eğer biz müslüman isek bizim dünya görüşümüzü doğru öğrenmeli ve kavramlarını bu dünya görüşü üzerinden yeniden ele almayı başarmalıyız ki neye karşı çıkacağımızı ve neye taraf olacağımızı tam olarak idrak ederek hareket edebilelim…
Örneğin; milliyetçilik meselesini ele alalım, azınlık olan kesim, benimde hakkım bende özgür olmalıyım, kendi devletimi kurmalıyım özerklik istiyorum vesaire, iktidar olan kesim ise, sus bu devlet benim, sende ayrılık çıkarma, terörist vesaire diyerek hareket ederek ideolojik kamplara dönüşmektedirler.
Çözüm, hak, hukuk, özgürlük, ırk, etnisite ve benzeri birçok konu İslam açısından ele alındığı zaman bir hiç mesabesinde görülecektir. İki tarafında sorunlu olduğu açığa çıkacaktır. Meseleye nereden baktığımız önemlidir.
“İman – amel bütünlüğü” perspektifinden, modern bireyin gündelik hayatındaki en önemli üç risk nedir? Bu risklere karşı birey ve toplum ne yapabilir?
Parçalanmış bir hayat yaşayan modern insan parçalı bir yaşamı üstünlük olarak addetmektedir. Mesele bütünlüğü kavrama ve ‘olan’ ile ‘ideal’ arasındaki dengeyi yeniden kurmaya çalışmaktır. Kendisi olmak yüzünden diğeri ile gayri ahlaki bir ilişkiyi meşrulaştırması… Çözümü ise kendi bencilliğinden sıyrılarak başkasını dikkate alan bir sorumluluk ile hareket etmesidir. Parçalanmış yaşamı bütünsel bir yaşama refleksine dönüştürerek bilgi ve eylem arasındaki kopukluğu gidermesidir. Tahakkümü kendisinde bir refleks haline getiren modern birey, paylaşmayı eksene almalıdır.
Türkiye’de (ya da İslam dünyasında) toplumsal dönüşüm ve zihinsel dönüşüm bağlamında hangi alanların öncelikli olduğunu düşünüyorsunuz?
İslam ile sahici bir bağ kurma noktasında oluşan zaafiyeti giderme arayışının olmayışıdır. İslam ile sahici bir bağ kuracak iradenin varlığı, düşüncenin geliştirilmesi, usulünün açığa çıkarılmasını sağlamak öncelikli olmalıdır. Bu durumu gerçekleştirmek içinde üç aşamalı bir bakış geliştirilmelidir:
İlki, modern düşünce ve türevlerini doğru bir şekilde anlamak ve yorumlamak…
İkincisi, İslam ve düşünce geleneği ile doğru ve sahici bir ilişki kurarak doğru anlamak ve yorumlamak…
Üçüncüsü ise, mevcut müslüman zihnin içinde bulunduğu zihni yapısını ve haritasını doğru bir şekilde çıkartarak onun karmaşık halini gözler önüne sererek düzeltmeye nereden başlanacağını doğru tespit etmektir.
Yazı dilinizi ve üslubunuzu belirleyen şeyler neler? Düşünce ile hitabeti dengelerken nelere dikkat ediyorsunuz?
Hitabet ile yazı bende at başı birlikte akıp gitmektedir. Üslubum, daha çok bir meseleyi kendi derinliği içinde anlaşılır kılmaya çalışmaktır. Bunu başarıp başarmadığım meselesi okuyucunun kendi bakışında saklıdır. Düşünce ve o düşüncenin dili arasındaki derin bağ her zaman dikkatimi çekmiştir. Bu yüzden yazı dilimde bunu yansıtma çabam sürmektedir. Kavramlara yönelik ilgim çocukluğumdan beri vardır. O yüzden kavramlara yönelik ilgimi düşüncemin merkezi karakteri kılmaya çalışmaktayım, yazılarımda da buna yer verdiğimi söyleyebilirim…
En önemlisi ise hayatın, düşüncenin ve olguların farklı anlam katmanları olduğu gibi farklı usul çerçevelerine ihtiyaç hissettiğini düşünmekteyim. Bu çerçeve içinde yazılarımı içeriklendirmeye çalışıyorum…
Okurlarınızdan gelen geri bildirimler — sizi en çok ne tür tepkiler şaşırtıyor ya da memnun ediyor?
‘Yazılarınız çok ağır anlamakta zorlanıyorum’, ‘birkaç kez okumak zorunda kalıyorum’ gibi temel yaklaşımlar ile geri dönüşler alıyorum. Özellikle, bazı okuyucuların, yazıyı okumak için özel ve sessiz zamanlar tercih ettiklerini belirtmeleri de dikkatten kaçmamaktadır. Ama en önemlisi, bir yayıncının ‘senin yazıların kitap ölçeğinde bir yoğunluk taşıyor’ demesidir. Ama en üzücü olanı ise, yazının yoğunluğunun okumaya engel teşkil etmesini örnek verenlerdir.
Bir röportaj ya da söyleşi sırasında sizi en çok mutlu eden an ne oluyor? (Kavramların anlaşıldığını hissetmek, gençlerle fikir paylaşmak vb.)
Benim mutlu olduğum şey, kendimi ifade etmek ve onun benim gelişim dinamiğindeki yerini anlamamdır. Tabi ki, anlaşılmak ve birilerini yol gösterici olmak güzeldir. Ama insanın kendisini keşfetmekten ötesi yoktur. Düşünce ve yazı serüvenim, kendimi keşfetme serüvenimdir diyebilirim…
Son olarak: Okurlarınıza ya da geleceğe dair planlarınıza dair söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Mümin olarak ve teslim olmuş bir kul olarak gözlerimi kapatmak ve kendimi keşfetme serüvenime öte alemde de devam etmek üzere yola revan olmaktır. Bunu sağlamak içinde zikir dolu bir hayatı tercih etmekteyim… Allah’a yakın olmayı sağlayacak bir tefekkür ve eylem bütünlüğü arayışımdır. Gençlere ve dostlara da bunu öğütlemekteyimdir…
Okuma ve düşünce serüvenimi sürdürmeye devam ve paylaşmaya devam tek isteğimdir…
Selam ve dua ile…








YORUMLAR