Ve Gelelim İstiğna Prensibine…

Ramazan YÜKSEL

İstiğna, yerine göre insanı yücelten de alçaltan bir tavırdır. Eğer kul, mutlak kudret sahibi olan Allah’a karşı kendisini ihtiyaçsız görmeye kalkarsa bu onu zillete sürükler. Çünkü insan, varlığıyla da ihtiyaçlarıyla da Rabbine muhtaçtır. Bunu inkâr eden tavır, hakikatten uzaklaşmaktır.

Ancak aynı istiğna, insanlara karşı sergilendiğinde kişiye vakar kazandırır. İnsanların önünde sürekli ihtiyaçlarını teşhir etmemek, her meselesini ulu orta anlatıp yardım beklentisine girmemek, menfaat uğruna başkalarının boyunduruğuna razı olmamak… İşte bu tavır insanı maddi olarak zengin etmese bile karakter olarak güçlü kılar.

Buradaki ölçü kibir değildir. Kimseye tepeden bakmak hiç değildir. Bilakis insan onurunu muhafaza ederek yaşamaktır. Elbette zaruret hali farklıdır; gerçekten ihtiyaç sahibi olanın meşru yollarla destek istemesi ayrı bir konudur. Fakat alışkanlık hâline gelmiş sürekli talepkârlık, zamanla insanın şahsiyetini aşındırır.

Şunu da özellikle ifade etmek gerekir ki meselenin özü belki de tam burada yatmaktadır:

İnsan, Rabbine karşı müstağni kalırsa; kendisini yoktan var eden, rızkını veren ve darda kaldığında yardımına yetişen hakiki kudrete karşı nankörlük etmiş olur. Çünkü insanın varlığı da imkânları da nefesi de kendisine ait değildir.

Fakat kula karşı müstağni kalmak ise bambaşka bir duruştur. Bu tavır, kendisi gibi yardıma muhtaç olan insanları mutlak güç makamına koymamak demektir. Rızkı verenin insan değil Allah olduğunu bilmek, sebepleri ilahlaştırmamaktır.

Kuldan istemeyi hayat anlayışı hâline getiren kişi, çoğu zaman geçici kapıları kalıcı zanneder. Oysa bugün veren insan, yarın kendisi de muhtaç hâle gelebilir.

Bu nedenle mümin, Rabbine karşı daima muhtaçlığını bilir; insanlara karşı ise vakarını korumaya çalışır.

Hz. Ali efendimize nispet edilen şu söz bu noktada oldukça dikkat çekicidir:

“İnsanlardan istemeyin; itibarınızla birlikte şerefiniz de gider.”

İnsan, her ihtiyacını insanlardan beklemeye başladığında yalnız cebini değil, bazen iradesini de başkalarının eline teslim eder. Oysa kanaat, emek ve sabırla yoğrulmuş bir hayat; görünürde daha mütevazı olsa da çok daha haysiyetlidir.

Bu hakikati anlatan ibretlik bir kıssa da vardır.

Cömertliğiyle nam salmış Hatem-i Tai büyük bir ziyafet verir. Misafirlerine bolca ikramlarda bulunur, hediyeler dağıtır. Ardından çölde dolaşmaya çıktığında yaşlı ve fakir bir adama rastlar.

İhtiyar adam sırtına yüklediği dikenli çalıları taşımakta zorlanmaktadır. Yük bedenine batıyor, canını yakıyordur.

Hatem-i Tai ona şöyle der:

“Ben büyük bir ziyafet veriyorum. Oraya gelirsen bu taşıdığın beş kuruşluk yük yerine sana beş yüz kuruş verilir.”

Yaşlı adam ise şu unutulmaz cevabı verir:
“Ben bu dikenli yükü izzetimle taşırım. Fakat kimsenin minnetini omzuma almam.”

Bu cevap karşısında Hatem-i Tai hayran kalır.

Daha sonra kendisine:
“Senden daha cömert, senden daha asil birini gördün mü?” diye sorduklarında şu cevabı verir:

“Evet… Çölde karşılaştığım o ihtiyar benden daha aziz, daha yüksek ruhlu ve daha civanmertti.”

Çünkü gerçek asalet sadece vermekte değildir.

Bazen gerçek asalet, ihtiyaç anında dahi şahsiyetini koruyabilmektedir.

Bazı insanlar yokluk içinde yaşar ama vakarını satmaz.
Bazıları ise küçük menfaatler uğruna haysiyetini ucuzlatır.

Gerçek zenginlik bazen çok şeye sahip olmakta değil, el açmamaktadır.

Ve bazen insanın en büyük serveti, yalnız cebindeki imkân değil; başı dik yaşayabilme iradesidir.

Hatem-i Tai Hakkında Genel Bilgi
Hatim al-Tai (Hatem-i Tai)

Hatim al-Tai (Arapça: حاتم الطائي; ö. 578), Tayy kabilesine mensup ünlü bir Arap şairi, savaşçısı ve kabile reisiydi. İslam öncesi dönemde yaşamış olup, cömertliğiyle efsaneleşmiş bir figür olarak Arap kültüründe “Hatim’den daha cömert” (Akrām min Hātim) atasözüyle anılır.

         Temel Bilgiler

Doğum: 6. yüzyıl başları, Arabistan (bugünkü Hail bölgesi)

Ölüm: 578, Hail yakınları

Kabile: Tayy (Banu Tayy)

Eşi: Maviya el-Gassaniyye

Çocukları: Adi ibn Hatim, Safana bint Hatim

Hayatı ve Arka Planı
Hatim al-Tai, Necid ve Şammar bölgesinde hüküm süren soylu Tayy kabilesinin lideriydi. Şairliğiyle birlikte kahramanlığı ve konukseverliğiyle de tanındı. Lakhmid krallığının Hira sarayıyla ilişkiliydi ve dönemin Arap edebi çevrelerinde saygı görüyordu. Hayatı boyunca sahip olduğu serveti misafirleriyle paylaşması ve hiçbir isteği geri çevirmemesiyle ün kazandı. 

Efsaneler ve Kültürel Etki
Onun hakkında anlatılan hikâyeler, Arap, Fars, Hint ve İslam sonrası halk edebiyatına kadar yayıldı. Binbir Gece Masalları’nda (“One Thousand and One Nights”) mezarının çevresinde geçen öykülerle ölümsüzleştirildi. Efsanelerde, bir misafirin aç kalmaması için kendi hayatını bile feda edebilecek kadar cömert biri olarak tasvir edilir. 

Eserleri ve Mirası
Hatim’in şiirleri, “Diwan Shiʿr Hatim ibn ʿAbd Allah al-Taʾi” derlemesinde korunmuştur. Şiirlerinde cesaret, şeref, kabile dayanışması ve konukseverlik gibi temalar öne çıkar. Günümüzde Hail yakınlarındaki Turan köyünde, kendisine ait olduğuna inanılan ev kalıntıları ve mezar, Suudi Arabistan’ın kültürel miras noktalarındandır. 

Kalıcı Ünü
Hatim al-Tai’nin adı Arap toplumlarında ve ötesinde “soylu cömertlik”in simgesi haline gelmiştir. Onun yaşamı, Arap şiirinde ve halk anlatılarında insanlık, özveri ve konukseverliğin ahlaki bir örneği olarak yerini korumaktadır.