Hayatın Eşiğinde İnsan: Derinleşmek mi, Paniklemek mi?
Hayatın bazı dönemleri insanı durup düşünmeye çağırır. Fakat bu durum herkes için aynı şekilde yaşanmaz. Tarih boyunca hayatını hakikat üzerine kurmuş büyük şahsiyetler yani peygamberler ve istikamet üzere yürüyen örnek insanlar bundan müstesnadır. Onlar hayatın her döneminde aynı istikamet üzere ilerler. Ama bazı insanlar vardır ki hayatın belli bir döneminde zamanın sandıkları kadar uzun olmadığını daha belirgin şekilde fark etmeye başlarlar.
İşte o farkındalık anı, çoğu zaman insanın önüne iki farklı yol açar:
Birinci yol, insanın derinleştiği yoldur. Bazı insanlar bu farkındalığı bir telaş sebebi değil, bir muhasebe fırsatı olarak görür. Kendilerine şu soruları sormaya başlarlar: “Ben neyin peşindeydim? Neyi savundum? Benden sonra ne kalacak?” Bu sorular insanı daha sakin ama daha anlamlı bir arayışa götürür. Çünkü zamanın kıymetini fark eden kişi, hayatın değerinin gürültüde değil iz bırakmakta olduğunu anlamaya başlar.
Bu noktada bazı insanlar yönlerini değiştirmeye başlar. Kimi bir gencin elinden tutar, kimi bir öğrenci yetiştirir, kimi bir hayra vesile olur. Bazen bir kitap, bazen bir fikir, bazen de bir insanın kalbine dokunan bir iyilik bırakır arkasında. Aklıselim insan dünyadan ayrılırken malını değil, geride bıraktığı izlerin olmasını ve adının iyilerden yazılmasını ister.
İnsanın iç dünyasında oluşan bu derinleşme onu başka bir hakikate de yaklaştırır. Hayatın yalnızca yaşanıp tüketilecek bir zaman dilimi olmadığını, aynı zamanda bir emanet olduğunu fark etmeye başlar. Bu dünyadan giderken insanın yanında götürebileceği şeylerin az, geride bırakabileceği iyiliklerin ise çok olduğunu idrak eder. Bu yüzden bazı insanlar yaş aldıkça daha sakin, daha merhametli ve daha anlamlı bir hayatın peşine düşer.
Fakat aynı farkındalık bazı insanlarda başka bir yola da açılabilir.
Bazı insanlar ise zamanın geçtiğini fark ettiklerinde bunu bir muhasebe vesilesi yapmak yerine bir panik duygusuyla karşılar. Kaçırdıklarını telafi etme telaşı başlar. Sanki zaman geri döndürülebilirmiş gibi geçmişi yeniden yaşamaya çalışırlar. Gençliği, heyecanı ve gücü geri alma çabası ortaya çıkar.
İşte o noktada bazı insanlar kendilerini yanlış yerlerde aramaya başlayabilir. Güç gösterilerinde, gereksiz rekabetlerde, kimi zaman da insanı yoran ve yıpratan ilişkilerde… Bazen de bütün çaba yalnızca hâlâ güçlü ve genç göründüğünü ispat etme isteğine dönüşür. Oysa bu çaba çoğu zaman eksilen zamanı değil, yalnızca insanın içindeki boşluğu büyütür.
Bu noktada aklıma yıllar önce yaşadığım bir hatıra gelir. Amcam gençliğinden beri farklı bir dünya görüşüne sahipti. Bana küçük yaşlarımdan itibaren mücadeleci olmayı, duyduğum çoğu şeyi sorgulamayı ve sık sık şu cümleyi tekrar ederdi: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.” Onun sert ve kendinden emin bir duruşu vardı. Hayatının uzun bir döneminde inançla arasına mesafe koymuş, hatta bunu güçlü bir tavır olarak görmüştü. Fakat insanın hayatında öyle eşikler vardır ki bazı duvarlar orada yeniden sorgulanmaya başlar. Yıllar içinde fark ettim ki biz aslında birbirimizin sınavı olmuşuz. O beni kendi düşünce dünyasına çekmeye çalışırken, ben de ondan öğrendiğim sorgulama cesaretiyle onun kalbinde başka bir kapının aralanmasına vesile oldum. Hayatının son döneminde, geride bırakacağı şeyleri daha derin düşünmeye başladı. Ve ben onun hayatının sonuna doğru, o sert görünen duvarların aslında kırılabileceğini gördüm.
Günümüzde bu durumun farklı örneklerini görmek zor değildir. Bazı insanlar hayatlarının belirli dönemlerinde kendilerini sürekli görünür kılmaya, sürekli bir şeyleri ispat etmeye çalışır. Sosyal medya vitrinlerinde güçlü ve kusursuz bir görüntü oluşturma çabası bunun en görünür örneklerinden biridir. Fakat çoğu zaman görünür olan şeyler insanın gerçek derinliğini yansıtmaz. Çünkü insanın olgunluğu dışarıdan değil içeriden büyür.
Bu yüzden mesele aslında yaş meselesi değildir. İnsan kırkında da, ellisinde de, hatta daha genç yaşlarda da böyle bir eşikle karşılaşabilir. Asıl mesele insanın kendi hayatıyla yüzleşebilme cesaretidir.
Hayatın ilerleyen yılları bazı insanlar için bir panik dönemi olurken, bazı insanlar için ise anlamın daha da belirginleştiği bir dönem hâline gelir. Kimileri eksilen zamanı gürültüyle doldurmaya çalışır, kimileri ise kalan zamanı daha kıymetli hâle getirmenin yolunu arar.
İnsan için en büyük kazanım, hayatın ilerleyen yıllarında daha çok şeye sahip olmak değil, neyin gerçekten değerli olduğunu fark edebilmektir. Çünkü dünya insanın kendini oyaladığı bir yer değil, iz bırakarak, hayırlar biriktirerek geçtiği bir yol olmalı.