“Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş” (Beyhaki, Şuabu'l-İman, 5/223) olan on bir ayın sultanı Şehr-i Ramazan’ın mağfiret günlerindeyiz. Müslümanların silkinip kendilerine gelmeleri ve adeta yeniden dirilmeleri için müstesna bir fırsat olarak değerlendirilmesi gereken bir Ramazan ayı daha gelip geçiyor. Gelin, Ramazan ayının son günlerini fırsat bilerek, kulluk bilincimizi süreklileştirmeye ve üzerimize farz olan ibadetlerimizi düzenli ve devamlı hale getirmeye gayret edelim. Mübarek Ramazan ayında daha sıkı, daha titiz ve daha samimi bir şekilde yaptığımız ibadetler, sadece bu aya has kalmasın. “Ramazan Müslümanlığı” nitelemesini hak edecek bir çelişki içine düşmeyelim. Zira sadece Ramazan ayında “Müslümanca” bir hayat yaşamaya gayret edip ondan sonra İslâm dininin zamanlar ve mekanlar üstü hayat verici ilkelerinden uzak durmak, kendi kendini aldatmaktan başka bir şey değildir...
Abdullah Yıldız;
Ramazan ayında oruç tutarak, sadaka-i fıtır ve zekât vererek, infakta bulunarak, beş vakit namazımıza teravih ve diğer nafile namazları ekleyerek, Kur’ân-ı Kerim’i okuyup düşünerek, zikirler ve dualar ederek yaşanan İslâmî hayat, bütün ilişkilere ve zamanlara hâkim kılınmalıdır.
Açlığın tecrübesini bu ayda yaşayan Müslümanlar, tıpkı Ramazan ayındaki gibi yardımlaşmaya, infak etmeye, farz ibadetlerimize nafileleri de eklemeye hayatlarının her devresinde devam etmeli; insanlara karşı her zaman sevecen, merhametli, nazik, kibar davranmaya gayret etmelidirler… Bu ayın yoğun rahmet ve mağfiret ikliminde arınan mümin kullar, bütün hayatlarında Kur’ân’ı gereği gibi ve sürekli okumalı, anlamalı ve yaşamalı, Kur’ânî erdemlerle donanmalı, bütün iş ve ilişkilerini Kur’ân’a ve Rasûlüllah’ın örnek hayatına göre düzenlemelidirler.
İslâm Dininde ibadetler vakitlidir. Oruç Ramazan’da bir ay tutulur; varlıklı olanlara farz olan zekât yılda bir kez verilir; imkân ve yol bulabilen müminlere farz olan hac ibadeti ömürde bir kez eda edilir; varlıklı olanlara vacip olan kurban yılda bir Kurban Bayramı günlerinde kesilir... Bu ibadetler senenin belli zamanlarında yapılırken, namaz sürekli ve kesintisiz olarak günde beş vakit farz kılınmıştır. Müminlerin ömür boyu her ân Rabb’le iletişim kurmaları, tevhîd inancını ve kulluk bilincini sürekli diri tutarak pekiştirmeleri için namaz her mümine farz kılındı. Yılda bir, ayda bir, haftada bir, günde bir değil, bir ömür boyu her gün beş kez huzur-u ilâhîye çıkıp Allah (c.c.) ile buluşmak... Bitmeyen, tükenmeyen, sürekli tekrarlanan bir ibadet... Mümini günde beş kez “Mi‘râc”a taşıyan, günlük hayatın bunalım ve sıkıntılarından kurtarıp ferahlatan, kulluk sözleşmesini yenilemesine vesile olan “Cennetin anahtarı”.
Hakikat bu iken, ülkemizde oruca, kurbana, Bayram namazına, Cuma namazına gösterilen rağbet, maalesef, beş vakit namaza gösterilmiyor, aksine büyük oranda ihmal ediliyor. Bir ankete göre, Türkiye’de beş vakit namaz kılamayanların oranı %70’ler civarında. Kılanların bir kısmı da çoğunlukla sabah namazına kalkamama, bazı vakitleri kazaya bırakma, huşûu yakalayamama gibi zaaflar taşıyor. Adeta Meryem suresinin 59’uncu ayetinde tanımlandığı üzere; “namazlarını zâyî eden” ve bu sebeple de “tutkularının peşinde sürüklenen” ve -maazallah- “ğayyaya yuvarlanmayı” hak eden bir toplum manzarası arz ediyoruz. Tutkularının esiri toplum olmaktan kurtulmanın yegâne yolu ise, Allah’a kayıtsız-şartsız tabi olmak ve bu teslimiyet bilincini, günde beş vakit namazı dosdoğru kılarak kesintisiz-sürekli diri tutmaktır. Namazın bir ömür boyu bizi hiç yalnız bırakmamasının hikmeti de burada aranmalıdır. Zira namaz biterse, biz biteriz; namaz biterse insanlığımız biter, kulluğumuzu unuturuz, Rabbimizi unuturuz; o zaman da Rabbimiz bizi unutur, bize kendi nefsimizi unutturur (Tevbe, 9/67; Haşr, 59/19).
Resulullah (s.a.): “İbadetlerin en faziletlisi, az da olsa devamlı olanıdır” (Buhari, İman 32) buyurmuştur. Bu da günde beş vakit olarak her Müslüman’ın üzerine farz kılınan namaz ibadetidir.
Eyüp Sultan Camii’nin girişinde, sağ ve sol tarafta şu müthiş uyarı dikkatimizi çeker:
“Accilû bi’s-salati gable’l-fevti (Vakti geçmeden önce namaza acele ediniz)!
Accilû bi’t-tevbeti gable’l-mevti (Ölüm gelmeden önce tevbeye acele ediniz)!”
Kadir gecemiz ve Ramazan Bayramımız sürekli ve kesintisiz Müslümanlığımızın müjdesi olsun inşallah.
Araştırmacı yazar Abdullah Yıldız kimdir?Abdullah Yıldız
1954 yılında Adana/Kozan'da doğdu. İlkokulu köyünde okudu. Adana İmam Hatip Lisesi’ni 1973 yılında bitirdi. Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü’nden 1976’da mezun oldu. 1980’den itibaren çeşitli eğitim kurumlarında toplam 23 yıl öğretmenlik yaptı. Yeniden Milli Mücadele, Pınar ve Umran dergilerinde yazdı. Ocak 2001’den bu yana da her Salı günü Yeni Akit gazetesinde yazıyor. 2006’da bir grup yazar arkadaşı ile birlikte kuruluşuna öncülük ettiği Namaz Gönüllüleri Platformu’nun halen devam eden çalışmaları, binlerce insanın namazla buluşmasına ve namaz bilinci kazanmasına vesile oldu. Abdullah Yıldız evli olup, dört çocuğu, beş de torunu vardır.
YORUMLAR