Amerika için Asıl Hedef Çin mi?
İsrail için asıl hedef arz-ı mevud mu?
Emperyalist çıkarlar iştahı eşleşti mi?
Küresel satranç tahtasında yeni perde Türkiye mi? Çin' mi? Rusya mı? Şanghay İşbirliği Örgütü mü?
Son günlerde dünya gündemi ardı ardına gelen krizlerle dolu. Bir tarafta İran, diğer tarafta İsrail; bir yerde Venezuela, başka bir yerde Rusya yaptırımları… Her olay kendi içinde tartışılıyor. Kimileri uluslararası hukuku konuşuyor, kimileri bölgesel dengeleri, kimileri de ideolojik taraflaşmaları.
Ancak bazı analistler bu olaylara tek tek değil, büyük resimden bakılması gerektiğini söylüyor. Onlara göre görünen krizlerin arkasında daha büyük bir stratejik hesap var: yükselen güç olan Çin ile mevcut küresel güç olan Amerika arasındaki rekabet.
Örneğin 20. yüzyılın başında yükselen Almanya ile küresel dengeyi elinde tutan Britanya arasındaki gerilim sonunda birinci dünya savaşına giden yolu açtı.
Benzer şekilde Pasifik’te hızla güçlenen Japonya ile Amerika arasındaki rekabet de ikinci dunya savaşının önemli cephelerinden birine dönüştü. Daha sonra ise Sovyetler Birliği ile Amerika arasındaki rekabet uzun yıllar süren soğuk savaş dönemini doğurdu.
Bugün bazı gözlemciler benzer bir dinamiğin Amerika ile Çin arasında oluştuğunu düşünüyor.
Yükselen Güç: Çin
Çin bugün dünya üretiminin yaklaşık dörtte birinden fazlasını tek başına gerçekleştiriyor. Küresel sanayi üretimindeki payı yüzde 28 civarında. Birçok ekonomiste göre mevcut eğilim devam ederse önümüzdeki yıllarda Çin ekonomisinin toplam büyüklük bakımından Amerika’yı geçmesi ihtimali oldukça yüksek.
Bu durum, küresel sistemde lider konumda bulunan ABD için stratejik bir meydan okuma olarak görülüyor.
Ancak Çin’in güçlü olduğu kadar zayıf bir yönü de var: enerji bağımlılığı. Çin, tükettiği petrolün büyük bölümünü dışarıdan ithal ediyor. Bu nedenle enerji hatları ve tedarik yolları Pekin için hayati öneme sahip.
Enerji Hatları ve Jeopolitik Gerilim
Çin’in petrol tedarik ettiği ülkeler arasında uzun süredir Venezuela, Iran, Rusya ve Körfez bölgesindeki üreticiler bulunuyor.
İran'dan günlük 1.500.000 varil, Venezuela'dan günlük 800.000 varil petrolü atık alamıyor. Körfez petrolü Hürmüz boğazının kapalı olması sebebiyle alınamıyor, Rusya zaten güç şartalarda petrolü veriyor. Bu durum savaşların ne denli boyutları olduğunu gözler önüne seriyor aslında.
Küresel krizlere bu açıdan bakan bazı yorumcular, son yıllarda bu bölgelerde yaşanan gelişmelerin Çin’in enerji tedarikini dolaylı olarak etkilediğini ileri sürüyor.
Örneğin Venezuela’daki siyasi gerilim, İran çevresinde yükselen askeri tansiyon veya Rusya’ya yönelik yaptırımların enerji piyasaları üzerindeki etkisi sıkça tartışılıyor. Bu olaylar çoğu zaman kendi bölgesel bağlamında değerlendirilse de bazı analistler bunların küresel güç rekabetiyle de ilişkili olabileceğini savunuyor.
Bu bakış açısına göre büyük güçler arasındaki rekabet her zaman doğrudan savaş şeklinde ortaya çıkmaz. Bazen enerji yolları, ticaret hatları veya finansal sistem üzerinden yürüyen dolaylı mücadeleler de aynı derecede belirleyici olabilir.
Modern İpek Yolu ve Avrupa Meselesi
Çin’in küresel stratejisinin önemli unsurlarından biri de “Kuşak ve Yol” olarak bilinen devasa altyapı projesidir. Bu proje, Asya’dan Avrupa’ya uzanan ticaret koridorları, limanlar, demiryolları ve enerji hatlarıyla yeni bir ekonomik ağ oluşturmayı hedefliyor.
Projenin kritik geçiş noktalarından biri de Ortadoğu’dur. Bu nedenle bölgedeki siyasi istikrarsızlık veya askeri gerilimlerin yalnızca yerel değil, küresel ekonomik projeleri de etkileyebileceği düşünülüyor.
Avrupa’nın Çin ile artan ticareti de bu tartışmanın önemli bir parçası. Özellikle Almanya ve Fransa gibi büyük ekonomilerin Çin ile ticaret hacmini artırması, küresel güç dengesi açısından dikkatle izleniyor.
Bütün bu stratejik hesapların sonunda birçok analistin dikkat çektiği bir başka hassas nokta daha var:
Tayvan.
Tayvan yalnızca siyasi bir ihtilaf alanı değil, aynı zamanda küresel teknoloji üretiminin kalbinde yer alıyor. Dünyanın en gelişmiş yarı iletken çiplerinin büyük bölümü burada üretiliyor. Modern ekonominin neredeyse tüm sektörleri –akıllı telefonlardan otomobillere, savunma sistemlerinden yapay zekâya kadar– bu çiplere bağımlı.
Bu nedenle Tayvan meselesi yalnızca bölgesel bir egemenlik tartışması değil, aynı zamanda 21. yüzyılın teknolojik üstünlüğünü belirleyebilecek bir mesele olarak görülüyor.
Bazı strateji uzmanları, Orta Doğu’daki gerilimlerin ve özellikle Amerika ile İran arasında zaman zaman yükselen askeri tansiyonun, ileride yaşanması muhtemel bir ÇİN – AMERİKA savaşının/ rekabetinin dolaylı hazırlıkları olarak da okunabileceğini düşünüyor.
İsrail, Amerika'nın Epstein dosyası, devasa borçlar, istikrarsızlık gibi yumuşak karnını kullanarak tüm karanlık gücünü, lobi gücünü kullanarak durumdan istifade etmeye çalışıyor. Siyonist İsrail, kendi Arz-mevud, güvenlik ve güçlenme vizyonu icin Abd'yi de yanına çekme başarısını göstermiş ve İran savaşını başlatmıştır.
Bu yorumlara göre bölgesel krizler yalnızca yerel çatışmalar değil; aynı zamanda büyük güçlerin küresel satranç tahtasında yaptığı hamlelerin bir parçası olabilir.
Sonuç olarak, Abd'nin amacı, İsrail'in amacı, İran'ın amaçları, beklentileri çok farklı argümanlar içeriyor.
Elbette uluslararası ilişkiler tek bir açıklamayla anlaşılabilecek kadar basit değildir. Her krizin kendi dinamikleri, tarihsel arka planı ve yerel aktörleri vardır. Ancak büyük resme bakıldığında, dünya siyasetinin giderek daha fazla iki büyük [oluşum] güç arasındaki rekabet etrafında şekillendiği de inkâr edilemez bir gerçek olarak karşımızda duruyor.
Bugün yaşanan gelişmeler belki de geleceğin dünyasının ekonomik, askeri, teknolojik inşaa mücadelesinin ilk işaretleri olabilir.
Küresel siyasetin satranç tahtasında hamleler devam ediyor. Ve görünen o ki bu oyunun nihai sonucu yalnızca bir bölgeyi değil, tüm dünyanın geleceğini etkileyecek.
Petrol-dogalgaz fiyatları, altın, gümüş ve diger madenler, gıda ve diğer ihtiyaç malzemeleri fiyatlarının artacağını, bunun dünyadaki tüm insanların hayatını etkileyeceğini tahmin etmek hiç te zor değil. Kurulacak yeni dünyada liderlikler, ihtiyaçlar, eşyalar, kurumlar, üretimler, hatta yaşam ve yönetim biçimleri bile buyuk değişimlere gebe.




YORUMLAR