Reklam
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Misafir Baştacı

Karanlık Ateş: Hased | Yavuz Osmanoğlu

19 Ocak 2026 - 03:17


Yavuz Osmanoğlu
Karanlık Ateş: Hased

Selamın aleyküm, diyerek hafif akıcı kaldırımda Ademe elimi uzattım.  Biraz konuşmak isteyişimin bir emaresiydi bu Ademle birkaç hoş beşten sonra, uzun zamandır onu yalnız görmem içimde bir düğüm oluşturdu. Çünkü Adem’le Yusuf yıllardır yan yana yürüyen iki gölge gibiydi; birinin olduğu yerde ötekinin nefesi duyulurdu. Birlikte sınava hazırlanmış, birlikte koşturmuştu okul yollarında, hatta sevinçlerini bile aynı çay bardağına sığdırmaya çalışmışlardı. Ne zaman onları görsem, dostluğun hâlâ bu dünyada kök salabildiğine dair içimde küçük bir umut belirirdi. 

Bu yüzden sordum: 
“Adem, sizin Yusuf’la yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmezdi. Bir süredir beraber göremiyorum sizi… Küstünüz mü, bir kırgınlık mı var?” 

Adem’in yüzü bir anlığına gölgelendi. Bakışlarını yere indirip ayakkabısının ucunu hafifçe ezdi. 
“Kıskançlık…” dedi, sesi yorgundu. 
“Nasıl yani?” diye sorunca, biriken bir yağmur gibi anlatmaya başladı: 
“Genel olarak başarılarımı kıskanıyor. Söylediğim her söze iğne batırır gibi eleştiri iliştiriyor. Başta önemsemedim, olur böyle şeyler dedim. Ama sonra… sonra fark ettim ki bende olanı elde etmek değil, bende olanın bende kalmaması için çabalıyor. Bir yerden sonra içim daraldı. Yusuf’la arama mesafe koydum.” 

“Onun bu sözleri, dostluğun ince bir cam olduğunu ve kıskançlığın o cama ilk çatlağı nasıl düşürdüğünü bir kez daha hatırlattı bana.” 

Peki kardeşim dedim Adem’e seni anlıyorum. Kararına saygı duyuyorum. Kendine iyi bak dedim. Ayrıldım yanından... 

Yürümeye devam ettim, kalbimdeyse bir depreniş içinde kalbimin arka odalarında kıskançlığın kapısına geldim, kapıyı çalıp içeri girdim. Bazı sorularım vardı ona: 

Kendini bana tanıt dedim kıskançlığa:  

Benim üç kardeşim var dedi “kıskançlık.” İlki “Hased” bu en kötü kardeşimdir. İkincisi “Rekabet” bu kardeşim iyidir ama “hırs” elbisesini giydiğinde kendini kaybedip kötü oluverir. Üçüncüsü “gıpta” bu kardeşim en iyimizdir. Ama bazen bunun da yaramazlığı tutar imrenme suyunu içer biraz çekilmez olur. 

Bana bir hikâye ile kendini anlat ki insandaki yansımanda bunları kavrayabileyim dedim: Dinle o zaman sana eskilerden yaşanmış bir olayı anlatayım dedi. 

Hz. Mûsâ Tur Dağı’na her çıkışında kavminden bir adam onun yolunu keser ve “Ey Mûsâ, Allah’la konuşmaya gidiyorsun, benim için bir eşek iste” derdi. Hz. Mûsâ önce bu isteği unutur, adam her inişinde aynı ısrarla tekrar karşısına çıkar ve isteğini hatırlatırdı. Üçüncü kez karşısına geldiğinde Mûsâ, bu defa unutmamaya niyet ederek Tur Dağı’na çıkar. Rabbi ona kavminden bu adamın isteğini sorunca Mûsâ durumu anlatır. Allah Teâlâ, “Ona söyle: Eğer kendisi için istediğini komşusu için de isterse ona iki eşek veririm; ama komşusuna bir şey istemezse kendisi de nimetten mahrum kalır” buyurur. Hz. Mûsâ bu ilahi mesajı adama ilettiğinde adam bir an düşünür ama hasedi galip gelir ve öfkeyle “Ben komşuma eşek istemem! Bende olmasın, onda da olmasın!” der. 

Peki bu hastalık mıdır dedim. Anlatayım dedi: 

Bir bakış bir gıpta ile gererim kişinin kalbine ilk önce, atılmazsam yuvalanırım ve elbisemi değişir “imreniş” olurum. Eğer benimle konuşulur bir makam verilirse artık bir adım bir yerim ve bir de yemeğim olur. Adım “Hased” yerim “kalp” yemeğim “ateş” tir. Olumlu düşünceler, iyi niyetler benim ateşimin odunlarıdır. Girdiğim kalbi ateşimin isiyle karartırım. Böylelikle tüm yaşam enerjisini çekerim insanın ve evet bir içsel “psikolojik” hastalık olarak tanımlarım kendimi. 

Senden kurtulmanın çaresi nedir? Bu hastalığı nasıl iyileştirebiliriz dedim? 

Kıskançlık derin bir nefes aldı ve şöyle cevap verdi: 

“Beni yenmenin yolu, başkasının nimetine düşmanlık etmekten vazgeçip Allah’ın taksimine razı olmaktan geçer. Kalbe şükür koyarsan içeri giremem. Beni zayıflatmak istersen, başkasının iyiliğine dua et; çünkü ben duayı taşıyamam. Kendini geliştirmeye yönelirsen, kıyas kapısından geri çekilirim. Kalbini sürekli güzelliklerle beslersen aç kalır, güçsüzleşirim. Unutma; ben karanlığı severim. Sen ışığı açarsan yok olurum.” 

“O kapıdan çıkarken anladım ki; insanın içinde yenmesi gereken en büyük düşman, başkasının ışığı değil, kendi karanlığıdır.” 

Kaynak: https://yavuzosmnoglu.blogspot.com
 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum