ŞEYTANIN HİLELERİ
Yazarı: Muhyiddin-i Arabî
Bu cep kitabı, Muhyiddin-i Arabî’nin “Seceret’ül Kevn” adlı eserinden iktibas edilmiştir.
Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm, Efendimiz Emin Peygamber Muhammed’e; onun âline ve ashabının tümüne olsun.
İbn-i Abbas (r.a.) hazretlerinden naklen Muaz b. Cebel rivayet ediyor:
— Bir gün Resûlullah (s.a.v.) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk, sohbete dalmıştık. Bu arada dışarıdan bir ses geldi:
— Ey ev sahibi, içeridekiler! Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var. Görülecek bir işim var.
Bunun üzerine herkes Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin yüzüne baktı. Orada ve her zaman büyük O idi; izin ondan çıkacaktı. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz duruma vakıf oldu ve:
— Bu seslenen kimdir, bilir misiniz? buyurdu.
Biz hep birden:
— En iyi bilen Allah ve Resûlüdür, dedik.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:
— O, lâin İblis’tir — şeytandır. Allah’ın laneti onun üzerine olsun, buyurdu.
Bunun üzerine Hz. Ömer:
— Ya Resûlullah, bana izin veriniz, onu öldüreyim, dedi.
Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz bu izni vermedi ve şöyle buyurdu:
— Dur ya Ömer. Bilmiyor musun ki ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir? Öldürmeyi bırak.
Sonra şöyle buyurdu:
— Kapıyı ona açın, gelsin. O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz.
Bundan sonrasını ravi’den dinleyelim. Şöyle anlattı:
— Kapıyı açtılar. İçeri girdi ve bize göründü. Bir de baktık ki şekli şöyle: Bir ihtiyar, şaşı, köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor; at kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da manda dudağına benziyordu.
Selâm verdi. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şu mukabelede bulundu:
— Selâm Allah’ındır ya lâin.
Sonra ona şöyle buyurdu:
— Bir iş için geldiğini duydum. Nedir o iş?
Şeytan şöyle anlattı:
— Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.
Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:
— Nedir o mecburiyet?
Şeytan anlattı:
— İzzet sahibi Rabb’in katından bana bir melek geldi ve dedi ki:
“Allah Teâlâ sana emir veriyor: Muhammed’e gideceksin; ama düşük ve zelil bir hâlde, tevazu ile. Ona gidecek ve Âdemoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını bir bir söyleyeceksin. Sonra o sana ne sorarsa doğrusunu söyleyeceksin.”
Sonra Allah Teâlâ buyurdu ki:
— Söylediklerine bir yalan katarsan, doğruyu söylemezsen seni kül ederim; rüzgâr savurur. Düşmanların önünde seni rüsvay ederim.
İşte böyle ya Muhammed, o emir üzerine sana geldim. Arzu ettiğini bana sor. Şayet doğru cevap vermezsem, düşmanlarım benimle eğlenecek. Düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.
Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle sordu:
— Madem ki sözlerinde doğru olacaksın, bana anlat: Halk arasında en çok sevmediğin kimdir?
Şeytan cevap verdi:
— Sensin ya Muhammed. Allah’ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilir ki?
Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:
— Benden sonra en çok kimlere buğzedersin?
Şeytan:
— Müttaki bir gence ki varlığını Allah yoluna vermiştir.
— Sonra kimi sevmezsin?
— Kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan âlimi.
— Sonra?
— Temizlik işinde yıkadığı yerleri üç defa yıkamaya devam eden kimseyi.
— Sonra?
— Sabırlı fakiri; ihtiyacını kimseye anlatmaz, hâlinden şikâyet etmez.
— Bu fakirin sabırlı olduğunu nereden bilirsin?
— İhtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatmaz. Kim böyle yaparsa Allah onu sabredenlerden yazmaz. Onun sabrını hâlinden ve şikâyet etmeyişinden anlarım.
— Sonra kim?
— Şükreden zengin.
— Onun şükreden olduğunu nasıl anlarsın?
— Aldığını helal yoldan alır ve mahalline harcar. Bilirim ki o şükreden zengindir.
Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz mevzuyu değiştirdi:
— Ümmetim namaza kalkınca senin hâlin nice olur?
— Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar; titrerim.
— Neden?
— Çünkü bir kul Allah için secde edince bir derece yükselir.
— Oruç tuttukları zaman?
— Bağlanırım; iftara kadar.
— Hac yaptıklarında?
— Çıldırırım.
— Kur’an okuduklarında?
— Ateşte eriyen kurşun gibi eririm.
— Sadaka verdiklerinde?
— İşte o zaman hâlim pek yaman olur. Sanki sadaka veren eline testere alır da beni ikiye böler.
— Neden?
— Çünkü sadakada dört güzellik vardır:
Allah malına ihsan eyler.
Sadaka veren halkına sevdilir.
Sadaka, cehennemle arasında perde olur.
Bela ve sıkıntı ondan def edilir.
Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında sordu:
— Ebû Bekir için ne dersin?
— O bana cahiliyede bile itaat etmedi; İslâm’dan sonra nasıl etsin?
— Ömer b. Hattab?
— Allah’a yemin ederim ki her gördüğüm yerde ondan kaçtım.
— Osman b. Affan?
— Ondan utanırım; Rahman’ın melekleri de ondan utanırlar.
— Ali b. Ebî Tâlib?
— Ah, onun elinden bir kurtulsam… O beni bıraksa, ben onu bırakırım; ama o beni bırakmaz.
Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:
— Ümmetime saadet ihsan eden, seni de belli vakte kadar şaki kılan Allah’a hamd olsun, buyurdu.
İblis dedi ki:
— Ümmetin saadeti nerede? Ben onların kan mecralarına girerim, etlerine karışırım. Cahillerini de âlimlerini de azdırırım. Fakat Allah’ın hâlis kullarını azdıramam.
— İhlâs sahibi kimdir?
— Dirhemini, dinarını sevmeyen; övülmekten hoşlanmayan. Mal ve övgü sevgisi büyük günahların en büyüğündendir.
Sonra dedi ki:
— Yetmiş bin çocuğum var. Her biriyle birlikte yetmiş bin şeytan vardır. Âlimlere, gençlere, şeyhlere, ihtiyar kadınlara, âbidlere, zahidlere gönderirim…
Rahip Barsisa’nın kıssasını anlattı ve sonunda küfre sürüklendiğini söyledi. Ardından şu ayeti zikretti:
— “Şeytanın hâli gibidir ki o insana: ‘Kâfir ol’ der; kâfir olunca da: ‘Ben senden uzağım…’ der.” (59/16)
Yalan, gıybet, talâk üzerine yemin, namazın tehir edilmesi gibi birçok hileyi anlattı. Namazda vesvese, sağa sola baktırma, acele kıldırma, esnetme, parmak çıtlatma, cemaatte imama muhalefet ettirme gibi tuzaklarını bir bir saydı.
Faiz yiyenin arkadaşı, zina edenin dostu, sarhoşun yatak arkadaşı, hırsızın misafiri, sihirbazın elçisi olduğunu söyledi.
Kalbini kıranın Allah yolunda koşan atlar; cismini eritenin tevbe; ciğerini parçalayanın istiğfar; gözünü kör edenin gece namazı olduğunu anlattı.
Rabbinden on talepte bulunduğunu ve bunların kabul edildiğini söyledi. Âdemoğullarını görüp onların kendisini görememesi, kan mecralarında dolaşabilmesi, hamamların evi, pazarların mescidi, şiirin kitabı, mezmurların ezanı olması gibi hususları anlattı.
Ayrıca çocuklarının isimlerini ve vazifelerini söyledi:
ATEME, MÜTEKAZÎ, KÜHAYL…
Sonunda dedi ki:
— Ben ancak vesvese veririm ve bir şeyi güzel gösteririm; o kadar. Delâlet benim elimde olsaydı, yeryüzünde iman eden kimse bırakmazdım. Hidayet de senin elinde değildir; sen tebliğe memursun.
Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şu ayetleri okudu:
— “Ancak Rabbinin esirgedikleri müstesna…” (11/119)
— “Allah’ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir.” (33/38)
Sonra:
— Ya Ebâ Mürre, tevbe etmen mümkün değil mi? Cennete girmene kefil olurum, buyurdu.
İblis dedi ki:
— Hüküm verilmiş, kalem kurumuştur. Seni peygamberlerin efendisi kılan Allah, beni de şakilerin efendisi kılmıştır.
Ve sözlerini şöyle tamamladı:
— İşte sana son sözüm budur. Hepsini doğru söyledim.
Evvel, âhir, zâhir, bâtın; âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
Efendimiz Muhammed Nebî’ye, âline ve ashabına salât ve selâm olsun.
Bütün peygamberlere selâm olsun. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a tekrar hamd olsun.




YORUMLAR