Reklam
Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog

Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog


Evvelâ İç Cephe

05 Mart 2026 - 17:03

EVVELA İÇ CEPHE
“Fitneye Mahal Vermemeliyiz”
Askeri stratejist değilim, siyaset bilimci hiç değilim. Lakin toplum içinde yaşayan ve toplumsallık üzerine bakıp görme, görüp analiz etme, analiz edip anlatma, anlatırken de argümanlarla konuşmasını bilen bir kimseyimdir. Bunun bir ukalalık olmadığını, sadece yetkinlik durumunun izahı olarak algılanmasını isterim.

Hangi zor ve karmaşık olay bizi “zor zamanlardan geçiyoruz” ibaresini kullanmaya itse bile maalesef sonrasında gelen bir başka olayın, daha zor günlere gebe olduğunu müşahede etmekteyiz. Geçtiğimiz günler ne kadar zor ne kadar çetin ve ne kadar azami hassas günler olsa da üstesinden gelebiliriz. Lakin bu üstesinden gelmeyi gerçekleştirmek için bazı ön şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Bunlardan biri de “iç cephenin” güçlü olmasıdır. İç dünyamız, ailemizin içi, kurum içi, kuruluş içi, toplum içi ne kadar güçlü olursa, o oranda zorla başa çıkılır, imkânsız denilip kenara çekilerek vazgeçilen şeylerin çözümü az bir şey zaman alır. Ama evvela iç cephenin güçlü bina edilmesidir.

Beni bu sözleri söylemeye ve konuyla ilgili yazı yazmaya, son dönemde dünyayı meşgul eden ve “hadsizliklerin” havalarda uçuşmasına sebep olan Ortadoğu’daki gelişmeler yönlendirmiştir. Taraflara bakıyorum, cephelere bakıyorum, söylem ve eylemlere bakıyorum, karşımda duran şey; hangi taraf olursa olsun kendilerince başarıya ulaşmaları için evvela iç cepheyi güçlü tutmaları gerektiği gerçeğidir. İşte, bu noktadan sonra bir Müslüman olarak olaya kendi cenahımdan bakıyorum ve değerlendirmemi yapıyorum: “Fitneye Mahal Vermemeliyiz”

Bir çağ düşünün dostlar: Fitnenin “strateji”, iftiranın “eleştiri”, yalanın “yorum”, zulmün ise “tedbir” adıyla meşrulaştırıldığı bir çağ… Bu çağda susmak fazilet değil, suçtur; konuşmak ise bedel ister. Çünkü hakikat, fitneyle geçinenlerin düzenini bozar. Ayrılık ateşini yakan kıvılcım kimden gelirse gelsin, onu söndürmek üzerimize vazifedir. İslam müntesipleri olduğunu söyleyen bizler evvele iç cepheyi güçlü tutmamız gerekli ki muzafferiyet gelebilsin.

Kur’an bu tabloyu asırlar öncesinden fitnenin çok büyük bir günah olduğunu bildirmiştir. Bugün İslam toplumlarındaki manzara şudur: Tarihi düşmanların saldırmalarına gerek olmadan, birbirlerini öldürmeden huzuru ve birlikteliği yok eden bir fitne düzeniyle karşı karşıyayız. İnsanlar itibar suikastlarıyla, algı operasyonlarıyla, ima ve zan üzerinden infaz edilmektedir. Ne delil aranmakta ne adalet gözetilmektedir. Çünkü fitne, delille değil, dedikoduyla beslenir.

Sevgili dostlar devrimizin en büyük çelişkilerinden biri de şudur: Fitneyi bizzat üretenler, sonra kürsülere çıkıp fitnenin kötülüğünü anlatmaktadır. İftira atanlar, iftiranın haramlığını konuşmaktadır. Yalanı meslek edinenler, “hikmet”, “maslahat”, “dava” gibi kavramların arkasına saklanarak kendi yalanlarına fetva üretmektedir. Oysa Rabbi Zü’l-Celâl ve’l-İkrâm, Hucurât suresi 12.ayetinde açıkça uyarmaktadır:

Anlamı: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur.”

Bugün zan, araştırmanın; ima, delilin; linç ise yargının yerine geçirilmiştir. Sosyal medya ekranlarında, kürsülerde, kapalı toplantılarda insanlar “zanla” mahkûm edilmektedir. Bu ise doğrudan Kur’an’a meydan okumak gibidir. Rasûlullah Efendimiz Aleyhisselam bu zihniyeti daha da net tarif eder:

Manası: “Kişiye yalancı olarak, işittiği her şeyi söylemesi yeter.” (Müslim/Mukaddime/5)

Maalesef bugün çoğu kimse “duydum” demektedir, ama kimse “araştırdım” dememektedir.

İslam Düşmanları Dururken Müslümana Düşmanlık
Bu çağın yüz karası özelliklerinden biri de şudur: İslam’a açıkça düşmanlık edenler ortadayken, bütün öfkesini Müslüman kardeşlerine yöneltenler vardır. Küresel zulüm düzenleriyle kavga edemeyenler, kendi mahallesinde güçsüz gördüğüne saldırmaktadır. Çünkü cesaret, bedel ödemeyi gerektirir; fitne ise risksizdir. Kur’an bu türleri şöyle tanımlar (Bakara/11):

Anlamı: “Onlara ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler.”

Bozgunculuğu ıslah, zulmü tedbir, ihaneti strateji diye pazarlayan bu dil; bugün en çok dini kavramları kullanmaktadır. En tehlikeli bozulma da budur: Günahın, din diliyle savunulması çok beter bir ihanettir.

Eline mikrofon alan, önüne “hoca”, “üstat”, “kanaat önderi”, “Dr.”, “Şeyh Efendi” gibi sıfatlar ekleyen herkes konuşmaktadır. Lakin konuşan çok, ilim doğru kullanılmamaktadır. Hikmet neredeyse kaybolmaya yüz tutmuştur. Çünkü hikmet, ahlâk ister; ahlâk ise nefsi dizginlemeyi. Rasûlullah Aleyhisselam şöyle buyurmuştur:

Manası: “Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez.” (Müslim/Îman/147) Yani cennete ilk girenlerle giremez.

Bugün kibir; ses tonunda, üslupta, hüküm cümlelerinde kendini gösterir. Saklanmaya çalışılsa bile görülür. Herkesi yargılayan ama kendini asla hesaba çekmeyen bir kibir… Bu kibir, ilmin değil; iktidar arzusunun ürünüdür.

Müslümanlara Giden Yardımları Engelleyenler

Ahan da işin en karanlık noktası da belki burasıdır: “Kendilerince itham edilecekleri (Müslümanı) tahzir ediyorum” iddiasıyla Müslümana giden yardımı engelleyenler… Yetimin rızkını, mazlumun nefesini, garibin umudunu kesenler… Bunu yaparken de kendilerini “dini koruyor” zannedenler… Yüce Allah’ın bu konuda emri çok nettir (Maûn/2–3):

Anlamı: “…İşte odur yetimi itip kakan ve yoksula yedirmeyi özendirmeyen!”

Yardımları kestiren, iyiliği engelleyen, hayırların önüne geçip durduran; hangi gerekçeyi sunarsa sunsun zulüm işlemektedir. Adres göstererek, fişleyerek, ima ederek kendini güvende sananlar büyük bir yanılgı içindedir. Ayaklarına sıkıp birliği baltalayan bu kimseler bakıyorsunuz; Müslümanlara saldırıda pervasızlara “bir çıt çıkartmazken” adeta Müslüman kardeşlerine hunharca saldırmaktadırlar. Sonra da birlik derler, beraberlik derler, kardeşlik derler…derler ama resmen başı gözü ayrı oynayan yalancı hokkabazlar gibidirler.

Adreslerini Gizleyebileceklerini Sansalar Bile Hesap Giz-len-mez

Tefrikanın ve düşmandan daha da düşman olan bu zihniyet zannediyor ki; adres gizlenirse, sorumluluk kalkar. İsim saklanırsa, hesap düşer. Oysa Kur’an’da Kamer suresi 51, 52 ve 53.ayetlerinde şöyle buyurulur:

Anlamı: “And olsun biz sizin nice benzerlerinizi helâk ettik. Düşünecek yok mu? Yaptıkları her şey defterlerde kayıtlıdır. Büyük küçük hepsi satır satır yazılmıştır.”

Şu iyi bellenmelidir: Ahiret adres sormaz. Ahiret kartvizit istemez. Ahiret niyeti sorar, engellenen hayrı sorar, susulan zulmü sorar. Ne kadar fetva verseler de kendilerince hakikate kör bakanların zihinleri kendileri yetmezmiş gibi etrafına topladıkları güruhu bile yakar, kül eder.

Acı Gerçek: Bugün dünyanın dört bir yanında yardım kuruluşlarının karalanması, dini yapılar üzerinden algı operasyonları, “bizden değil” diye insanların dışlanması; hep aynı zihniyetin ürünüdür. Dava değil, ganimet peşinde koşanların zihniyetidir bu. Halbuki her Cuma namazı hutbesinde hocalarımız ya da bu güruhun içinde namaz kıldıranların kendilerinin okuduğu bir ayet var; Nahl suresi 90.ayeti şöyledir:

Anlamı: “Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayasızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor.

Ey “Evvela İç Cephe” diyerek aksini yapan kimseler! Bilin ki; adalet yoksa, dava yoktur. Merhamet yoksa, tebliğin samimiyeti eksiktir. Doğruluk yoksa veya saklanıyorsa, din sadece sloganlaştırılmaktadır.

İyi ki Hesap Var, İyi ki terazisi şaşmayan bir adalet var. İyi ki bugün alkışlananlar, yarın savunma yapmak zorunda kalacak. Mikrofonlar susacak. Sahte sıfatlar dökülecek. Algılar çökecek. Ama hakikat kalacak. Çünkü hakikat, hiçbir zaman kalabalıklara yaslanmadı ve yaslanmayacaktır da. Hakikat, yalnızca Yüce Allah’ın buyurduğu gibidir. Diller ne kadar da saklamaya çalışsa da eller ne kadar hakikatin üzerine karanlıklar atsa da Yüce Allah hakikati muzaffer eyleyecektir. Bugün pervasız saldırılarla Müslümanları katledenlere karşı en küçük bir kınama yapamayan insancıkların, Müslümanlara karşı anlaşılmaz yaklaşımları kabul edilemez. Bunlar temizlenmeden de birlik ve dirlik tesis edilemez. Devletimizin âli gücü, derin hafızası ve müthiş takibi “evvela iç cephenin” güçlenmesini sağlayacak, İslam düşmanları ve hakikatlerin gölgeleyicilerini bertaraf edecektir.

Ne diyelim! Mevla görelim neyler; neylerse güzel eyler!

Kalalım sağlıcakla…

Gökmen CAN-Eğitimci Sosyolog

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum