Erkekleşen Kadınlar ve Kadınlaşan Erkekler: Fıtrat Krizi
Toplumların çöküşü çoğu zaman ekonomik krizlerle, savaşlarla veya siyasi çalkantılarla başlamaz. Asıl çöküş; kadın ve erkeğin fıtratını kaybetmesi, kimliklerin bulanması ve yaratılış düzeninin ters yüz edilmesiyle başlar. Bugün Türkiye’de -ve aslında tüm dünyada– yaşanan tam olarak budur: Erkekleşen kadınlar ve kadınlaşan erkekler… Modern çağın en büyük kimlik buhranı.
Erkekleşen Kadınlar: Feminizmin Dayattığı Yapay Kimlik
Son yıllarda kadınlar üzerinde oluşturulan toplumsal baskının adı “özgürlük”, “eşitlik”, “güçlü kadın” gibi süslü kavramlarla örtülüyor. Feminist ideolojiler ve sözde kadın dernekleri, kadının fıtratını bozan, onu erkekle yarıştıran, bencilliği yücelten bir dil kullanıyor. Sosyal medyada pompalanan bu akım, kadını adeta kendi fıtratına düşman ediyor.
Bu etki altında bazı kadınlar:
• Erkek gibi öfkelenmeyi,
• Erkek gibi kavga eden bir dile sahip olmayı,
• Erkeklerin fiziksel gücüne uygun işlerde çalışmayı başarı zannetmeyi,
• Erkeği rakip ya da düşman olarak görmeyi,
• “Ezilmemek” adına sertleşmeyi, kabalaşmayı, duygularını bastırmayı,
• Kadınca nezaket ve inceliğin yerine erkeksi bir kimliği tercih etmeyi normalleştirmeye başladı.
Oysa kadın; yaratılış itibariyle merhametin, şefkatin, inceliğin, nezaketin, duygunun ve duygu dünyasının temsilcisidir. Bu özellikler zayıflık değil; medeniyet inşa eden kadın fıtratı güçleridir.
Fıtratından uzaklaşan kadın:
• Hanımlık vasfını kaybediyor,
• Anne olma duygusunu zedeliyor,
• Evlilikte çatışma ve baskınlık meydana getirerek boşanmaları artırıyor,
• Erkekle kavga etmekten huzur üretemiyor.
Bugün birçok ailede gerginliklerin temelinde işte bu “erkekleşme” baskısı yatıyor. Bu baskı kadını yorar, evlilikleri çökertir, çocukların ruh dünyasını tarumar eder. Çünkü kadının tabiatı yarışmak değil, tamamlamak üzerinedir. Fıtratıyla yuva kuramayan ve anne olamayan kadın huzura kavuşamaz.
Kadınlaşan Erkekler: Yasaların ve Toplumsal Baskının Oluşturduğu Kimlik Erozyonu
Diğer tarafta erkekler; medya, baskın feminist söylemler ve hukuki düzenlemelerle sürekli suçlu ilan edilerek adeta köşeye sıkıştırılıyor.
6284 gibi yasalar yanlış uygulanarak “her tartışmayı şiddet” olarak kodlayan anlayış, erkeği evinin dışına atan, söz hakkını kısıtlayan, babalığını zayıflatan bir etki oluşturuyor.
Bunun sonucunda birçok erkek:
• Aile içinde pasifleşiyor,
• Sorumluluk almaktan kaçınır hâle geliyor,
• Sürekli suçlu hissettiği için kadın karşısında pısırıklaşıyor,
• Reislik karakterini kaybediyor,
• Sadece eve para getiren bir çalışan rolüne indirgeniyor.
Kadının erkekleşmesi kadar, erkeğin kadınlaşması da aileyi çökerten, evliliği kırılganlaştıran, çocukların kimlik gelişimini zedeleyen bir krizdir. Erkek; koruyan, kollayan, yönlendiren, adalet duygusunu yaşatan bir fıtrata sahiptir. Bu fıtratın yok edilmesi, medeniyetin kolonlarının kırılması demektir.
Fıtrat Bozulduğunda Medeniyet de Bozulur
Allah, insanı kadın ve erkek olarak yaratmıştır. Her birine farklı beden, duygu, ruh, karakter, sorumluluk ve görev vermiştir. Bu farklar bir rekabet değil; bir tamamlayıcılık hikmetidir.
Kadının şefkati erkeğin kudretini tamamlar.
Erkeğin akıl ve koruma gücü kadının duygu ve merhametini tamamlar.
Bu iki fıtrat birlikte aileyi, aile ise toplumu ve medeniyeti ayakta tutar.
Bugün yaşanan kriz şudur: Kadın kadın olmaktan utanıyor, erkek erkek olmaktan korkuyor.
Bu durum ise:
• Evlilikleri engelliyor, boşanmaları artırıyor
• Çocuklarda kimlik karmaşası oluşturuyor
• Aileyi dağıtıyor
• Toplumu köksüzleştiriyor
• Medeniyet inşasını imkânsız hâle getiriyor
Çözüm ise Fıtrata Dönüş, Adaletli Hukuk ve Sağlıklı Sosyal Zemin
Bu sorun sadece bireysel iradeyle değil; toplumsal politikalarla da çözülebilir.
- Kadın ve erkeğin fıtratını koruyan bir sosyal düzen kurulmalıdır.
Kimlik bulanıklığı değil; yaratılıştaki farkların hikmetini anlatan eğitim modelleri geliştirilmelidir. - Yasalar adaletli, dengeli ve aileyi merkeze alan bir yaklaşımla yeniden düzenlenmelidir.
6284 gibi düzenlemeler kadını koruma amacını aşarak aileyi parçalamamalıdır. - Sözde feminist kadın derneklerinin ideolojik saldırılarına karşı toplumsal bilinç oluşturulmalıdır.
- Sosyal medyanın dayattığı “erkekleşmiş kadın – kadınlaşmış erkek” kalıplarına karşı aile temelli değer eğitimi güçlendirilmelidir.
- Kadın kadın gibi, erkek erkek gibi yaşayabilmeli; aile de bu iki fıtratın ahengi üzerine inşa edilmelidir.
Her erkek baba, koruyucu, sorumluluk taşıyıcı bir liderdir.
Fıtrata uygun yaşanan hayat huzur getirir; fıtratın bozulduğu her alan ise çatışmaya, krizlere ve medeniyetin çözülmesine sebep olur.
Mesele çok basit:
Kadın kadın olarak değerli, erkek erkek olarak kıymetlidir.
Biz bu hakikati hatırladığımız ölçüde aile dirilir; aile dirilirse toplum ve medeniyet yeniden güç kazanır. Nesli ihyâ medeniyeti inşâ mefkûremize ulaşmış oluruz.
[email protected]




YORUMLAR