Avrupa'nın Esrarengiz Adamı: Sir Basil Zaharoff
“19. yüzyıla gelindiğinde, devlet otoritesinin zayıfladığı bu ortamda, ordunun yapısının bozulması, toprak ve vergi sistemindeki aksaklıklar, anarşi ve ayaklanmalara sebep olur. Bu bozulmadan ve sıkıntılardan köylü de etkilenir. Tımar sisteminin bozulması toprakların gasp edilmesine yol açar. Viyana bozgununun zararı neredeyse köylüden çıkar. Tımar sisteminin yozlaşması ordunun bozulmasına sebep olur. Nüfus artışı, topraksızlık, fütuhatın durması ve enflasyondan dolayı Anadolu kıtası, Tımarlı Sipahiler, vakıf mütevellileri ve sair yöneticilerin toprak gaspına, idarenin bozulmasına ve köylü isyanlarına sahne olur.” (Ortaylı, İ. 2004:11)
Zannedildiği gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesi ve yıkılışı kolay olmadı. Birçok iç ve dış etkenlerin bir araya gelmesiyle uzun bir süreç boyunca, adım adım geriledi ve sonunda yıkıldı. İç etkenler konusunda Prof. Dr. İlber Ortaylı şöyle diyor:
“19. yüzyıla gelindiğinde, devlet otoritesinin zayıfladığı bu ortamda, ordunun yapısının bozulması, toprak ve vergi sistemindeki aksaklıklar, anarşi ve ayaklanmalara sebep olur. Bu bozulmadan ve sıkıntılardan köylü de etkilenir. Tımar sisteminin bozulması toprakların gasp edilmesine yol açar. Viyana bozgununun zararı neredeyse köylüden çıkar. Tımar sisteminin yozlaşması ordunun bozulmasına sebep olur. Nüfus artışı, topraksızlık, fütuhatın durması ve enflasyondan dolayı Anadolu kıtası, Tımarlı Sipahiler, vakıf mütevellileri ve sair yöneticilerin toprak gaspına, idarenin bozulmasına ve köylü isyanlarına sahne olur.” (Ortaylı, İ. 2004:11)
Osmanlı İmparatorluğu, ekonomik çıkmazın içinde boğuşurken savaşlar ardı ardına geldi. 19. yüzyılın en önemli savaşlarından biri olan Kırım Savaşı (1853-1856) büyük ekonomik sarsıntılar meydana getirdi. Kırım Savaşı, göç ve göçmen sorunlarıyla tanıştıran ilk savaş olma özelliği taşımaktadır. İlerleyen yıllarda arka arkaya gelen artçı sarsıntılarla, zaten tekleyen ekonomik süreç tamamen sallanmaya başladı. Savunmak için savaşmak, savaşmak için silah, silah için de para gerekiyordu.
Savaş(lar), içine çektiği ülkeler için ekonomik bir çöküntü anlamı taşıdığı gibi diğer yandan da zenginleşmenin bir aracı olarak da görülür. Başka bir deyişle, başlangıç ve bitiş noktası aynı halkada birleşen bir zincire benzer.
20. yüzyıl başlarındaki teknolojik buluşlar, militarizmin dünyada yayılmaya başlamasına ve silah sektörünün de önem kazanmasına neden oldu. Eski silahların yetersiz kaldığı yerlerde mucitler daha hızlı ateş eden, daha uzak menzilli silahları tasarlamak için becerilerini devreye sokuyor, ortaya çıkan ürünler de işi bilen, uyanık tüccarlar tarafından “resmi ve gayri resmi” yollarla satılıyordu. Pazarlama taktiği oldukça önemliydi. Bu sayede, dönemin sevilen sektörü olan silah sanayii hızlı bir gelişim kaydediyordu. Her şey iç içe geçmiş ve uyum içinde işliyordu. Savaşlar silahlarla yapılıyor, savaşlar sonunda sömürgecilik büyüyor, ekonomisi zayıf ülkeler sömürge ve yeni pazarlar hâline geliyorlardı. Böylelikle yeni baronlar ortaya çıkıyor, bu baronlar da dünya siyasetini perde arkasından yönetip savaş çığırtkanlığı yapıyorlardı.
20. yüzyıla damga vuracak olan bu baronlardan en etkili ve önemlisi Osmanlı coğrafyasından çıkacak ve dünyayı yönetir hâle gelecekti. Başka bir deyişle, Osmanlı ülkesini paylaşmak üzerine icat edilen Doğu Sorunu, bir Osmanlı tebaasının sattığı silahlar ve finansal desteğiyle hayata geçirilecekti. I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru (1917) Yunanlılar da İtilaf Devletleri’nin tarafında yer aldılar ve birlikte savaştılar. İtilaf devletleri, kendi arasında Osmanlı topraklarını bölüşmeye başlamıştı. Yunanlılar da savaştaki hizmetlerine karşılık İzmir ve etrafına göz dikmişlerdi. İtilaf Devletleri, Yunan Başbakanı Venizelos’a verdikleri sözü yerine getirmek için İzmir’in işgalini haklı gösterecek nedenler aramaya çalıştılar.
Yunan Başbakanı Venizelos, “Ege’deki Hıristiyanların tehlikede olduklarını, Türkler tarafından yok edileceklerini” gerekçe göstererek sözde dostlarından yardım istedi. İngilizler¸ Yunanistan’ı Anadolu üzerindeki emellerini ve Küçük Asya Harekâtı’nı siyasî-hukukî zemine oturtabilmesi için 18 Ocak 1919’da Paris’te düzenlenen Barış Konferansı’na resmen davet etti. Paris’te gerçekleşen Barış Konferansı’na katılan ülkeler, çeşitli gerekçelerle kendileri adına Yunan ordusunun bu işi çözmesi gerektiğini düşündüler ve İzmir’in işgaline karar verdiler.
Prof. Dr. S. Akşin şöyle diyor: “Gerçekten de Paris Barış Konferansı’nda bu karar alınmıştı. O sırada İtalyanlar konferansı boykot ediyorlardı, çünkü umdukları payları konferans onlara vermiyordu. İtalyanlar olsaydı, Yunanlıların İzmir’e çıkarılmasına herhalde itiraz ederlerdi, zira İzmir’de onların da gözü vardı. Bu iş İngiltere Başbakanı Lloyd George’un itelemesiyle olmuştu. İngiliz yönetimi Osmanlı’nın örnek bir cezaya çarptırılmasını istiyordu, fakat İzmir’i Türklerden almak fazla ileri gitmek olurdu. Bu durumda Türkler ayaklanabilir, Hint Müslümanları (ve onlarla dayanışma yolunu yeğleyen Hindular) hoşnutsuzluk gösterebilirlerdi. Kaldı ki, oradaki İngiliz demiryolu şirketi de Ege’nin Yunanlılara verilmesiyle pazarın bölüneceğini, bundan zarar göreceğini söylüyordu. Ne var ki George, bu işte adeta kişisel bir dava güdüyordu. Gençliğinde hayli sofuydu, papaz olmak istemişti. Sonra Gladstone’un Liberal Parti’sine bağlıydı ki, Türk düşmanlığı o partinin belirgin niteliklerindendi. Ayrıca, birçok Rumla yakın ilişkileri vardı. Bunlardan biri Sir Basil Zaharoff’tu. Muğla kökenli bu adam, tam anlamıyla “köşeyi dönerek” dünyanın sayılı silah ve sanayi şirketlerinden Vickers Armstrong’un başına geçmişti. Savaşın ilk bölümünde George ordu donatım bakanlığı yapmış, o sırada da Zaharoff’la esaslı işler yapılmıştı. İşte George, İngiliz olmaktan çok kişisel bir siyaset güderek, Barış Konferansı’nda Atina’da bulunan bir arkadaşının mektubundaki, güya Ege’de Türklerin Rumlara eziyet ettikleri dedikodusunu öne sürerek bu kararı aldırmıştı.” (Akşin, S. 2007: 141-141)
Yunanistan’ın I. Dünya Savaşı’na katılmasında, İzmir’i işgal etme izninin çıkmasında ve Küçük Asya macerasına kalkışmasının ardındaki “gizli mimarın” Zaharoff olduğu bütün çıplaklığıyla ortadadır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, “ortaklar” Osmanlı’yı paylaşım konusunda bir türlü anlaşamadılar. İngiltere’nin Mondros Antlaşması’nı bile hiçe sayarak başta Musul-Kerkük olmak üzere petrol kuyularını ele geçirmesi, ABD, Fransa ve İtalya’yı çok rahatsız etti. Üstelik İngiltere’nin Osmanlı’yı işgal planı masa altından da sürmekteydi. Mezopotamya sadece petrol açısından değil, stratejik öneme de sahipti ve Mısır-Hindistan yolunun temel halkasıydı. Bu bölgenin güvenliği için Anadolu’nun işgali şarttı. Ancak mali durumunun bozuk olması, ordusunun yorgun düşmesi ve halkının artık barış istemesi İngiliz yönetimini çok zorladı. İngiltere’nin kurguladığı oyun başlamıştı, Anadolu’nun işgali için “Yunanistan Maşası” kullanılacaktı. Lloyd George’un Türk karşıtı bir politikacı olduğu bilinmektedir. Türklere karşı olumsuz düşüncelerinin nedenlerinden birinin de Sedat Çilingir’in tezinde bahsettiği gibi Lloyd George’un “Ölüm Taciri” lakaplı, Avrupa’nın en zengin baronlarından biri olan Sir Basil Zaharoff ismindeki Anadolulu bir Rum silah tüccarı ile olan yakın ilişkisidir. (Çilingir, S. 2007: s.566)
Lloyd George, Mühimmat (levazım) Bakanı iken Zaharoff ile silah alım satım ilişkisi içine girmiştir. Osmanlı karşıtı düşünceleri onları birbirlerine yakınlaştırmış ve George’un Osmanlı’ya karşı olumsuz görüşleri daha da artmıştır. Zaharoff, I. Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde dikkatini Osmanlı üzerinde toplamıştı. Savaştan zayıf çıkmış Osmanlı toprakları üzerinde Yunanistan’ın da kazanç elde etmesi gerektiği düşüncesini Venizelos’a verenlerden biri olmuştur. 1920’deYunanistan’nın Osmanlı’ya karşı savaşı kazanabilmesi ve “Megali İdea”nın gerçekleşebilmesi için Yunanistan’a oluk oluk para akıttı.
“Mimar” Zaharoff, Venizelos ile Lloyd George’nin arasında gidip gelmekten bir türlü yorulmak bilmedi. Avrupa gazetelerinde işgali destekleyecek kamuoyu yaratmak için “Yunanistan’ın, Batı Anadolu’nun gerçek sahibi olduğu” üzerine haberler yaptırdı. Ancak Mustafa Kemal Atatürk komutasında dirilen Türk ordusu, Yunan işgalcileri Adalar Denizi’ne süpürünce ortakların hayalleri kursaklarında kaldı.
Yunanistan’ın Küçük Asya Felaketi‘nden sonra Londra ve Paris’teki itibarı azalan Sir Basil Zaharoff dikkatini büyük gelecek vadettiğine inandığı petrol işine çevirdi. Zaharoff, “Anglo-Persian” (APOC) petrol şirketinin ve Ortadoğu petrollerini taşıyan “Batı Denizcilik Şirketi”nin de ortağıydı. İngiltere çıkışlı enerji devi BP’nin (British Petroleum) temellerini de o atmıştı.
SİR BASİL ZAHAROFF KİMDİR?
İngiltere’nin “Sir” unvanı verdiği, Fransa’nın Legion d’Honneur nişanı taktığı; Oxford ve Sorbonne üniversitelerinde edebiyat kürsüleri açtıran, Balzac Edebiyat Ödülü’nü kuran “ölüm taciri” Basil Zaharoff, Muğla doğumlu ve Rum asıllı bir Osmanlı tebaasıdır.
HAYATI
Basil Zaharoff’un ailesi İstanbul Rum kökenliydi ve 1821 yılında başlayan, 1829’da Yunanistan’ın bağımsız bir devlet olmasıyla sonuçlanan süreçte, İstanbul’da çıkan karmaşalardan dolayı Ukrayna’nın Karadeniz’e bakan güzelim kenti Odesa’ya göçtüler. Zacharias ailesi, isimlerini Rusçalaştırarak Zaharoff soyadını aldılar. Olayların yatışmasıyla Anadolu’ya dönen Zaharoff’lar Muğla’ya yerleştiler ve baba Zaharoff”un kendi adını verdiği oğlu Vasileios, 6 Ekim 1849 tarihinde Muğla’da doğdu.
Oğulları Vasileios’un doğumundan sonra 6 yıl Muğla’da yaşayan Zaharoff ailesi, 1855 yılında tekrar İstanbul’a göç ederek bugün Kurtuluş olarak bilinen ve 19. yüzyılda Rumların çoğunlukta olduğu Tatavla semtine yerleştiler. Vasileios hayatının ilerleyen yıllarında, kökeni ile ilgili sorulara açıklıkla cevap vermekten çekinecek, yabancı makamlardan onaylattığı kimlik belgeleri doğrultusunda bir Osmanlı tebaası olduğunu da saklayacak ve kendisini “Rus Basil Zaharoff” olarak tanıtacaktı. Bu durum da onun, “Esrarengiz Avrupalı” olarak adlandırılmasına neden olmuştur.
I’Annuaire Daily Mail gazetesi 1921 yılında onu, “Belki Türk, belki Rum, belki Rus ama ne İngiliz ne de Fransız” şeklinde tanımlayacaktı. Kimilerine göre o, dolandırıcı çakalın biriydi, kimilerine göre de tutucu ve kaosla beslenen bir palyaçoydu.
İstanbul’da bir misyoner İngiliz okuluna kaydedilmişti. Ailenin tek çocuğuydu. Ailenin yükünü küçük yaşta omuzlamaya başlamıştı. Hem okula gidiyor hem çalışıyordu. Büluğ çağına gelince kazançlı bir iş olan tulumbacılığa (itfaiyeciliğe) başladı. O yıllarda itfaiyecilik, evleri yanan zenginlerin servetini komisyon karşılığı kurtarmaya dayalı kârlı bir işti. Paul Brancafort, Alain Decaux ve Von Christian gibi Basil Zaharoff’un biyografisini kaleme alan yazarlara göre, Kurtuluş’taki Rum genelevlerinde çığırtkanlık yapıyordu. İngilizcesi çok iyi olduğu için özellikle yabancı gemicilerin geneleve gitmesine yardımcı oluyor, bu fuhuş hizmeti karşılığında kelle başı yüzdelik alıyordu.
Galata’da kumaş tüccarı dayısı Sevastopulos, yeğeni Vasileios’un genelevlerinde çığırtkanlık yapmasından hiç memnun değildi. Yeğenini yanına aldı. Vasileios zamanla ticaretin inceliklerini iyice kavradı, dayısıyla ortak oldular ve birlikte tefecilik de yaparak bolca para kazandılar.
Osmanlı maliyesi 1875’te dış borçlarını ödeyemeyip iflas ettiğini açıklayınca Vasileios, dayısının bir iş için Odesa’ya gitmesini fırsat bilerek kasadaki paraları alıp Londra’ya kaçtı.
Londra’ya ayak basar basmaz, İstanbul’dayken gerçekleştirdiği bir ihracat işinde usulsüz ticari faaliyette bulunma suçlamasıyla hakkında açılmış başka bir dava yüzünden yakalandı. Dayısı yeğeninin Londra’ya kaçmasına çok öfkelenmişti ve peşini bırakmadı. Hırsızlık suçundan İstanbul ve Londra’da dava açtı. Ticari ortaklığını ispat eden Vasileios, İstanbul Rumları arasında toplanan 100 sterlinlik bir kefaletle serbest bırakıldı.
Vasileios, Londra’da dava sonuçlanıncaya kadar mahkeme yetki alanı dahilinde ikâmet etme zorunluluğu olmasına rağmen bir geminin ambarına saklanarak Atina’ya kaçtı.

ATİNA YILLARI
Basil (Vasileios) Zaharoff, kariyerine Atina’da kendisi gibi İstanbul kökenli ünlü siyasetçi Stephanos Skouloudis (1838-1928) ile tanışması sonucu başladı. Gelecekte Yunanistan’ın Başbakanı olacak Skouloudis, bu gözüpek soydaşını İngiltere’nin önde gelen silah şirketlerinden “Nordenfeldt Silah Sanayi”nin sahibi İsveçli Torsten Wilhelm Nordenfeldt (1842-1920) ile tanıştırdı.
Nordenfeldt, birçok dil bilen, yakışıklı, iş bitirici ve becerikli Zaharoff’tan çok etkilendi. Onu “Doğu İşleri Temsilcisi” yaptı. Zaharoff’un “ölüm tacirliğine” ilk adımını attığı o dönemde; Avrupa, Balkanlar, Osmanlı ve Rusya kaynıyordu. Sadece resmi yollarla devletlere silah satmıyordu, Balkanlar’da Osmanlı’ya karşı ayaklanan isyancılara da el altından silah sattığı gibi Osmanlı’ya da silah satıyordu!
Zaharoff’un silah ticaretinde hızla yükselmesinin diğer nedeni ise, 19. yüzyılın sonlarına doğru savaş anlayışı ve savaş teknolojisindeki büyük değişimlerdi. Savaş gemilerinde buhar enerjisinden yararlanmaya başlanınca, güçlü zırhlara ve büyük toplara sahip, donanmaların belkemiği olan gemiler (dretnotlar) savaş sahnesine çıktı. Kara savaşları için daha çok isabetli, otomatik makineli silahlar ve toplar üretilmeye başlandı. 1885 yılında Zaharoff, Nordenfeldt Silah Sanayi’ye ortak oldu.
HİRAM MAXİM İLE ORTAKLIK
ABD’den İngiltere’ye göç eden Hiram Maxim, ilk seyyar tam otomatik makineli tüfek olan Maxim silahının ve fare kapanının mucidi olarak bilinir. 19. yüzyılın sonlarına doğru (1888) dakikada en çok mermi atan dünyanın ilk makineli silahını bulan Hiram Maxim (1840-1916), Zaharoff’un silah satışlarını bayağı düşürdü. Zaharoff, başarısını ve iş bitiriciliğini burada da göstererek, Hiram Maxim’in makinalı tüfek modelini tanıtmak için yaptığı Avrupa turunun başarısızlıkla sonuçlanmasını sağladı.
İtalya’nın La Spezia kentinde yapılacak ilk gösteriden önce, makinalı tüfeğin operatörlerine kentin batakhanelerini gezdirdi ve onları hiçbir tüfeği kullanamayacak hale getirdi. Viyana’da makinalı tüfek Avusturya piyadesinin standart kartuşlarına uyumlu hale getirilmeye çalışılırken mekanizmayı sabote ettirdi, daha sonra yine Viyana’da tüfeğin kusursuz bir şekilde çalıştığı müteakip denemede Avusturya yetkililerini bu silahın kitlesel üretime elverişli olmadığı konusunda ikna etti. Satışları düşen Hiram Maxim, Nordenfeldt ve Zaharoff ile ortaklığa gitmek zorunda kaldı. Nordenfeldt şirketinin sahibi İsveçli Torsten Wilhelm Nordenfeldt artık Zaharoff ile baş edemiyor, onun cambazlıklarından bezmiş hâldeydi.
1890 yılında Zaharoff’la sadece ortaklığı bozmakla kalmadı; Londra’dan pılı pırtıyı toplayarak Paris’e yerleşti. Zaharoff yoluna Hiram Maxim ile devam etti; daha sonra İngiliz Vickers Silah Şirketi’yle ortaklık kurdu ve zamanla bu şirketin de üzerine çullandı.
DÜNYADA İLK DENİZALTINA SAHİP OLAN ÜLKE YUNANİSTAN
Zaharoff sadece top, mermi ve makineli tüfek satmadı. Dönemin gelişmekte olan savaş teknolojisine ayak uydurarak, denizaltı bile pazarlamaya başladı.
Zaharoff yaratıcılığını ve iş bitiriciliğini Nordenfeldt denizaltılarının satışında da gösterdi. İngiliz papaz George W. Garrett (1852-1902) tarafından tasarlanan ve ABD Deniz Kuvvetleri’nin istikrarsız ve tehlikeli manevra yaptığı gerekçesiyle reddettiği denizaltılarından birini prestij arayışı içinde olan Yunan Deniz Kuvvetleri’ne sattı. Daha sonra Osmanlı yetkililerini Yunan denizaltısının arz ettiği tehdit konusunda ikna ederek, Osmanlı Donanması’na iki adet sattı (Abdul Hamid ve Abdul Mecid). Hemen ardından, Çarlık Rusya yetkililerini Türk denizaltısının arz ettiği tehdit konusunda da ikna ederek Ruslara da denizaltı satmayı başardı. Osmanlı donanmasının satın aldığı denizaltılar hiçbir işe yaramadı. Biri tatbikat sırasında dengesini kaybederek battı, diğeri ise hizmetten alınarak Haliç Tershanesi’nde söküldü.
Zaharoff için dost ve düşman ülke yoktu; “parayı veren düdüğü çalıyordu.” İngilizlerin Afrika’yı sömürgeleştirme girişimleri (Boer Savaşı), Rus-Japon Savaşı, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı “ölüm taciri” Zaharoff’un olağanüstü paralar kazanmasına olanak verdi. Çanakkale Savaşı’nda İngiliz Donanması’na ait olan zırhlıyı da o satmıştı. Boğazda İngiliz gemilerini batıran topları İzmit Tersanesi’nde üretip Osmanlı’ya satan da yine oydu. Zaharoff boş durmadı, finans sektörüne de girdi. Ağır sanayii ile geleneksel bağlantıları bulunan Union Parisienne Bankası’nı ve Excelsior Gazetesi’ni satın alarak, silah sanayiinin hem finansman hem de kamuoyu açısından desteklenmesini daha iyi kontrol eder hale geldi. Silah satışları sadece ticari başarıyla açıklanamazdı. O, politik gücü de eline geçirerek devletler üzerinde denetimini artırdı.
Zaharoff, Avrupa’nın önde gelen politik isimleriyle de yakın dostluk kurdu. En yakın dostu ise İngiltere Başbakanı David Lloyd George idi. Bu gizli ve karanlık ilişki, günümüze değin hâlâ aydınlatılmış değildir. Zaharoff’un, Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos’dan Fransa Başbakanı Georges Clemenceau’ya kadar daha nice politikacılarla da arası çok iyiydi. Onların iktidara gelmeleri için oluk oluk para akıttı. Sahip olduğu radyo ve gazeteler aracılığıyla onlara siyasi destek verdi ve sonunda karşılığını da aldı. İngiltere Kralı V. George, onu Büyük Haç Nişanı’yla onurlandırıp “Sir” unvanı verdi. Fransız Cumhurbaşkanı Poincare ise, “Legion d’Honneur” nişanı taktı. Zaharoff, perde arkasında savaşlar organize edip silahlar satarken, kamuoyuna şirin gözükmek için oldukça cömert davranıyordu ve “ölüm taciri” kimliğini saklamak için elinden geleni yapıyordu. Oxford’a Fransız Edebiyat Kürsüsü, Sorbonne’a ise İngiliz Edebiyat Kürsüsü açtırdı. Balzac Edebiyat Ödülü’nü başlattı.
AGATA CHRİSTİE’NİN “DOĞU EKSPRESİNDE CİNAYET” ADLI ROMANINA KONU OLDU
Ünlü polisiye yazar Agatha Christie’ye, “Doğu Ekspresinde Cinayet” romanının konusunu anlatan kişi Zaharoff’tu. Roman, trende gerçekleşen bir cinayetin çözülüş hikâyesini anlatmaktaydı (*).
Zaharoff silah ticaretine yeni başladığı dönemde trenle Paris-Zürih hattında yolculuk yaparken başına ilginç bir olay gelir. Koridorda sigarasını içerken genç bir kadının, “Lütfen yardım edin, kocam beni öldürecek” diye bağırarak geldiğini görür. Zaharoff hiç tereddüt etmeden kadını çabucak kendi kompartımanına kapattır ve olup bitenleri anlamak için koridorda beklemeye başlar.
Birkaç dakika sonra, koştuğu için olsa gerek, nefes nefese, saçı başı dağınık, cüce bir adam kızgın bakışlarıyla yanına gelir ve “Karımı gördünüz mü?” diye bağırarak sorar. “Hayır” yanıtını alan cüce adam geldiği gibi gider.
Zaharoff kompartımanına tekrar döner. Kompartımanına kapattığı kadının Maria Del Pilar isimli bir düşes olduğunu öğrenir. Bu kadın, İspanya Kralı’nın yeğeni Marchena Dükü Francisco Bourbon’un eşidir. Zaharoff, Maira Del Pilar’a o kompartımanda âşık olur. Aşkları karşılıklı olsa da Maria Del Pilar Katolik olduğu için kocasından bir türlü boşanamaz. Yıllarca Paris, Cenevre, Venedik ve San Sebastian’da gizli gizli buluşurlar.
Marchena Dükü ölüp 10 aylık yas dönemi bitince, Zaharoff ve Maria Del Pilar 22 Eylül 1924’te evlenirler. Zaharoff 75, Maria ise 55 yaşındadır. Ne yazık ki evlilikleri çok kısa sürer. 18 ay sonra Maria Del Pilar, yakalandığı bir hastalık sonucu hayata veda eder. Zaharoff artık hayata küsmüş ve çok mutsuzdur. Sadece işini değil, evlendikten 18 ay sonra hayata veda eden ve kendisinden 20 yaş küçük olan en büyük aşkı Maria Del Pilar’ı da kaybetmiştir. Bütün işlerini bırakır. 1925 yılında Monte Carlo’da (Monako) satın aldığı büyük bir kumarhaneyi aradan 5 yıl geçtikten sonra satarak, Fransa’nın Vexin kentinde bulunan Sausseron Vadisi’ndeki Balincourt Şatosu’nda inzivaya çekilir ve 27 Kasım 1936’da hayata gözlerini yumar.

SONUÇ
Tüccarlığın derin sırlarını genç yaşta İstanbul’da öğrenen Muğlalı Zaharoff, zamanla kendisine özgü pazarlama yöntemi geliştirerek devasa servete kavuştu. Uğraştığı iş(ler) sıradan ve masum bir ürünün pazarlanması üzerine kurulan bir iş ağı değildi. Silahlar onun gelir kaynağı, savaşlar da bu kaynağın besleyicisi olmuştu.
Elbette ki 20. yüzyılda yaşanan bütün olumsuz gelişmelerin kaynağı sadece Zaharoff değildir. Dünyayı militarizme teslim eden devlet yöneticilerine de bir bakmak gerekir. Baron Zaharoff gerçeği, savaşların ve silahların nasıl bir rant haline geldiğini tarihsel süreç içinde ortaya koyan bir örnektir. Muğlalı Zaharoff, Yunanistan ile olan organik bağlantısını hiç koparmadı. Yunanistan’ın İzmir’e asker çıkarmasının arkasındaki isim de ta kendisiydi.
Venizelos ile kurduğu sahte ve çıkarcı dostluk, bu ikilinin para ve siyaseti birleştirerek, Yunanistan’ı daha büyük hale getirilmesi çabalarının bir sonucudur. Ne zaman ki, Mustafa Kemal Atatürk komutasında dirilen Türk ordusu İzmir’e çıkarak Anadolu’yu işgal etmeye kalkışan Yunan ordusunu Adalar Denizi’ne süpürünce Venizelos ile Zaharoff’un kutsal dostluğu da sona ermiş oldu. Zaharoff’un kim olduğunu ve aslen nereli olduğunu saklaması, doğduğu coğrafyayı görmezden gelmesi, bazen Fransız, İngiliz ve Rus vatandaşlığına geçmesi onu hem esrarengiz hâle getirmişti hem de hakkında merak uyandırmıştı. Gizlilik onun için kutsaldı. Rum asıllı Osmanlı tebaası olduğunu ve yoksul bir geçmişten geldiğini gizli tutmaya çok önem vermişti. Aksi taktirde içinde bulunduğu aristokrasiye ayak uydurması zordu. Gizlilik onun için kutsal olmasına rağmen adı tarih sayfalarına “savaş baronu ve ölüm taciri Sir Basil Zaharoff” olarak kaydedilmiştir.
KAYNAKÇA:
AKSİN, S. Kısa Türkiye Tarihi, sayfa 141-142 (Türkiye iş bankası kültür yayınları, 2007)
ALLFREY, A. Man of Arms (2013)
ALLFREY, A. Savaş Baronu Zaharoff, (Ankara: Cümle Yayınevi, 2016).
BERBER, E.. Sancılı Yıllar İzmir 1918-1922 Mütareke ve İşgal Döneminde İzmir Sancağı, (Ankara: Ayraç Yayınları, 1997).
BLOOM, C. ¨A Conspiracy of Slience? Lloyd George and Basil Zaharoff¨, Journal of Liberal History, 86, Spring 2015.
ÇİLİNGİR, S. Lloyd George And The Dissolution Of The Ottoman Empire, Doktora Tezi, ODTÜ, Ankara, 2007, s. 566.)
ÇOLAK, İ. Yunan İşgalinin Gizli Patronu Zaharoff, (İstanbul: Okul Yayınları, 2004)
DALBY, A. Eleftherios Venizelos 1919-1923 Barış Görüşmeleri ve Sonrası, (Ankara: Akılçelen Kitaplar, 2014).
DAVENPORT, G. Zaharoff High Priest of War, (Boston: Lee and Shepard Company, 1934). Επιχειρήσεις εις Θράκην 1919-1923[Ventures of Trace 1919-1923], (Athinai: Arhigian Stratou Diefthinsis Istorias Stratou, Ekdosis Diefthinseos Istorias Stratou, 1969)
ERİM, N. Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri, Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları, (Ankara: Türk Tarih Kurumu, Cilt I, 1953).
GEORGE, T & STEPHEN, A. Peddler of Wars: Sir Basil Zaharoff Story (2007)
HRISTIDULU, Melisinos. τα Ταταύλα και η Ιστορία τους [Tatavla and its History], (İstanbul: İstos Yayınları, 2013).
KAZGAN, Galata Bankerleri, (İstanbul: Tarihçi Kitabevi, 2014).
KİTSİKİS, D. Yunan Propagandası, (İstanbul: Meydan Neşriyat, -T.Y.-).
KORKMAZ, A. Europa’s nieuwe generatie Zaharoffs (Tulipa, The Netherlands/Leiden, 1995)
LEWINSOHN, R. Esrarengiz Avrupalı Zaharoff, (İstanbul: İletişim Yayınları, 1991),
LEWINSOHN, R. Biographie de Basil Zaharoff, l’européen mystérieux (1849-1936) 1929
NEUMANN R. Sir Basil Zaharoff, der König der Waffen (1951)
ORTAYLI. İ. Gelenekten Geleceğe, Ufuk Kitapları, İstanbul.2004
T.C. BAŞBAKANLIK DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın Nu: 84 Ankara 2 0 0 6
ÜSTDİKEN, B. ¨Esrarengiz Avrupalı Sir Basil Zaharoff ve Orient Express¨, Finans Dünyası, Mart 2001, Sayı 135.
ZARİFİ, Y. L. Hatıralarım, (İstanbul: Literatür Yayınları, 2005)
_______________
(*) Kış aylarında lüks tren tamamen doludur. Bir gece yarısından sonra artan şiddetli tipi yüzünden Doğu Ekspresi yoluna devam edemez durumdadır. Ertesi sabah yapılan kontroller sonucu tüm yolcuların sağ salim trende olduğu anlaşılır. Ancak, defalarca bıçaklanarak katledilen Amerikalı yolcuya ait kompartımanın kapısı içeriden kilitlidir.
Sonunda, trende yolculuk etmekte olan Hercule Poirot cinayeti incelemeye başlar. Ancak kimi yolcular, cinayetin izlerini yok edebilmek için yaşlı dedektifin dikkatini dağıtmaya çalışırlar. Poirot, kehanet sayılabilecek bir saptamayla cinayeti bir değil iki şekilde çözümlemeyi başarır.
Alıntı: Tuna Dergi








YORUMLAR