YALANIN EKOSİSTEMİ

Ramazan YÜKSEL

Neden yalan?

Yalan, çoğu zaman bir kaçışın adıdır. İnsan, gerçeğin yükünü taşımak istemediğinde kendine daha hafif bir yol açar. Kimi zaman korkudan, kimi zaman menfaatten, kimi zaman da alışkanlıktan doğar. Ama her hâlükârda, hakikatin yerine konmuş bir taklittir.

Yalanın versiyonları ise neredeyse sayılamayacak kadar çoktur. Sadece dilde kalan bir kusur değildir; farklı biçimlere girerek hayatın her alanına sızar. Sözlü yalanla başlar, görselle desteklenir, işitselle pekiştirilir, algıyla yönlendirilir. Bazen de hepsi bir araya gelir; planlı, organize bir yapıya dönüşür.

Dikkat edilirse, yalanın gücü tek bir sözden değil; kurduğu düzenden gelir. Her bir parça diğerini besler. Söz görüntüyle, görüntü sesle, hepsi birlikte algıyla tamamlanır. Böylece yalan, basit bir yanlış olmaktan çıkar; kendi düzenini kuran bir ekosistem haline gelir.

Yalan üretimi ucuzdur; fakat malzemesi pahalıdır: güven. Sonuçları ise yıkıcıdır.

Yalan söylemek kolaydır. Emek istemez, çoğu zaman anlık bir tercih olarak ortaya çıkar. Fakat her yalan, fark edilmeden bir bedel ödetir. Bu bedel, en kıymetli sermayeden düşer: güvenden. Güven yavaş inşa edilir, ama yalan onu bir anda tüketir. Çünkü güven doğrulukla beslenir; yalanla zehirlenir.

Yalanı söyleyen çoğu zaman kazandığını zanneder. Oysa gerçekte, farkında olmadan itibarını harcar. Kısa vadede kazanç gibi görünen şey, uzun vadede ağır bir kayba dönüşür. İlişkiler zedelenir, sözün ağırlığı kaybolur, doğru ile yanlış yer değiştirir.

Yalancı, Hâlık olan Allah’a karşı da bir isnatta bulunur. Yaratılmamış olana “var” demekle, yaratılmış olanı inkâr etmekle hakikati ters yüz eder. Bu sebeple yalan, sadece insana karşı değil; varlığın düzenine karşı da bir bozulmadır.

Yalancı, öz saygısını yitirmiş ya da zedelemiş kimsedir. İçeride kırılan bir şey, dışarıda söze yansır. İnsan kendine karşı dürüst olamadığında, başkasına karşı da doğruluğu koruyamaz.

Bu yüzden mesele sadece yalanı terk etmek değildir.
Asıl mesele, zedelenmiş olanı onarmaktır.

Onarım, insanın kendisiyle yüzleşmesidir.
Tedavi, yanlış alışkanlıkları terk etmesidir.
Tahkim ise doğruyu koruyacak bir iç disiplin kurmaktır.

Sağlam olmayan bir iç yapı, dışarıda doğruyu taşıyamaz.

Yalan söyleme hastalığından kurtuluşun ilk adımı ise susmaktır. Her lafa cevap yetiştirmemek, bilmediği yerde konuşmamak, daha çok dinlemektir. Çünkü hız hatayı artırır; sabır ise doğruyu güçlendirir.

Dinleyen öğrenir.
Anlayan daha az yanılır.
Daha az yanılan ise yalana daha az ihtiyaç duyar.

Son söz şudur:
Saygınlık, sıradanlıktan daha keyiflidir.

Sıradanlık kolay olanı seçmektir.
Saygınlık ise doğru olanı.

İnsan, saygın oldukça kendini taşır.
Yalanla ise, farkında olmadan kendini azaltır, çöp insan olur.