Kelebeğin kanadındaki Adana | Mehmet Uluğtürkan
Mehmet Uluğtürkan
Refleks Gazetesi
Büyüleyici güzellikte mavi bir kelebek… Dünyada yalnızca Adana’nın Saimbeyli ilçesinde yaşıyor. Temmuz ayında, çok kısa bir süre görülebiliyor, fotoğraflanabiliyor. Adana’nın birçok değeri gibi o da yeterince bilinmiyor, yeterince anlatılamıyor, turizme ve şehir kimliğine yeterince kazandırılamıyor. Ama bugünkü konum bu kelebek değil…
Bugün, Çukurova Kalkınma Ajansı’nın koordine ettiği, Adana Valisi Mustafa Yavuz’un hamiliğinde düzenlenen ‘Adana Kalkınma Programı Vizyon 2040 Çalıştayı’na katıldım.
Vali Yavuz, konuşmasına kürsüsünün arkasındaki panoda yer alan kelebek logosunu anlatarak başladı. Kelebeğin sağ kanadı Adana haritasının izdüşümüydü. Sol kanadı da yine Adana’nın ruhundan izler taşıyordu.
Kelebek mavi değildi. Adana gibi çok renkliydi.
Sayın Vali, çalıştaydan bir “kelebek etkisi” beklediğini söyledi.
Nedir kelebek etkisi?
Yaklaşık 50 yıl önce meteoroloji uzmanı Edward Lorenz, hava durumu tahminleri üzerinde çalışırken, verilerdeki çok küçük bir yuvarlama farkının bambaşka sonuçlar doğurduğunu fark etmişti. Bu düşünce zamanla şu meşhur metafora dönüştü:
“Amazon’da bir kelebeğin kanat çırpması, Teksas’ta bir kasırga yaratabilir.”
Vali Yavuz’un hatırlattığı da buydu.
Çalıştaya katılan her aklın, her fikrin, her önerinin Adana’yı yükseltecek büyük bir rüzgâra dönüşebileceğini söyledi.
Bugün 500’ün üzerinde davetli, 15 yıl sonra nasıl bir Adana görmek istediğini anlattı. Projeler konuşuldu. Öneriler paylaşıldı. Kentin geleceği için notlar alındı.
Çalıştayın sonuç raporunu ben de ilgiyle bekliyorum.
Ama benim aklım, çalıştay öncesindeki bir sunumda kaldı.
Çukurova Kalkınma Ajansı uzmanı Murat Torun, Adana’ya dair dikkat çekici istatistikler paylaştı.
Şehrin hangi alanlarda kaç basamak gerilediğini tek tek yazıp moral bozmak istemem. Fakat bir veri var ki, onu görmezden gelmek mümkün değil.
Adana’nın merkezi ve ilçelerinde yaşayan, hemen her yaş grubundan 26 bin 500 kişiyle yapılan ankette katılımcıların yüzde 54’ü, kentin en büyük sorununun “güvenlik” olduğunu söylemiş.
Anketin hata payı binde 6 olarak hesaplanmış.
Bu şu demek:
Adana’da her iki kişiden biri, yaşadığı şehirde kendini güvende hissetmiyor.
Peki insanın kendini güvende hissetmediği bir şehirde ne olur?
Göç olur. Ki oluyor. Adana uzun yıllardır nitelikli göç veriyor.
İşsizlik olur. Ki oluyor. Adana, yüzde 11,6’lık işsizlik oranıyla Türkiye’nin en fazla işsiz barındıran şehirlerinden biri.
Aşsızlık olur. Ki oluyor. Türkiye’de kişi başına düşen gelir 15 bin dolar seviyesindeyken, Adana’da bu rakam 10 bin dolar civarında kalıyor.
Gelir adaletsizliği olur. Ki olmuş. Adana, gelir eşitsizliğinin en bozuk olduğu iller arasında Türkiye üçüncüsü.
Yazarken bile insanın içi daralıyor. Biliyorum, moral bozmak istemiyorum ama gerçek şu:
Bir tarafta ülke ekonomisini sırtlayabilecek büyük yatırımlara hazırlanan bir Adana var. Diğer tarafta açlığın, yoksulluğun, eğitimsizliğin, sağlıksızlığın, çarpık kentleşmenin ve umutsuzluğun biriktiği mahalleler var.
Adana’nın asıl meselesi, bu iki şehrin aynı şehirde yan yana yaşıyor olması. Bir yanda organize sanayi bölgeleri, liman projeleri, enerji yatırımları, tarımsal üretim, lojistik imkânlar… Diğer yanda okula gitmeyen, işte çalışmayan, cebinde bir fincan kahve içecek parası olmayan binlerce genç…
Şimdi soralım:
Böyle bir şehirde güvenlik sorunu yalnızca polisiye tedbirlerle çözülebilir mi?
Bana göre çözülemez.
Elbette emniyet önemlidir. Elbette asayiş tedbirleri gerekir. Elbette suçla mücadele devletin asli görevidir. Ama güvenlik meselesini yalnızca polis sayısıyla, devriye sıklığıyla, kamera sistemiyle açıklamaya çalışırsak büyük resmi kaçırırız.
Çünkü Adana’da güvenlik meselesinin altında sadece suç yok.
İşsizlik var. Yoksulluk var. Eğitimden kopuş var. Sosyal hayattan dışlanma var. Gençlerin geleceğe dair umudunu kaybetmesi var. Kentle bağ kuramayan, aidiyet hissedemeyen, hayata tutunacak alan bulamayan büyük bir genç nüfus var. O yüzden Adanalıların ankette ilk sıraya koyduğu “güvenlik” başlığını; kamu kurumları, üniversiteler, yerel yönetimler, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları da kendi çalışma programlarının ilk sırasına koymak zorunda.
Ama sadece güvenlik başlığı olarak değil.
Bir sosyal kalkınma meselesi olarak… Bir gençlik meselesi olarak… Bir eğitim meselesi olarak… Bir istihdam meselesi olarak… Bir kentleşme meselesi olarak… Bir adalet ve aidiyet meselesi olarak…
Adana’nın güney mahallelerinde binlerce genç işte değilse, okulda değilse, sosyal hayatın içinde değilse… Sanatla, sporla, meslekle, girişimcilikle, üretimle buluşturulmuyorsa bu şehir milyar dolarlık yatırımlar alsa da huzur bulamaz.
Çünkü kalkınma sadece fabrika kurmak, dev yatırımlar yapmak değildir.
Kalkınma, insanı da ayağa kaldırmaktır.
Kalkınma, bir mahallenin çocuğuna “Benim de bu şehirde geleceğim var” dedirtebilmektir.
Kalkınma, yatırım rakamlarıyla birlikte güven duygusunu, adalet hissini, aidiyet bilincini ve ortak yaşam kültürünü de büyütebilmektir.
Adana büyük düşünmek zorunda. Ama büyük düşünürken küçümsediği gerçekleri de görmek zorunda.
Saimbeyli’nin mavi kelebeği nasıl Adana’nın saklı güzelliklerinden biriyse, güney mahallelerindeki gençler de bu şehrin ihmal edilmiş potansiyelidir.
O potansiyeli yok sayarsak, beklediğimiz kelebek etkisi kalkınma değil, felaket getirir.
Adana’nın 2040 vizyonu, yalnızca büyük projelerin değil, geride kalmış mahallelerin, umudunu yitirmiş gençlerin, kendini güvende hissetmeyen insanların da vizyonu olmalıdır.
Bu da benim ‘Adana Vizyon 2040 Çalıştayı’na küçük bir kelebek kanadı rüzgârım olsun.