Şahi Toplarından KIZILELMA'ya: Bir Milletin Hafızası ve Savunma İradesi
Tarihimiz, sadece geçmişte yaşanmış olaylar değildir. Tarihimiz; bizim karakterimiz, refleksimiz, kriz anında nasıl ayağa kalkacağımızı gösteren hafızamızdır.
Bugün gök vatanımızda yükselen insansız savaş uçaklarını, yerli savunma sistemlerini, denizlerde dolaşan milli gemileri konuşuyorsak; bunun kökü yalnızca bugünün teknolojisinde değil, asırlar öncesine uzanan bir medeniyet aklındadır.
Çünkü biz, savaş meydanlarında sadece kılıç sallayarak değil; akıl, strateji, mühendislik ve teknolojiyle de var olduk.
20 Avrupa ülkesinin iştirak ettiği Haçlı ordusuna karşı yapılan Niğbolu Savaşı’nda (1396) bunun izini görürüz. Bu savaşta ilk darbeyi Fransız şövalyeleri almıştır.
Avrupa’nın “yenilmez” kabul ettiği yaklaşık 10 bin ağır zırhlı şövalye, Osmanlı ordusunun karşısına büyük bir kibirle çıktı. O dönemin Avrupa aristokratları için bu savaş, Osmanlı’yı tarihten silme seferi gibiydi. Yaklaşık üç saat içerisinde Osmanlıların kompozit yaylarından fırlayan oklar şövalyelerin zırhlarını deldi. Niğbolu Zaferi, yalnızca bir savaş kazanımı değil; askerimizin zekâsının ve disiplininin dünyaya ilanıydı.
1453’te aynı zeka ve disiplin İstanbul surlarının önünde yeniden ortaya çıktı.
Fatih Sultan Mehmed, çağının ötesinde bir hamle yaptı. İstanbul’un kalın surlarını yalnızca cesaretle aşamayacağını biliyordu. Bunun için o güne kadar benzeri görülmemiş büyüklükte Şahi toplarını yaptırdı. Bu toplar, sadece demir yığını değildi; bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılmasını sağlayan mühendislik hamlesiydi.
Fatih’in bize verdiği mesajı şöyle anlayabiliriz:
“Güçlü olmak isteyen millet, ilimde ve teknolojide de güçlü olmak zorundadır.”
İstanbul’un fethi sadece askerî bir başarı değildi. Aynı zamanda savunma sanayisinin, stratejik düşüncenin ve teknolojik üstünlüğün tarihteki en büyük örneklerinden biriydi.
Gençlerimizin ve bir çoğumuzun anlaması gereken mesele tam da budur.
Savunma sanayi; sadece tank, füze ya da uçak üretmek değildir.
Savunma sanayi, bağımsızlık meselesidir.
Savunma sanayi, “başka devletlerin izniyle yaşamak istemiyoruz” demenin diğer adıdır.
Çünkü vatan savunması sınırda başlamaz. Çok daha uzakta başlar.
Bir laboratuvarda başlar. Bir mühendislik masasında başlar. Bir gencin tarih şuuruyla yetişmesinde başlar.
Bu yüzden tarih bilinci olmayan nesiller, teknoloji üretse bile onu hangi ideal uğruna kullanacağını bilemez.
Tarihimizdeki “Kızıl Elma” anlayışı bize bunu anlatır. Bizim şanlı tarihimizde “Kızıl Elma”; uzak hedefi, büyük ülküyü, erişilmesi gereken ideali temsil ederdi. Asırlardır zihinlerde yaşayan bu kavramın bugün Türkiye’nin insansız savaş uçağına isim olması tesadüf değildir.
KIZILELMA yalnızca bir hava aracı değildir. Geçmişten geleceğe uzanan bir hafıza köprüsüdür.
Bir yanında Fatih’in Şahi topları vardır, diğer yanında mühendislik…
Bir yanında at sırtındaki akıncılar vardır, diğer yanında taarruzi insansız hava aracı olan “Akıncı” gibi gökyüzünde süzülen milli teknolojiler…
Kalbimizdeki güç değişmedi, sadece araçlar değişti.
Türk Kara Harp Okulu ve Deniz Harp Okulu gibi kurumların kökeni de bu tarihî bilinçten beslenir. Çünkü şanlı ecdadımız asker yetiştirmeyi bir disiplin, bir ilim ve bir devlet aklı hâline getirdi.
Fakat yakın tarihimizde savunma sanayimizin gelişmesinin özellikle engellendiği dönemler de oldu. Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonraki ilk yıllarda büyük ideallerle başlayan bazı girişimler zamanla sekteye uğratıldı.
Vecihi Hürkuş, kendi uçağını üreten bir öncüydü. Ama destek görmek yerine çoğu zaman yalnız bırakıldı. Nuri Demirağ, 1936'da yerli ve milli olan eğitim ve avcı uçağını, 1938'de ilk yolcu uçağımızı üretti.
Ancak onun kurduğu tesisler ve hayalleri gerektiği kadar sahiplenilmedi. Hatta bilerek engeller konuldu.Tabii ki sadece Vecihi Hürkuş, Nuri Demirağ değil Şakir Zümre, Nuri Killigil ve diğer sayamadığım isimler de yalnız bırakıldı.
Bugün onların isimlerini anarken sadece geçmişe hüzünle bakmamalıyız. Asıl mesele, onların yarım kalan mücadelelerini anlayabilmektir ve tamamlayabilmektir.
Çünkü teknoloji satın alınabilir.
Ama bağımsızlık satın alınamaz. Bir milletin kendi savunma gücünü üretmesi; sadece ekonomik fayda sağlamaz bağımsızlık da sağlar.
Bugün gökyüzünde yükselen her yerli teknoloji, aslında İstanbul surlarının önünde dökülen o Şahi toplarının yankısıdır.
Fatih Sultan Mehmed’in çağları aşan vizyonu ile bugünün mühendislerinin emeği aynı çizgide buluşmaktadır.
Hatırlatmakta fayda vardır; bizi ayakta tutan şey sadece güçlü ordular değildir. Aynı zamanda geçmişini bilen, manevi değerlerini ve kutsalını öğrenip koruyan, ecdadını tanıyan, hedefini unutmayan ve geleceğe hazırlanan nesillerdir.