Görünmeyen Birikim: Şiddetin Psikolojisi

İlham BALCI

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan ve hepimizi derinden sarsan okul saldırıları, yalnızca birkaç ailenin değil bütün bir toplumun yüreğine düşen bir acı oldu. Bu elim hadiselerde hayatını kaybeden kardeşlerimize ve öğretmenlerimize Allâh’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar diliyorum. Geride kalan ailelere, öğrencilerimize ve milletimize sabır ve metanet temenni ediyorum.

Bu tür acı olaylar karşısında en büyük ihtiyacımız; birbirimize daha sıkı sarılmak, çocuklarımızın geleceğini korumak için daha fazla sorumluluk hissetmek ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmektir. Çünkü bir çocuğun acısı yalnızca bir ailenin değil, aslında bütün bir toplumun ortak yarasıdır.

Bugün yaşananlar bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: Okullar sadece bilgi verilen yerler değil, aynı zamanda insan yetiştirilen yerlerdir. Çocuklarımızın kalbini, duygularını ve karakterini korumak; onları yalnızca başarılı değil, aynı zamanda merhametli ve dengeli bireyler olarak yetiştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bir çok insanda şiddet davranışı çoğu zaman bir anda ortaya çıkan bir patlama değil, uzun süren bir birikimin sonucu da olabilir. Araştırmalar bize özellikle üç faktörün kritik olduğunu gösteriyor:

1. Sosyal dışlanma ve aidiyet kaybı
Bazı gençler kendilerini değersiz veya dışlanmış hissettiklerinde öfke içe doğru birikir.

2. Duygularını ifade edememe
Duygusal okuryazarlığı gelişmemiş bireyler öfkeyi yönetemez.

3. Şiddetin normalleşmesi
Medya, dijital kültür ve bazı sosyal çevreler şiddeti bir çözüm yolu gibi sunabilir.

Bazı çalışmalar ayrıca sosyal medya ve medya gündeminin benzer saldırıları tetikleyebilen bir “kopya etkisi” oluşturabileceğini de göstermektedir. Bu nedenle mesele yalnızca “silah” meselesi değildir. Silah çoğu zaman son aşamadır.

Eğitimde Güçlendirilmesi Gereken Bir Alan
Okullar, çocukların yalnızca bilgi öğrendiği yerler değildir. Aynı zamanda karakterlerinin, duygularının ve dünyaya bakışlarının şekillendiği ortamlardır.

Son yıllarda eğitim bilimlerinde sıkça vurgulanan bir gerçek var:
Bir öğrencinin sağlıklı gelişimi yalnızca akademik başarıyla değil, duygusal ve sosyal becerilerle birlikte ele alındığında daha güçlü bir zemine oturur.

Empati kurabilen, duygularını ifade edebilen ve öfkesini yönetmeyi öğrenmiş gençler; sorunları şiddetle değil, iletişimle çözme eğiliminde olur.

Bu nedenle eğitim ortamlarında akademik öğrenmenin yanında;
 

Duygu farkındalığı,

Sağlıklı iletişim,

Empati kurabilme,

Öfke yönetimi
gibi becerilerin de desteklenmesi giderek daha önemli görülmektedir. Aslında mesele yeni bir şey öğretmekten çok, çocukların iç dünyasını da eğitimin doğal bir parçası hâline getirebilmektir.

Ailenin Sessiz Rolü
Bir çocuğun dünyaya bakışı ilk olarak evde şekillenir. Çocuklar yalnızca söylenenleri değil, gördüklerini de öğrenir.

Evde sürekli öfke dili varsa saygı yerine hakaret varsa sorunlar konuşarak değil bağırarak çözülüyorsa çocuklar bunu “normal iletişim” sanarak büyür.
Bu nedenle aile içi iletişim kültürü aslında bir toplum güvenliği meselesi olabilir.

Sosyal Medya ve Şiddetin Görünürlüğü
Bugün çocuklar ve gençler günde saatlerce dijital dünyada zaman geçiriyor.

Burada karşılaştıkları içeriklerin önemli bir kısmı:

saldırgan dil

aşağılayıcı mizah

güç üzerinden kurulan ilişkiler

şiddeti meşrulaştıran anlatılarüzerine kurulu.

Bir süre sonra şiddet sadece bir görüntü olmaktan çıkar; zihinde alışılmış bir davranış kalıbına dönüşür.

Peki Ne Yapılabilir?
Sosyal medyada tepki göstermek önemli olabilir. Fakat tek başına yeterli değildir. Gerçek çözüm daha derin ve sistemli adımlar gerektirir.


1. Okullarda duygusal eğitim programları
Dünyanın birçok ülkesinde okullarda yalnızca akademik bilgi değil, çocukların duygularını tanımasını, empati kurmasını ve çatışmaları sağlıklı şekilde çözmesini öğreten sosyal-duygusal öğrenme programları uygulanmaktadır. Araştırmalar bu tür programların zorbalık ve şiddet davranışlarını önemli ölçüde azalttığını göstermektedir.

2. Okul psikolojik danışmanlarının güçlendirilmesi
Birçok okulda psikolojik danışman sayısı yetersiz kalabilmektedir. Riskli davranışların erken fark edilmesi için bu alan güçlendirilmelidir.

3. Aile eğitim programları
Ebeveynlere yönelik iletişim, sınır koyma ve duygu yönetimi eğitimleri yaygınlaştırılmalıdır.

4. Dijital medya okuryazarlığı
Gençlerin gördüğü içerikleri eleştirel süzgeçten geçirebilmesi öğretilmelidir.

5. Riskli davranışların erken takibi
Okullarda şiddet eğilimi, yoğun öfke, sosyal izolasyon gibi belirtiler erken aşamada fark edilip destek mekanizmaları devreye sokulmalıdır.

Unutmamamız Gereken Gerçek
Bir toplum çocuklarını yalnızca akademik başarıya göre yetiştirirse duygusal olarak ihmal edilmiş bir nesil ortaya çıkabilir. Ve ihmal edilmiş duygular bir gün başka şekillerde ortaya çıkar.

Bu olay bize şu soruyu sordurmalıdır: Biz çocuklarımıza sınav çözmeyi mi, yoksa insan olmayı mı öğretiyoruz?

Bir okulun kapısından içeri giren silahı konuşuyoruz bugün. Ama asıl konuşmamız gereken şey, o silahın bir zihinde nasıl mümkün hâle geldiğidir. Çünkü sorun sadece güvenlik değil gelecek meselesidir.