Hiç Olmazsa 'Yapay Zeka" Çağını Iskalamasak!

Editörden Notlar

Kimi toplumlar savaş meydanlarında yenilmez, genelde yeni çağın kapısını çalan araç okumalarındaki yanlışlarına, yetersizliklerine mağlup olur, geride kalırlar.
Geride kalış, sinsi bir hastalık gibi zihinleri saran şaşkınlığın sersemletici etkisiyle gerçekleşir.  Bu ihtiyat adı altında başlar, mesafe koymaya dönüşür. Mesafe zamanla korkuya, korku ise ahlâkî üstünlük zannına bürünmüş edilgenliğe dönüşür.

Ne yazık ki insan, bazen savaşmadığı, mücadelesini vermediği alanı kaybettiğini çok geç fark eder, neyi kaybettiğinin farkına bile varmadan, adını mağluplar listesine yazarlar; "Mağluplar, mütegallipleri taklit ederler | İbn-i Haldûn." Dün düşman kodlaması yapılmış milletlerin hayranı oluverirler, bu kültürel hasılat bir nesil sonra dili, hâli, davranış ve düşüncesi ecnebi (yabancı) evlatlar şeklinde tezahür eder. 'Arife tarif gerekmez', ki bizim yakın tarihimizde bunun izleri vardır.

Gazete çıktığında yalnızca haber taşımıyor; fikir taşıyordu. Fikir ise sınır tanımayan bir yolcuydu. Ancak birçok çevre gazetenin taşıdığı fikre cevap üretmek yerine gazeteden ürktü.

Ardından sinema geldi.
Perdeye yalnız görüntü yansımıyor, hayat tarzları, ahlak telakkileri, yeni kahraman tipleri, yeni arzular ve yeni normal kabul edilen davranış biçimleri yansıyordu.

Sinemanın dönüştürücü etkisi görüldü fakat aynı mecrada alternatif üretmekte gecikildi.

Sonra televizyon...
Evlerin en mahrem köşesine kadar giren bu yeni oyuncu, sadece eğlence getirmedi; yeni bir dil, yeni bir ritim ve yeni bir hayat standardı da getirdi dünyamıza, muhayyilemize. İnsanlar ekranın karşısında büyülenmiş gibi saatlerini tüketirken, ekranın içeriğini belirleyenler çoktan kültürel iktidarın farkına varmış, ramazan ayında, tam öğlen vaktinde, şatafatlı sütudyolarda alkollü içki yarışmaları yaparak, normal algımızın sınırlarını manivelalarla zorluyorlar, biz ancak tv düğmesini kapatmayla cevap veriyor, tepki koyabiliyorduk. Dramatik...

Video kaset çalar çağında da benzer bir tereddüt yaşandı.

Hayret, İnternet çağında da aynı refleks tekrar etti!

Sosyal medya çağında daha görünür hale geldi.

(Iskalamasak bari) Ve şimdi insanlık, yapay zekâ çağının eşiğinde duruyor.

Tarih bazen aynı dersi farklı araçlarla tekrar eder, okumasını bilirsek.

Sorun çoğu zaman teknoloji olmadı. Sorun, teknoloji karşısında verilen zihinsel tepkinin niteliğiydi.

Yeni olana karşı geliştirilen her ihtiyat, her temkin korkaklık da değildir. İnsan elbette yeni bir aracın risklerini sorgulamalıdır. Lâkin, sorgulamak için sorgulama teknik donanıma sahip olmakta gerekir.

Fakat sürekli savunmada kalan zihin, zamanla üretim kabiliyetini de kaybeder, o damar dumura uğrar, tepki vermeyi anlamsız bulur, tek-tük tepki verenler de eleştirilir.

Sadece kendisini korumaya çalışan zihnî yapı, bir süre sonra inşa etmeyi unutur.

İnşa etmeyi unutanlar, inşa edenlerin kurduğu dünyada yaşamaya mahkûm hale gelir.

Boş bırakılan hiçbir alan boş kalmaz.

Üretmezseniz başkası üretir.

Anlatmazsanız başkası anlatır.

Değerlerinizi çağın diliyle, Asrın idrakine ifade etmezseniz, çağ size başka bir dil öğretir.

Bugün yapay zekâ tam bu kavşağın merkezindedir.

Bir kısım insan onu putlaştırıyor, bir kısmı şeytanlaştırıyor. Araç, ne suçlu ne de masumdur, maksada matuf sonuçları sorumluluk doğurur. Dolayısıyla her iki yaklaşım da yüzeyseldir.

Çünkü yapay zekâ ne kurtarıcı bir mesihtir ne de kıyamet habercisi bir mahlûktur.

O, insan niyetinin hızlandırıcısı bir alettir.

İyi niyetli bir zihnin elinde eğitim aracına dönüşebilir; öğretmenin elinde öğrenciyi daha iyi tanıyan bir sistem, yazarın elinde yıllardır zihninde taşıdığı düşünceleri daha kısa sürede görünür hale getiren yardımcıya dönüşebilir.

Bir araştırmacının elinde zaman kazandıran bir laboratuvara dönüşebilir.

Kötü niyetli ellerde ise manipülasyon aracına da dönüşebilir.

Mesele araçtan önce niyettir.

Bugün insanlığın temel problemi bilgiye ulaşamamak değildir.

Bilginin hızına denk bir ahlâkî olgunluk geliştirememektir.

Asıl kriz burada başlıyor.

Bazı eser içinde geçen uyarı ve fikir tohumları, bugünün dünyasına şaşırtıcı biçimde temas eder.

Örneğin; "Geçmişte bazı hakikatleri anlamak için uzun yıllar gerekebiliyordu. İnsan bazen kırk gün, bazen kırk yıl süren yolculuklardan geçiyordu. Bugün ise zamanın akışı farklıdır, ıskalama!"

İnsanlığın algılama frekans ritmi değişmiştir.

Mesafeler küçülmüş, erişim hızlanmış, bilgi yoğunlaşmıştır.

Bu çağın insanına yeni araçlar verilmişse, belki de bunun içinde ayrı bir ilâhi ikram boyutu vardır.

Bir fikrin ilk taslağını günlerce hazırlamak yerine saatler içinde görmek mümkündür artık.

Yıllardır zihinde taşınan bir eğitim modeli birkaç dakikada somut bir taslağa dönüşebiliyorsa, bunu sadece teknik gelişme olarak okumak eksik kalır.

Bu aynı zamanda zamanın daraldığı çağda insana sunulmuş yeni bir kolaylık değilde nedir?

Nimeti kutsamak elbette ki doğru değildir.

Fakat nimeti görmezden gelmek de, nimeti verene nankörlük olduğu gibi basiretli bir hâl de değildir.

Kendi Hakikatine güvenen fikir ve sahibi korkuya kapılmaz, yeni bir mücadele sahası olarak bakar. En çok bilinen vak'a Hudeybiye Anlaşması, bunun tarihsel örneklerinden biridir.

Kısa vadede bazı insanlara ağır görünen tavırlar, uzun vadede daha geniş etki alanları doğurabilir.

Bazen hakikatin kendisini duyurabilmesi için önce sükunet olması, parazit etkisinin azalması gerekir.

Bu yüzdendir ki, münakaşa çağımızın en kolay ve en gereksiz işidir!

Mütalaa ise daha zordur. Anlamaya çalışmak sabır ister. Karşı tarafı dinlemek yürek ister.

Hakikate yaslanan insanın sesi yüksek olmak zorunda değildir.

Derin olmak ve davranışa yansıtmak daha etkilidir.

Bugün insanlığın ihtiyacı olan şey  gelişmiş algoritmalar değil, olgun insanlar yetiştirmektir.

Ne yazık ki kendi içinde savaş halinde olan insanlar, dünyaya barış taşıyamaz, bu konuda söz sahibi de olamaz.

Ailesiyle kavgalı insan; ki ilk kademe gösterge; topluma huzur vaad edemez, ümitte veremez

Vicdanı, ölçüsü dağılmış insan, teknolojiyi sağlıklı kullanamaz.

Önce insan kendi iç düzeni kurmalıdır, sırasıyla, aile, çevre, toplum, ardından insanlık.

Yapay zekâ çağında asıl soru şu olmamalı: Bu teknoloji bizi ele geçirir mi?

Belki esaslı soru şudur:
Hakikate, ahlâka ve üretime değer veren insanlar bu çağın araçlarını kullanacak cesareti gösterebilecek mi?

Tarih, korkanları değil; çağını okuyup ona insanlık lehine müdahale edenleri hatırlar.

Ve belki de çağımızın en büyük kaybı teknolojik geri kalmışlık değildir.

Asıl kayıp, elinin altında büyük imkânlar varken küçük korkulara teslim olmaktır.

Bu çağın kapısı ardına kadar açıktır.

İçeriye nasıl bir insan olarak gireceğimiz ise hâlâ bizim elimizdedir.

Editör