İLİŞKİLERİN MANEVİ ONTOLOJİSİ

Abdulaziz TANTİK

TEVHİT, ADALET VE SORUMLULUK EKSENİNDE İNSANÎ BAĞLAR 
Giriş: İlişkinin Ruhu ve Ontolojik Zemin
İlişki, modern dünyanın sığ tanımlarının aksine, yalnızca iki varlığın fiziksel veya sosyal etkileşimi değil, aslında ‘bir ruh üzerine kurulu derin bir mahiyettir’. Bu mahiyeti kavramak için öncelikle her ilişkinin bir hedef ve amaca istinaden açığa çıktığını, yani bir ‘dava’sı olduğunu anlamak gerekir. Mümin bir özne için ilişkilerin mahiyetini belirleyen temel zemin, ‘ilahi rızadır;’ yani kişinin her adımında Allah’ı razı etme gayreti ve bilinci, onun tüm beşerî münasebetlerinin de çerçevesini çizer. Bu bağlamda ilişki, kaotik bir dünyada anlam arayışının ve düzen inşasının merkezinde yer alır.

 1. Bölüm: İlişkinin Kurucu İlkeleri: Tevhit, Adalet ve Sorumluluk

İlişkilerin mahiyetini belirleyen ve onu sağlam bir zemine oturtan üç temel sütun bulunmaktadır: Tevhit, Adalet ve Sorumluluk…

a) Tevhit: Bir ilişkinin niteliğini belirlemede merkezi bir kavrama ihtiyaç vardır ve bu kavram mümin açısından tevhittir. Tevhit, Allah’ın eşsizliğini ve yegâne varlık oluşunu merkeze alarak, tüm ilişkileri bu eksen etrafında değerlendirmeyi öğretir. İlişkilerin adabını bizatihi Allah’tan öğrendiğimiz bu süreçte, tevhit bize hiyerarşiyi ve varlıklar arasındaki doğru bağı kurma imkânı tanır.

b) Adalet: Adalet olmadan bir ilişkinin gerçek niteliğini kavramak mümkün değildir. İlişkinin doğru bir şekilde tahakkuk etmesi, bireyin Rabbiyle, kendisiyle, diğer insanlarla ve tüm varlıkla barışık olmasına bağlıdır. Bu “barışıklık” hali (silm), ancak adaletin tesisiyle mümkündür; zira adalet, her şeyi yerli yerine koyarak o kaotik zemini bir düzene dönüştürür.

c) Sorumluluk: Mahiyetin tamamlanması için sorumluluk bilinci şarttır. İnsanın attığı her adımın bir tarihi yazdığı ve geleceği inşa ettiği gerçeği, sorumluluk duygusunu zorunlu kılar. Hiçbir davranışın boşlukta kalmadığı, ya ilişkileri güçlendirdiği ya da zaafa uğrattığı bu sistemde sorumluluk, kişisel özgürlüğü de içinde taşıyan bir unsurdur.

 2. Bölüm: Kendini Gerçekleştirme Zemini Olarak İlişkiler

İlişkiler ağı, insanın kendi gerçek kimliğini bulduğu, şahsiyetini ve karakterini inşa ettiği en büyük zemindir. İnsan, sosyal ve siyasal tarihini belirleyen adımlarını bu ağ içerisinde atar. İlişkiler sadece edilgen bir sürüklenme hali değil, kişinin ‘etken ve belirleyici’ olduğu, kendi bireysel tarihini kurguladığı bir imkân alanıdır.

Modern dünyada ilişkiler genellikle dinamik ve kaotik bir zemin olarak karşımıza çıksa da; tevhit, adalet ve sorumluluk ilkeleri bu kaosu bir “kozmosa” (düzene) dönüştürür. Bu süreçte “fark” kavramı da kritiktir; her ilişkinin (amir-memur, kadın-erkek, ebeveyn-çocuk) kendine has özellikleri ve düzeyleri vardır ve bu farklılıklar adaletin ve sorumluluğun birer uygulama alanıdır.

 3. Bölüm: Kalbi Tutumlar: Hüsn-ü Zan, Merhamet ve Şefkat

İlişkilerin mahiyetini bir tavra dönüştüren temel unsurlar psikolojik ve kalbi duruşlardır. Bu noktada ‘hüsn-ü zan’ (güzel düşünme), kaotik zeminin düzene girmesi için vazgeçilmez bir başlangıç noktasıdır. Pozitif bir yaklaşım geliştirmek, muhatabı ıslah etme ve yeniden bağ kurma imkânı sağlar. Aksine, ‘su-i zan’ (kötü düşünme) yabancılaşmayı beraberinde getirir; insan tanımadığına düşman olur ve negatif düşünceler sağlıklı bir bağ kurulmasını engeller.

Bu pozitif bakışı besleyen iki ana damar ise şunlardır:

a) Merhamet: Muhatabın kendisini olduğu gibi ifade etmesine imkân tanır. Kişiyi ne yermek ne de aşırı övmek, onu olduğu gibi görüp adaletle muamele etmek merhametin bir sonucudur.

b) Şefkat: İyileştirici ve onarıcı bir güçtür. İnsanların zaaflarını ve hatalarını şefkatle onarmak, onlara kendilerini düzeltmeleri için fırsatlar sunmak, ilişkileri güçlendiren temel bir temsiliyet biçimidir.

 Sonuç: Modern Çatışmadan Emniyet ve Barışa

Bugünün modern dünyasında ilişkiler ne yazık ki çıkar endeksli, ben merkezli, güvensiz ve çatışma odaklı bir hale gelmiştir. Bu durum, gerçek manada bir ilişkinin olmadığı, bağların koptuğu bir dünya yaratmaktadır. Oysa insanın doğayla, Rabbiyle ve hemcinsleriyle kuracağı doğru ilişkinin yolu, ilahi rızayı eksene almaktan geçer.

İlahi rıza davası; tevhidi, adaleti ve sorumluluğu önerir. Bu ilkeler hüsn-ü zan, merhamet ve şefkatle birleştiğinde ortaya bir denge çıkar. Bu dengenin nihai meyvesi ise ‘emniyet (güven) ve silm (barış)’ olacaktır. Barışın şartı güvendir, güvenin doğal sonucu ise kalıcı bir huzur ve barış ortamıdır. İlişkilerin mahiyetini bu ilkeler ışığında yeniden inşa etmek, sadece bireysel bir tercih değil, aynı zamanda geleceği inşa etme sorumluluğudur.

Özetle; İlişkilerin Mahiyeti ve Temel Kavramları

– İlişkilerin ruhu ve amacı ilahi rıza ile ilişkilidir.

– İlişkilerin temelini belirleyen üç kavram: ilahi rıza, adalet ve sorumluluktur.

– İlişkilerin özünde düzen, pozitif yaklaşım ve merhamet bulunmasıdır.

Adalet ve Barışın İlişkilerdeki Rolü

– Adalet, ilişkilerin doğru şekilde ortaya çıkması için temel bir unsur…

– Kişinin kendisiyle, Rabbiyle, varlıkla ve insanlarla barışık olması…

– Adaletin tecelli etmesiyle barışın sağlanması…

Sorumluluk ve Kişisel Gerçekleşme

– Sorumluluk, kişisel özgürlüğü içinde barındıran bir unsur…

– Her davranışın insana bir sorumluluk yüklemesi…

– İlişkilerde kendini gerçekleştirme ve şahsiyetin açığa çıkması…

Modern İlişkilerin Sorunları ve Çözüm Yolları

– Modern ilişkilerde çıkar endeksli, benmerkezci ve güvensizlik…

– Kaotik zemini düzene dönüştürmek için adalet ve pozitif düşünce…

– Merhametle yaklaşarak doğru bağ kurma ve muhatabı anlama…

Not: Okuyucularımın Kurban Bayramını en içten dileklerimle kutlar ve ilahi rızaya erişme gayretini kazanmalarına vesile olmasını temenni ederim…