Reklam
Turgay BAŞBOĞA

Turgay BAŞBOĞA


Yalnız okuyacak olanlarla değil, kendimle konuşuyorum

21 Ocak 2026 - 20:23

 
Yalnız okuyacak olanlarla değil, kendimle konuşuyorum
İhmalkâr gözle okunmuş bir kitap
Bîtab bir gözle okunmayı tercih ederdim.
Yoğrulmuş olan benle bir daha yoğrulsaydı,
Benimle açsaydı ağırdan
Tükeniş faslını mızrap. (İsmet Özel – Of Not Being A Jew)
 
Aynaya bak! Yorgun mu yoksa bitkin mi görünüyorsun? Yorgun görünüyorsan, yeni bir yorgunlukla onarma şansın var. Bitkin görünüyorsan, tez elden duruşunu gözden geçirmeli, ihmal ettiğin ne varsa bulmalısın. Yorgun üretendir; bitkin, ihmaller ve tembellikler zincirinin eseridir.
 
Yalnız okuyacak olanlarla değil, kendimle konuşuyorum.
 
Bir hikâyemiz olmalı; kendi hikâyemizi yazmak için verilen bir fırsattır yaşamak… Yaşamak, yorulmaktır; yeni yorgunluklara yönelmek, varlığı diri tutarak hayata katkı sunmaktır. Hikâyemiz bu yorgunluklarla yazılır. Yaşadıklarımızla, yaptıklarımızla, ürettiklerimizle, çalışmalarımızla hikayemizi yazarız.
 
“Resûl de şöyle diyecektir: ‘Ya Rabbi; gerçekten kavmim, bu Kur’ân’ı terk edilmiş bıraktılar.’” (Furkan Suresi, 30. Ayet)
Ayette geçen “terk edilmiş/dışlanmış” ifadesi, zamanın değişen şartlarına karşı Kur’ân’ı geçerliliğini yitirmiş bir kitap olarak düşünen veya dünyalık tutkuların tatminine karşı çıkanlar için kullanılmıştır. Başka bir ifadeyle “terkedilmiş” yakıştırması, itibar görmeyen, ilgi duyulmayan, danışılmayan, ciddiye alınmayan demektir ki bu konuda Kur’ân’ı metruk bir eve benzetebiliriz.
 
1400 sene önce itibar gören, danışılan, hayat prensiplerinden faydalanılan, kılavuz kabul edilen, hayat kitabı olarak görülen Kur’ân, asırlar sonra tarihi bir müze gibi sadece değer verilen, Mushaf’ıyla korunan, kutsanan, ziyaret edilen, baş tacı yapılan, toz kondurulmayan, abdestsiz dahi tutulamayan, hatta “Kur’ân çarpsın” gibi yeminlere malzeme olan ama faydalanılmayan, aktif hale getirilmeyen bir esere dönüştürülmüştür.
 
Yani; lafzını okuyup durdular, manasını ve mealini anlayıp uygulamaya yanaşmadılar, hikmetini ve hükmünü araştırıp uygulamak üzere Onu temel başvuru kaynağı yapmadılar…
 
“O hâlde (memur bulunduğun bir işi bitirib) boşaldın mı, (yine başka bir iş ve ibadet için) kalk, yorul.” (İnşirah Suresi, 7. Ayet)
Boş kaldığın zaman (tebliğ ve toplumu terbiye, cihad etme ve tehlikeleri defetme, sosyal ve siyasi görevler gibi mecburi işlerinden sıyrıldığın an), durma; hemen ibadete ve hayırlı hizmete koyul ve uğraşıp yorul ki manevi terfi ve terakki ancak sürekli ve sistemli bir çabayla mümkün olsun.
 
Kendi ayağına prangalar takma! İnsanların dediklerine bakarak işini zorlaştırma! Önündeki işleri sıraya koy! Kendini programla; programsız iş yapma! Neler yapacağını kararlaştır! Yapacaklarını sıraya sok! İşlerini sırayla yap! Sakın biri bitmeden diğerine başlama; o zaman her şeyi birbirine karıştırırsın! İşleri hemen yapacağım diye acele edersen, biri bitmeden diğer işlere başlarsan her şeyi birbirine karışır. O zaman zorluklardan zorluklara girersin. Merdivenleri görmüyor musun? Basamaklarla yukarıya çıkıyor. Sana verdiğimiz görevler de öyledir. Adım adım yürüyeceksin! Görevleri sıraya koyacaksın! Birini bitirip diğerine devam edeceksin! Günlük bir programın olsun! Rastgele iş yapma! Bilerek, bilinçli iş yap!
 
Her şeyi yaratan ve yaşatan, öldüren, dirilten Allah, her an yaratmadadır; onu hiçbir yorgunluk tutmaz. Yorulmak insani bir çabadır. Kaynağı yaratılışla ilgilidir. Bize söylediğini düşündüğüm şey ise yeni yorgunluklarla, önceki yorgunlukların hasar bırakmaması için çabalamak ve hayata katkısı olacak işlerle yeni günlere hazırlanmaktır. Yorulmak ne kadar insaniyse, önceki yorgunlukların hasar izlerini silmeye çabalamak da Allah’ın insana gösterdiği, yazılımına yüklediği şeydir; haliyle insanidir. Ve insan için çalıştığı vardır. Neticede insan, yaratılışla dünyaya gelip fiziki bir yer kapladıktan sonra kendini inşa eder, beşer olmaktan adım adım insanlığa geçer. İnsan olmanın ve insan kalmanın bu çabaların ürünü olduğunu düşünüyorum. İnsan olmak, o yorgunlukların getirdiği bir süreçtir. İnsan kalmak için de yeni yorgunluklarla, olanı daha da iyileştirmek gerekir.
 
Yoruldun, vazgeç demez Allah; yorulduğunu düşündüğünde yeni yorgunluklarla kendini onar, güçlendir, çabanı hayata ikram et der. O, yarattığının nasıl canlı kalacağını elbette bilendir ve çabanın öz cümlesini de “insan için çalıştığı vardır” diye öğretir.
 
Bereket bekliyorsan, yorulacaksın. Güneşten önce doğacaksın hayata. Toprağa dokunacaksın, alet ve araçların gücünü bu rahmete yönlendiren yorgunlukların vesilesi kılacaksın. Tıkandığını düşündüğün noktada başka yorgunlukların kapısından gireceksin. İnsan olarak kapasiteni bilecek, dinlenecek, enerji biriktirecek, kısa devre yapan hücrelerinin bağlantılarını gözden geçirecek ve kendini yenileyeceksin. Zira çabalayan kişi, kendinde ortaya çıkan kısa devre şoklarından kurtulmazsa dökülür, hayata rahmet taşıyamaz. Kendini onarmak da bir yorulmadır: Başkasından yardım alırsın, namaz kılarsın, istişare edersin, onarıcı bir müzik eseri dinlersin, zihnini motive edecek okumalar yaparsın. Bir işi severek, kendini yenileyerek ve geliştirerek uğraşır, sana bindirilmiş bir yük olarak görmeden yaparsın; bıkkınlık verecek bir yorgunluk da yaşamazsın.
 
Her doğan yeni gün, yeni yorgunluklar zamanıdır.
 
Hayata bir bütün olarak bakmalısın. Tarımdan ticarete, iktisadi hayattan askeri ve savunma hattına, sağlıktan iletişime, eğitime… Bu yorulmaları göze almadığın zaman, bu yorulmaları kirli hedefler için göze alanlara yenilirsin. İyi olman kazanmana yetmez. Zaten iyi olmak bir çaba gerektirir; kötülere sahayı bırakmamak icap eder. Kazandıklarını özel zevklerine, yalnız kendine ve ailem dediğin dar alana harcaman, aileni yüzüstü bırakmaman elbette bir iyilik halidir; ama sadece bu özelliğin iyi olmanı beslemeye yetmez. Bir bütün olarak insanlık ortak erdem mücadelesine katkın önemlidir. Kazandıklarından insanlığa, iyilik halini kuvvetlendirecek, devam ettirecek işlere pay ayırman gerekir. Aksi halde yorulmuş olmaz; pişmanlıklar yaşamış olursun. Pişmanlık bir yorgunluk hali, neticesi değildir.
 
Yorulmak, bugünü iyi değerlendirmek ve yarına hazır olmakla alakalıdır. Sadece yolda olmakla değil, niçin o yolda olduğunu bilmekle de ilgilidir. Ne olacak bu şehrin, bu ülkenin, insanlığın hali ve benim bu halin iyileştirilmesine ne katkım olabilir, demekle ilgilidir.
 
Yorulmayı göze almayınca olmuyor mesela dünya; sana, kardeşine reva görülen zulmü seyrediyor ve sen “Ben iyilerden olmak istedim, başıma gelenlere bak” diyorsun. Bu son yazdığım elbette yalın bir imtihan anı da olabilir; lakin kirli emelleri için yorulan kadar yorulup yorulmadığını da tefekkür etmelisin. İyi olmak, çaban kadar; kötüleri ve onların yollarını bilip bilmediğini, onlara karşı önlem alıp almadığını, emeğini çalmalarına göz yumup yummadığını da tefekkür etmelisin. Tefekkür de anlamı kavramak için yorulmak, aynaya doğru cepheden ve ışık oyunlarını hesap ederek bakabilmektir. Işık oyunlarını çözmeden aynaya bakmaya devam edersen, kendini ya iyileşme umudu olmayan bir bitkin veya hep iyi görünen boş iyimser olarak görürsün.
 
Vesselam…
 

Reklam

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Ramazan Yüksel
    5 saat önce
    Kıymetli Turgay bey, İyi ki sesli, yazılı düşünmüşsün. Evet ilerleyen yaşıma rağmen ben de istifade ettim, etmeye gayret edeceğim. Bu yazının afişe edilip, aklı selim, kalbi selim insanlara tavsiye edilecek kadar kıymetli buldum. Teşekkür ederim aziz dostum.