"Coğrafya kaderdir." sözü İbni Haldun'a atfedilir. Arz-ı kürenin en ihtişamlı, en gerçek kelamlarındandır. İnsan, zaten yaşadığı çevrenin ve kültürün özeti değil midir?
İnsan zamanla yaşadığı toprağın, havanın, şehrin kokusuna bezenir.
Ne kadar uzaklaşsa da terk edemez kendisini var eden değerleri. Ruhuna nüfuz eder temas kurduğu dil, tarih ve edebiyat. Şahsiyeti inşa ederken kum gibi çimento gibidir içinde yaşadığı maddi manevi hakikatler.
Karakteri oluşan insan, hep ileriye ve yukarıya uzanmak ister. Bu en tabii inkişaf hamlesidir. Hayatı devingen kılan, dünyayı döndüren de bu istek ve arzudur aslında. Bu dürtü; kararında olursa huzura, selamete kapı aralar ama abartılırsa akıl almaz kötülüklerin de müsebbibi olur.
Peki bu arzuları dizginleyecek olan nedir? İnsanın var oluşuna anlam katacak, müspet yaşam koşullarını nefes olacak ve insanı zorluklar karşısında dik tutacak cevher nedir?
El cevap: Kendi kültür kökleri. İçinde doğup yetiştiği kültür, tarih ve dil kodları.
İnsan kendine döner, kendini tanırsa aidiyetlerini fark eder. Şair Hayali'nin dediği gibi "O mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler."
İçinde bulunduğumuz gerçek derya Türkçemiz, Türk tarihimiz ve öz kültürümüzdür. Bu kodlar; bizim gerçek hazinemizdir, duygu ve düşüncemizi şekillendirir. Ruh ve gönül dünyamızı perçinler.
Bu çağıl çağıl akan bu üç ırmağın adeta kesişme yeridir Çukurova ve Toroslar.
Karacaoğlan, Dadaloğlu, Yaşar Kemal, Remzi Oğuz Arık, Şehit Saim Bey hep aynı coğrafyanın emzirdiği çocuklar olmuşlar.
İşte Türkçe'nin ulu ozanları Karacaoğlan ve Dadaloğlu, usta kalemi Yaşar Kemal bu ırmaktan kana kana içmişlerdir.
Türkülerine Varsak Türkçesinin zenginliğini işlemiştir Karacaoğlan. Nice Avşar yiğitlerinin civanmertlikleriyle süslemiştir koçaklamalarını.
Dağlar, kuşlar, ağaçlar, Türkmen kızlarının yazması, ırgatların asi ruhları ve beylerin sofrası konu olmuştur Yaşar Kemal'in kitaplarına.
Remzi Oğuz Arık, Kozan'dan almıştır ilhamını öyle ulaşmış Coğrafya'dan Vatana.
Saim Bey, işgal komutanı Tayyarda'ya "sizin zulmünüzden korkmayız" diye haykırırken gücünü Toroslardan almıştır.
İşte bizi biz eden tüm değerlerimiz köklerimizde, tarihimizde, Türkçemizde ağacımızda, kuşumuzda, akan ırmağımızda hülasa kendimizde saklıdır. Onu bulmak ve yaşatmak zorundayız.Gençlerimize, çocuklarımıza, gelecek kuşaklara aktarmak boynumuzun borcu olmalıdır.
Hz. Mevlânâ'nın pergel metaforundan mülhem bir ayağımız kendi değerlerimizde, şehrimizde olacak diğer ayağımızla dünyayı keşfe çıkacağız.
İşte o zaman ecdadımızın hayal ettiği Kızıl Elma'ya kavuşacağız. Bu gayrette olmaz kendi coğrafyamızın ruhunu aşılamazsak kendimize uzak kalırsak önce nesillerimiz özbenliklerine yabancılaşacak sonra da düşmanlalaşacak. Kararı biz vereceğiz.
Baki Selam ve Dua ile...
Okan Arık ( Eğitimci )




YORUMLAR