Reklam
Ramazan YÜKSEL

Ramazan YÜKSEL


Türkiye Cumhuriyeti Devleti: Üniter Yapı, Sorumluluk ve Dış Düzen Yetkinliği

26 Ocak 2026 - 12:49

Türkiye Cumhuriyeti Devleti: Üniter Yapı, Sorumluluk ve Dış Düzen Yetkinliği
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarih boyunca yalnızca kendi iç düzenini koruyan bir siyasi yapı olmamış; aynı zamanda çevre coğrafyalarda düzen kurabilme, kriz yönetebilme ve farklı unsurları birlikte yaşatabilme kapasitesi göstermiştir. Bu kapasite, modern ulus-devlet formu içinde yeniden tanımlanmış ve Türkiye Cumhuriyeti ile kurumsal bir nitelik kazanmıştır.

Bu yaklaşım, Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle birlikte değerlendirildiğinde, içte barışı ve bütünlüğü esas alan; dışta ise barışı, istikrarı ve sorumluluğu önceleyen bir devlet anlayışının devamı niteliğindedir.

Bu metin, Türkiye’nin içeride mutlak üniter yapısını korurken, dışarıda egemenlik devri içermeyen; talep ve meşruiyete dayalı bir birlik ve düzen modeli sunma ehliyetini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda, yeni anayasa çalışmalarına tarihsel tecrübeyle desteklenen kavramsal bir çerçeve sunmaktadır.

1. Türkiye’nin Mevcut Sınırları Dokunulmazdır
Türkiye Cumhuriyeti’nin fiilî ve hukuki sınırları mutlak ve tartışmasızdır. Bu sınırlar içinde federasyon, kanton, bölgesel özerklik veya alt egemenlik biçimleri kabul edilemez. Üniter yapı yalnızca idari bir tercih değil; devletin kurucu iradesinin ve millet bütünlüğünün teminatıdır.

Bu ilke, Roma’nın merkezî yurttaşlık anlayışı ve Osmanlı’nın merkez–taşra dengesinden farklı olarak, modern ulus-devletin vazgeçilmez gereğidir ve değiştirilemez.

2. Federasyon Kavramının Mekânsal Ayrımı
Federasyon ve benzeri çok katmanlı yönetim modelleri, Türkiye’nin iç yapısı açısından meşru değildir. Ancak tarihsel tecrübe göstermektedir ki, güçlü devletler bu tür modelleri kendi merkezî yapıları için değil; dış coğrafyalarda geçici düzen araçları olarak kullanmıştır.

Roma İmparatorluğu’nun eyalet sistemi ya da Osmanlı Devleti’nin özerk ama bağlı yönetimleri, merkezî devletin çözülmesi değil; aksine merkezî gücün korunması için geliştirilmiş araçlardı. Bu örnekler, anakronik bir bakışla değerlendirildiğinde, federasyonun iç düzen değil; dış düzen aracı olabileceğini göstermektedir.

3. Dış Düzen Yetkinliği ve Liderlik Modeli
Türkiye, güvenlik, adalet, ekonomik kalkınma ve kurumsal yapılanma alanlarında belirli coğrafyalarda düzen tesis edebilecek devlet kapasitesine sahiptir. Bu kapasite, bir yayılma veya ilhak iddiası değil; sorumluluk ve ehliyet beyanıdır.

Burada önerilen model, klasik imparatorluk modeli değildir. Ulus-devletler varlığını korur; bayraklar, sınırlar ve egemenlikler değişmez. Ancak Türkiye, merkez ülke olarak: güvenlik mimarisinin kurulmasına, idari kapasitenin geliştirilmesine, ekonomik entegrasyona liderlik edebilir.

4. Talep ve Meşruiyet İlkesi
Her türlü dış düzenleyici rol, yalnızca ilgili halkların açık talebi ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde mümkündür. Zorlayıcı, dayatmacı ya da kalıcı hâkimiyet içeren modeller tarihsel olarak sürdürülebilir değildir.

Osmanlı’nın uzun süreli düzen kurabilme başarısı, büyük ölçüde zorla asimilasyondan kaçınmasına ve yerel meşruiyeti gözetmesine dayanmıştır. Bu ilke, modern dönemde daha da hayati bir önem taşımaktadır.

5. Vesayet Değil, Geçici Düzen Kuruculuk
Önerilen model, klasik anlamda bir vesayet ya da manda sistemi değildir. Türkiye’nin rolü:
Sınırlı,
Geçici,
Denetimli bir düzen kuruculukla sınırlıdır.

Amaç, bağımlı yapılar oluşturmak değil; kendi ayakları üzerinde durabilen devletlerin ortaya çıkmasına katkı sunmaktır.

6. İçeride Üniter Yapının Mutlaklığı
İçeride federasyon, özerklik veya benzeri kavramların tartışmaya açılması, dışarıda düzen kurma kapasitesini de zayıflatır. Çünkü iç bütünlüğünü sağlayamayan bir devletin dış düzen kurması mümkün değildir.

Bu nedenle içeride üniter yapı mutlak; dışarıda ise esnek ama kontrollü bir düzen anlayışı benimsenmelidir.

7. Tarihî Tecrübe ve Kültürel Hafıza
Türkiye, Roma’nın kurumsal aklını, Osmanlı’nın çoklu yapı yönetme tecrübesini ve Cumhuriyet’in modern devlet anlayışını aynı tarihsel havzada birleştirebilen nadir devletlerden biridir. Bu bir miras olduğu kadar, aynı zamanda bir sorumluluktur.

8. Pozitif Ayrım, Entegrasyon ve Eşgüdüm Araçları
Türkiye’nin dış düzen kurucu rolü, yalnızca güvenlik veya diplomasiyle sınırlı değildir. Bu rol, talep ve meşruiyet zemininde olmak kaydıyla, pozitif ayrım esasına dayalı bütüncül araçlarla desteklenebilir. Bu kapsamda:

  • Türkiye merkezli ticari iş birlikleri ve ticareti kolaylaştırıcı özel düzenlemeler,
  • Türkiye’ye doğru sınırlı ve kontrollü geçişler,
  • Mülkiyet edinimine yönelik kısıtlamalar ile egemenlik hassasiyetinin korunması,
  • Geçici iskân serbestisi ve geri dönüşü esas alan hareketlilik, hukuk ve eğitim alanlarında eşgüdüm; müfredat ve kurumsal uyum çalışmaları gibi adımlar, kalıcı bağımlılık üretmeden düzen tesis etmeyi mümkün kılar.

Bu araçlar, bir entegrasyon dayatması değil; geçici, denetimli ve hedef odaklı bir düzen kurma mekanizmasıdır.


9. Devlet Hafızası, Tecrübe ve Meşruiyet Zemini
Türkiye, ne savaş, ne de iç kaos yaşamamış bir ülkedir. Buna rağmen, çatışmalarla, darbelerle, vekâlet savaşlarıyla ve bölgesel krizlerle çevrili bir coğrafyada tek parça kalmayı başarmış ender devletlerden biridir.

Aynı zamanda: çatışma yaşayan ülkeler arasında arabuluculuk yapabilmiş, uluslararası itibarı, kendi öz sermayesi, yetiştirdiği nitelikli insan kaynağı, askerî, sağlık ve ekonomi alanlarındaki saha tecrübesi ile düzen kurma kabiliyetini defalarca göstermiştir.

Birkaç bin yıllık devlet hafızasına sahip bu süreklilik, Türkiye’yi yalnızca güçlü değil; sorumluluk üstlenmeye ehil kılmaktadır. Bu yönüyle Türkiye, dünya insanlık ailesinde tekrar eden kaosları, iç çatışmaları ve istikrarsızlıkları yatıştırabilecek saygınlığa ve yeteneğe sahip nadir ülkelerden biridir.

Bu durum, Türkiye’nin dış düzen kurucu rolünün bir iddia değil; hak edilmiş bir pozisyon tanımı olarak değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.

Sözün özü;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti; içte mutlak üniter, dışta ise liderlik ve düzen kurma ehliyetine sahip bir devlettir. Ulus-devlet modeli korunarak, diğer devletlerin egemenliğini değiştirmeden kurulacak birlik ve iş birliği yapıları, Türkiye’nin merkez rolüyle sürdürülebilir hâle getirilebilir.

Bu çerçeve, yeni anayasa çalışmalarında; üniter yapının tartışılmazlığını, dış politika ve sorumluluk alanlarının netliğini, tarihsel tecrübe ile modern devlet aklının birleşimini esas alan bir referans olarak değerlendirilebilir.

Not: Kaleme alınan bu metin, bir politika belgesi değil; Türkiye’nin tarihsel tecrübesi ve mevcut kapasitesi üzerine düşünmeyi mümkün kılan kavramsal bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum