Senin kültürün sana, benim kültürüm bana
Referans: Kur’an-ı Kerim — “Lekum dînukum ve liye dîn”
Her aidiyet dairesi, yaş ve tecrübe bakımından kendi içinde katmanlıdır. Gençlik, olgunluk ve yaşlılık; her biri farklı bir hafıza, farklı bir korku ve farklı bir koruma refleksi taşır. Özellikle ileri yaşlara gelmiş olanlar, yalnızca kendilerini değil, kültürlerinin ve varlıklarının devamını düşünürler. Bu yüzden gençlere aktardıkları şey çoğu zaman umut değil, endişedir.
Bu endişe şuradan beslenir:
“Ya asimile olursak?”
“Ya yarın görünmez hâle gelirsek?”
“Ya bir gün çoğunluğun merhametine bırakılırsak?”
Bu korkular, genç zihinlerde geleceğe dair bir tehdit algısı üretir ve zamanla huzursuzluğun süreklileşmesine yol açar. Aidiyet bir sığınak olmaktan çıkar; savunma hattına dönüşür.
İşte tam bu noktada Kur’an-ı Kerim’de açıkça ortaya konmuş olan ilke —
“Lekum dînukum ve liye dîn” —
yalnızca Müslümanlar için değil, bu toplumda yaşayan inancı olan ya da olmayan herkes için güven üreten bir zemin sunar. Ne var ki bu ilkenin, toplumda sesi daha çok çıkanlar tarafından yüksek ve net bir irade olarak dile getirilmemesi, korkuların diri kalmasına neden olur.
Oysa ihtiyaç duyulan şey, yazılı bir metinden çok yaşayan bir toplumsal sözleşmedir.
Bu sözleşme; gücü, sözü ve kürsüyü elinde tutanlar tarafından açıkça ifade edilmelidir. Çünkü “seviyorum” demek yetmez. Bir baba ailesine “sizi seviyorum” dediğinde, her evlat o sevgiyi farklı bir yerinden hisseder. Aynı söz, herkeste aynı yankıyı uyandırmaz. Dolayısıyla bir yönetici “milletimi seviyorum” dediğinde, herkesin zihninde önceden ekilmiş olan korku ya da güven tohumları harekete geçer. Eğer bu söz, adaletle ve süreklilikle desteklenmezse, sevgi cümlesi bile ayrışmayı tetikleyen bir işarete dönüşebilir.
Ülkeler, şirketler, kurumlar, sivil yapılar, aileler ve insan hayatı; hiçbiri entropiden ari değildir. Dağılma ve savrulma kaçınılmazdır. Entropinin panzehiri ise sürekli farkındalık ve kontroldür:
- hedeflerin canlı tutulması,
- yolların düzenli olarak gözden geçirilmesi,
- ölçülmesi, değerlendirilmesi ve gerektiğinde yeniden ayarlanmasıyla mümkündür.
Aksi hâlde entropi, toplumda yavaş yavaş ilerler; sesler birbirine ulaşamaz hâle geldiğinde fark edilir ve çoğu zaman geç kalınmış olur. Müslümanların ya da İslam toplumlarının toparlanması, ülkeleri birleştirmekten değil, her ülkenin kendi iç ayarını yeniden bulmasından geçer. Toplumu toplum yapan, ona nitelik kazandıran kimliği hatırlatmak ve canlı tutmakla mümkündür. Kimlik ilan edilerek değil, yaşatılarak korunur.
Sonuç
Aidiyetin güvene dönüştüğü yerde, korku yerini istikrara bırakır;
niyet, irade ve süreklilik, toplumsal düzenin gerçek güvencesidir.




YORUMLAR