Reklam
Ramazan YÜKSEL

Ramazan YÜKSEL


Mikro Devlet: Aile

10 Ocak 2026 - 08:20

Mikro Devlet: AİLE 
Bismillahirrahmanirrahim
Feraset Sahibi Muhataplara

Bir toplumun hâlini anlamak isteyen, meydanlara değil evlerin içine bakar. Çünkü huzur, önce kapalı kapıların ardında başlar. Devletler çoğu zaman dağılmış yapılarla ilgilenir; mahkemeler, tedbirler, yaptırımlar hep bu aşamadan sonra devreye girer. Oysa asıl soru şudur: Yuva henüz ayaktayken ona ne teklif ediliyor?

Bugün yaşadığımız pek çok sosyal sıkıntının ortak bir kökü var. Tahammülsüzlük, öfke, sertlik, güvensizlik… Bunlar bir anda ortaya çıkmıyor. Çoğu, zamanla evin içinde biriken dil yaralarından, görülmeyen emekten, karşılıksız kalan sabırdan besleniyor. Adalet ise yalnızca sorun çıktığında çağrılan bir mekanizma değildir; adalet, daha sorun doğmadan önce kurulan dengedir.

Evlilik bu anlamda yalnızca bir birliktelik değil, uzun soluklu bir emektir. Sabır ister, geri adım ister, dili tutabilmeyi ister. Kriz anında haklı olmaktan çok huzurlu kalabilmeyi gerektirir. Bu emek bugüne kadar çoğu zaman “olması gereken” diye geçiştirildi. Oysa hayatın başka alanlarında süreklilik, sadakat ve emek nasıl kıymet görüyorsa, aile hayatı da bundan müstesna değildir.

İnsan, bir şeyin değer gördüğünü hissettiğinde onu korur. Evlilikten geleceğe dönük bir anlam ve kazanım bekleyen kadın da erkek de konuşurken durur, düşünür, tartar. Bir cümleyle yakmak yerine bir tebessümle toparlamayı dener. Çünkü artık ortada yalnızca anlık bir tartışma değil, birlikte inşa edilen bir yarın vardır.

Evin içindeki tatlı dil, güler yüz ve saygı ilk bakışta küçük şeyler gibi görülür. Oysa bunlar bir yuvanın görünmeyen direkleridir. Teşvikle başlayan bu hal, yalnızca o yuvada kalmaz. Çocukların dünyasına sızar, bakışlarına yerleşir, hayata verdikleri tepkileri şekillendirir. Tatlı dil gören çocuk, sertliği normal saymaz; saygıyla büyüyen insan, kırmayı güç zannetmez. Böylece ilk kuşakta bir karşılık olarak başlayan bu davranış, sonraki kuşaklarda ahlaka, güzel huya ve geçimli insan olma vasfına dönüşür. Toplumun üzerine kanun değil, adeta gül suyu serpilmiş olur.

Barış ve huzur, rol yapılarak sürdürülen bir sessizlik değildir. Gerçek huzur, konuşabilme iradesidir; kriz anında çözüm arayabilme becerisidir. Şiddetin olmadığı, her anlaşmazlığın mahkeme kapısına taşınmadığı, hakkın intikam aracına dönüştürülmediği yuvalar, zaten kendiliğinden bir denge üretir.

Ve çoğu zaman konuşulmayan bir emek vardır ki, bu hikâyenin en sessiz ama en belirleyici tarafıdır. Evin hanımefendisinin emeği. Bordrosu yoktur ama yuvanın yükü omzundadır. Bu emeği görmezden gelen her yaklaşım, aslında toplumun geleceğini de eksik okur.

Bilinmelidir ki, huzurlu bir ülke tesadüfen oluşmaz. Önce evde başlar, insanda şekillenir, sonra topluma yayılır.

Huzurlu aile, huzurlu insan, huzurlu ülke.

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum