Tüketime ve Yılın Bir Gününe İndirgenmiş Metalaşmış Sergililer Günü Kutlanmalı mı?
Sevgi ve sevgili gibi gündelik dilde son derece sık kullanılan; ancak bu yoğun kullanım nedeniyle anlamı giderek aşındırılan ve içi boşaltılan kavramların, sözcüklerin kendisine takılmaksızın, hayatın her alanında içtenlikli karşılıklar bulmasını temenni ediyorum. Sevginin insanlar arasında samimi biçimde yerinde ve zamanında kullanılması-paylaşılması, bireylere mutluluk üretmesi ile kavramın gerçek değerini oluşturması sağlanabilir.
Günümüzde sevgi, sevgili ve aşk gibi insani ve süreklilik arz eden duyguların, yılın belirli bir gününe indirgenerek çoğunlukla tüketim pratikleriyle ilişkilendirilmesi, giderek daha fazla insanı rahatsız eden bir olgu hâline gelmiştir. Sürekliliği esas olan bir duygunun takvimsel bir güne sıkıştırılması; üstelik bunun metalaşma ve satın alma davranışlarıyla desteklenmesi, hem sevginin doğasıyla hem de ekolojik ve etik ilkelerle çelişir görünmektedir. Bu bağlamda, son yıllarda tüketime dayalı olarak üretilen yapay “Sevgililer Günü”nin bir temsile dönüştürülmesi, insanı sevgiden uzaklaştıran farkındalığı yaratmıştır. Bu farkındalığın oluşması ayrıca önemlidir.
Bu arada sevgi yalnız insanlar değil, diğer canlılarda da sevgiye ihtiyacı olduğunu unutmayalım.
Buna rağmen, tüm tüketim teşviklerine ve içeriği boşaltılmış retorik çabalara karşın, insanın sevgiyle yaşaması ve bu sevgiyi içtenlikle ifade etmesi son derece kıymetlidir ve yaşamın doğasıyla uyumludur. Dağıtılan sembolik nesneler, hediyeler ya da estetik biçimde sıralanmış sözler yerine; sahici, emek verilmiş ve sürekliliği olan bir sevginin tercih edilmesi, sevginin anlamını derinleştirir. Sevdiğine açıkça “seni seviyorum” diyebilmek ve bu duyguyu dürüstlükle ifade edebilmek başlı başına önemli bir değerdir. Bunun için takvimin bir günü beklemeye gerek yoktur. Yoksa sevginin anlamının büyüklüğüne yakışmayan bir şekilde beslenmediği için cılızlaşır.
Sevginin maddi ölçütlerle sınanmadan ve satın alma davranışlarıyla tanımlanmadan yaşanabilmesi, ancak bilinçli bir tutumla mümkündür. Aksi hâlde sevgi yalnızca biçimsel bir ritüele indirgenir. Bu noktada, Ataol Behramoğlu’nun da ifade ettiği gibi, “Aşk iki kişiliktir.” Sevginin özü, gösterişten ve takvim yapraklarından bağımsız olarak insan arasında kurulan samimi bağlamda anlam kazanır.
İçten sevginin gösterilmesi takvim yapraklarının bir gününün ötesinde ve gündelik yaşamın içinde yaşanması dileğiyle, sevginizin ve sevdiklerinizin daim olmasını isterim.
14 Şubat 2026, Adana




YORUMLAR