Sabır Defterinde Bekleyen Hesaplar Toplum olarak sık sık bir yanılgıya düşeriz: Oysa öyle değildir. "Sanma ki unuttum, hepsini yazdım sabır defterime…" Bugün etrafa baktığımızda, en çok sesi çıkanın haklı, en çok konuşanın güçlü sayıldığı bir düzen görüyoruz. Oysa gerçek çoğu zaman sessizdir. Acele etmez, kendini ispatlamaya çalışmaz. Sadece zamanı bekler. Çünkü sabır pasif bir bekleyiş değildir. İnsan bazen susar… Ama bu suskunluk, kabulleniş değildir; ertelenmiş bir hesaplaşmadır. Bugün kırdığını unutanlar, yarın hatırlatıldığında şaşırır. Oysa kader, çoğu zaman insanın kendi elleriyle yazdığı bir sondur. Sabır defteri, insanın vicdanıdır. Belki bir sözle… O gün geldiğinde, susanların dili çözülmeyebilir… Unutulmamalıdır ki; Bu yüzden kimse kimsenin sessizliğini yanlış okumamalı. Çünkü bazı insanlar konuşmaz… Sabır defterine yazılanlar, bir gün hayatın önüne konur.
Sessiz kalanı zayıf sanırız…
Bazı insanlar sakindir, ortalığı ayağa kaldırmaz. Ama bu, unutup geçtiği anlamına gelmez. Tam tersine, her kırgınlığı, her haksızlığı, her eksik bırakılmış şeyi kendi “sabır defteri”ne yazar.
Bu tabiki sitem değil, bir duruştur!
Sabır, öfkeyi tutabilmek, kendini kontrol edebilmek ve adaleti doğru yere bırakabilmektir.
Çünkü anlatmanın boş olduğunu bilir.
Bazen geri çekilir…
Çünkü herkesle aynı seviyede tartışmanın kendine yakışmadığını hisseder.
Bugün haksızlık yapanlar, yarın karşılaştıkları sonuçları “kader” diye adlandırır.
Orada ne silgi vardır ne de mürekkep biter. Yazılan her şey yerli yerinde durur. Ve zamanı geldiğinde hayat o defteri açtırır.
Belki bir olayla…
Belki hiç beklenmeyen bir anda…
Ama hakikat konuşur.
Adalet her zaman hızlı işlemez, ama mutlaka yerini bulur.
Kimse “nasıl olsa sustu” diye kendine pay çıkarmamalı.
Ama unutmaz.
O gün geldiğinde ne mazeret kalır ne de kaçacak bir yer.




YORUMLAR