Reklam
Mustafa ALTINSOY

Mustafa ALTINSOY


Nasıl bir düğün yapmalıyız?

05 Nisan 2026 - 12:13

Bir önceki makalemde, DÜĞÜN VE NİKÂHLARIMIZ adı altında, geçtiğimiz yaz aylarında çokça katıldığım düğünlerdeki gözlemlerim ve tecrübelerim ışığında görüşlerimi serdetmiştim. Bu makalemde ise önümüzdeki yıllarda düğün yapacak dostlara bir kılavuz ve hatırlatma olması amacıyla ‘’ Nasıl düğün yapabiliriz?’’ üzerine kafa yormaya çalıştım.

Öncelikle toplumun temel taşı olan ailenin temelinin atıldığı bir konuya dikkat çekerek, üzerimize giydirilmeye çalışılan deli gömleklerinden birini çıkarmaya gayret etmek istiyorum.

Maalesef günümüzde devasa bir düğün endüstrisi oluştu: Gelinlik, damatlık, nişanlık, kuaför, kozmetik, çiçek, müzik, kamera, davetiye, takılar, ev döşemesi, balayı, düğün mekânı… Salon mu olacak, köşk mü, yalı mı, kır düğünü mü, feribot mu? Derken düğünler, adeta bir güç ve servet gösterisine dönüşmüş durumda.

İki saatliğine giyilen pahalı gelinlik ve damatlıklar, hiçbir işe yaramayan tabak setleri, kullanılmayan dantelli havlular, ayda yılda bir kullanılan misafir odaları... Bütün bunlar, bize yabancı bir dünyanın; egoizmin, savurganlığın ve enaniyetin bir yansıması veya eziklik duygusunu bastırma hareketleri gibi görünmektedir bana.

Kısacası, henüz yolun başındayken ‘’Başkaları ne der ?’’kaygısıyla yapılan meşakkatler sonucu evlilik çekilmez hâle getiriliyor. “Ömürde bir kere” denilerek yapılan israf ve düğünlerdeki gereksiz harcamalardan kaynaklı ekonomik sıkıntılar, kalp kırıklıklarına, tartışmalara yol açıyor. İki kişi çalışmasına rağmen maaşlar krediye, evin ihtiyaçlarına, kiraya giderken ekonomik sıkıntılar yüzünden birbirlerini kalpleri kırılıyor. Evde kavgalar başlıyor ve ne yazık ki boşanmalara sebep olabiliyor

Düğünlerde, “Allah rızası” yerine “El âlem ne der!” anlayışı hâkim olunca herkesin şikâyet edip ama yine de ağına düştüğü tuhaf bir cendere sonucu rahmetin yerini zahmet, muhabbetin yerini nefret, bereketin yerini borç almaktadır.

Bu nedenle de evlilikten korkan, evlilik korkusunu üstünden atamayan, geciktiren yeni bir gençlik akımıyla karşı karşıyayız… Oysa geciktirilen ve zorlaştırılan her evlilik gençliğe yapılmış en büyük kötülüktür. Burada mesele sadece lüks ve israf meselesi değil, aynı zamanda bir toplumun ifsadı söz konusu.

Bu nedenle evlilikler kolaylaştırılmalı, düğünler; israf ve gösterişten uzak, mutlu yuvalar kurmaya vesile olacak şekilde, zamana ve ekonomik şartlara uygun olarak planlanmalıdır.

DÜĞÜN EĞLENCESİ NASIL OLMALI?
İslâm, bir bütün olarak hayatın her safhasını en güzel sûrette tanzim eder. Hayatın bazı safhalarında yaşanıp bazı safhalarında terk edilemez. Düğünlerdeki asıl maksat duyurmaktır. Yani şu erkekle bu kadının beraberlikleri nikâh üzeredir, onlardan doğan çocuklar da nikâhlı iki insanın çocuklarıdır, bilinsin diye düğün yapılır.

İslami düğünler; israftan kaçınılan, alkolsüz, kadın-erkek karışık olmayan, mahremiyet sınırlarına uyulan ve sünnete uygun olarak yemek ikramı (velime) içeren sade merasimlerdir. Kur'an tilaveti, sohbetler, ilahiler veya nezih gösterilerle dini atmosfere uygun, ilan edilerek (duyurularak) yapılan neşeli buluşmalardır.

Düğünlerin yas evine çevrilmesi doğru değildir. Haram-helal sınırları gözetildiği sürece düğünlerde meşru ölçülerde sevinmek ve eğlenmekte sakınca yoktur. Her yörenin kendine göre adetleri vardır. Bu adetler devam ettirilebilir, halaylar çekilebilir. İnançlarımız doğrultusunda, erkeklerin bayanları göremeyeceği bir mekân düzenlemesiyle düğünlerimiz yapılabilecek hale getirilebilir.

Maalesef pek çok düğün, İslâmî ölçü ve hassasiyetlerden uzaklaşarak icra ediliyor. Hâlbuki Müslüman’ın düğünü, kadın-erkek, mahremiyetin çiğnendiği, helâl-haram sınırlarının unutulduğu gayrimüslimlerin düğünü gibi bir merasim olmamalıdır. Daha en başında haram işlenen ,mahremiyet ihlal edilen bir düğünün hayırlı olması için yapılan dualar ne kadar bereket getirir, doğacak çocuklar gerçekten hayırlı olur mu?

Kadınların seslerinin dışarıya gitmediği, müzik çalan, fotoğraf çeken, kameraya kaydedenin bayan olduğu; katılımcıların düğünde oynayanları telefona kaydetmedikten sonra kadınlar kendi aralarında ve erkeklerde kendi aralarında düğün merasimleri yapabilirler. Mesela; kadınlara ait bir mekânda; düğünlerimizde kamerayı neden erkekler kullanır, orkestranın başında neden erkek vardır? Anlayabilmiş değilim

ÖNERİLER
Peygamber Efendimiz (s.a.v.):Abdurrahman bin Avf a hitaben “Bir koyunla da olsa velime yemeği ver.” buyurarak düğünlerde yemek verilmesini tavsiye etmişlerdir. Maddi durumu müsait olan ailelerin, kendi tâkatına uygun şekilde velime yemeğini vermesi iyi olur. Dini konularda duyarlı, varlıklı ailelerin düğünlerinde yemek verilmemesi, nikahla geçiştirilmesi doğru değildir. Madem ömürde bir defa yapılıyor, mali durumu müsait olanların yemek ikramını en güzel şekilde yapması iyi olur diye düşünenlerdenim.

Şimdi işler tersine döndü. Düğünler, ayak üstü ikramsız, nikahla geçiştirilip yemek verilmezken, yemek gönderilmesi gerekirken cenaze evinde şimdi cenaze sahipleri yemek veriyor.

Yukarıda değindiğim hassasiyetler doğrultusunda;

  • Değerlerimize uygun düğün organizasyonu yapan firmalar kurulabilir.
  • Nikâh salonuna gelin ve damadın girişinde ve nikâh esnasında organizatörün seçmiş olduğu rastgele müzikler yerine sözsüz ilahi parçaları, salavatlar veya kendi istediğimiz yerel müzikleri tercih edilebilir.
  • Gelin ve damat pasta keserken İngilizce şarkı eşliğinde değil besmele ile pastalarını kesilebilir.
  • Düğünlerde organizasyon firması tarafından zorla kamera çekimi ,fotoğraf çekimi gibi şeylerle mafya usulü tırtıklama ile gönülsüz olarak paralar ödüyoruz.

“Ne yapalım işte gelmişiz.” denilerek hiç saklamayacağımız fotoğraflara rızasız paralar ödememek için önlemler almak lazım.

  • Düğünlere gelen davetliler genelde damat ve gelini tanımazlar. Babaları ve anneleri için gelirler. O nedenle ebeveynler gelen davetlileri ya kapıda durarak karşılamalı ya da tüm masaları tek tek dolaşarak misafirlerine “Hoş geldiniz.” demeleri uygun olur.
  • Düğünlerde cuma vaazı gibi vaazların yapılması gerekmez. Önemli olan tebrikleşmek ve ilan etmiş olmaktır. Dinlenmeyecek bir Kur'an tilavetine bile gerek duyulmayabilir.
  • Evlenecek çiftlere, Milli Eğitim(Halk Eğitim), Diyanet aracılığı ile oluşturulacak bir çalışma ile evliliğin milli ve manevi önemi, eşlerin karşılıklı sorumlulukları vesaire gibi konularda eğitim verilebilir.

SON SÖZ
Evlilikler kolaylaştırılmalı, zorlaştırılmamalıdır. Geciktirilen ve ağırlaştırılan her evlilik, gençliğe ve geleceğimize vurulmuş bir darbedir.

Rabbim, yuva kuran evlatlarımızı “Bir yastıkta ihtiyar, iki cihanda bahtiyar” eylesin.

Reklam
Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum