Reklam
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Misafir Baştacı

Ortadoğu'nun Kırılma Noktası, Çözüm Arayışları | Dr. Murat ONARAN

30 Ağustos 2025 - 01:02


Dr. Murat ONARAN
Ortadoğu’nun Kırılma Noktası: Gazze İşgali, Kassam Tugayları ve Felsefi Çözüm Arayışları

Bu makalemizde İsrailin Gazze işgalinin perde arkasını ve kassam tugaylarının bu işgal oyununa karşı nasıl bir strateji içerisinde olacağını ve filistin halkı için kassam tugayları ne anlam ifade ettigini işlemeye çalışacağız.

Ceziretü’l-Arab (Ortadoğu), dünya tarihinin en karmaşık ve hassas jeopolitik bölgelerinden biridir. Burada yaşanan çatışmalar sadece bölgesel değil, küresel güç dengelerini de doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda Gazze Şeridi, İsrail-Filistin meselesinin en kritik noktalarından biri olarak öne çıkar. İsrail’in Gazze’ye yönelik işgalleri, abluka politikaları ve askeri operasyonları, sadece yerel değil, uluslararası toplumda da derin yankılar uyandırmaktadır. Aynı zamanda Gazze’de direnişin önemli aktörlerinden olan Kassam Tugayları, hem askeri hem de politik açıdan sürecin şekillenmesinde etkili bir güç olmuştur. Bu yazımızda, iki temel unsurun perde arkası, bölgesel ve uluslararası aktörlerin politikaları ışığında detaylandırılacak ve çatışmanın çözümüne yönelik felsefi perspektifler sunulacaktır.

Tarihsel Arka Plan ve Gazze’nin Stratejik Önemine baktıgımızda; Gazze Şeridi, Akdeniz kıyısında yaklaşık 365 km²’lik küçük fakat stratejik bir bölgedir. 1948 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra Mısır yönetimine geçen Gazze, 1967 yılında Altı Gün Savaşı’nda İsrail tarafından işgal edilmiştir. 1993 Oslo Anlaşmaları ile Filistin Yönetimi’nin bazı yetkileri Gazze’ye devredilse de, İsrail’in askeri varlığı ve kontrolü devam etmiştir.

2006 yılında Hamas’ın seçimleri kazanması ve 2007’de Gazze’deki güç mücadelesi sonucu kontrolü tamamen ele geçirmesi, İsrail ile Hamas arasındaki gerilimi tırmandırmıştır. İsrail, Hamas’ı terör örgütü olarak ilan etmiş ve Gazze’ye kapsamlı bir abluka uygulamaya başlamıştır. Bu abluka, hem ekonomik hem de insani açıdan Gazze’de büyük yıkımlara yol açmıştır.

Gazze’nin coğrafi sınırları ve siyasi izolasyonu, bölgeyi dünyadan adeta koparmış, uluslararası yardım kuruluşlarının bile faaliyetlerini kısıtlamıştır. Bu gelişme, sivil halkın yaşam koşullarını zorlaştırmış ve gerilimi sürekli kılmıştır.Bu gelişme Kassam Tugayları, Hamas’ın askeri kanadı olarak 1991 yılında kuruldu. Kuruluş amacı, Filistin topraklarındaki İsrail işgaline karşı silahlı direnişi organize etmek ve yürütmektir. Tugaylar, eğitimli savaşçılardan oluşmakta, roket atışları, tünel kazma operasyonları ve İsrail askerlerine yönelik saldırılar düzenlemektedir.Son yıllarda Kassam Tugayları, teknolojik açıdan da gelişme kaydetmiş; daha menzilli ve isabetli roketler üretme kapasitesine ulaşmıştır. Bu gelişme, İsrail’in güvenlik önlemlerini artırmasına ve zaman zaman Gazze’ye yönelik ağır askeri operasyonlar gerçekleştirmesine ve gazzeyi tamamen işgal etmeye kadar işi götürsede Kassam tugayları  Filistinli halk arasında direniş ve savunma simgesi olarak kabul edilmektedir.

Türkiye’nin bölgedeki rolüne ve yaptırımlarına baktıgımızda; son yıllarda Ortadoğu politikasında daha aktif ve bağımsız bir çizgi izlemektedir. Gazze meselesinde Türkiye, Filistin halkının yanında yer almakta ve İsrail’in uygulamalarını sert bir dille eleştirmektedir. Türkiye, diplomatik kanalları etkin kullanarak uluslararası platformlarda Filistin davasını desteklemekte, BM (Birleşmiş Milletler) ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi organizasyonlarda aktif rol almaktadır.9 Nisan 2024’te Türkiye, demir, çimento, alüminyum, gübre, inşaat makineleri, havacılık yakıtı gibi 54 ürün grubunda İsrail’e ihracatı durdurdu. Bu önlemler, Gazze’ye yönelik devam eden saldırılar durdurulana ve insani yardım kesintisiz sağlanana kadar devam edeceği beyan edildi. Ayrıca 2–3 Mayıs 2024 tarihlerinde Türkiye, tüm ithalat ve ihracat işlemlerini durdurarak kapsamlı bir ticari ambargo ilan etti. Gerekçe olarak, İsrail’in Uluslararası Hukuk’a aykırı davranışları ve Gazze’deki insani trajedinin derinleşmesi gösterildi. Türkiye, Filistin meselesine yönelik İsrail’in planlarına karşı OIC (İslam İşbirliği Teşkilatı)’yi acil toplantıya çağırdı.Dış İlişkiler Bakanımız Hakan Fidan, İsrail’in Gazze’ye yönelik politikalarını “soykırım ve yayılmacı” olarak tanımlayarak tüm Müslüman devletlerin birlikte tavır almasını istedi .Yine Lahey’de açılan bir davaya müdahil olan Türkiye, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda (ICJ (Uluslararası Adalet Divanı)) yürüttüğü İsrail aleyhine açılan soykırım davasına müdahil olma kararı aldı.Bunun yanında Türkiye içinde İsrailli istihbarat faaliyetlerine yönelik operasyonlar düzenlendi, Mossad bağlantılı olduğu iddiasıyla çok sayıda kişi gözaltına alındı .Protesto hareketleri açısından İstanbul başta olmak üzere Türkiye genelinde geniş katılımlı Filistin yanlısı protestolar düzenlendi. Bazı protestolarda polis müdahalesi ve şiddet de yaşandı.Yine bir devlet başkanı olarak 2023 Ekim’inde düzenlenen en büyük yürüyüşte yaklaşık 1,5 milyon kişi “Filistin’e destek” için İstanbul’da toplandı; sayın cumhurbaşkanımız Erdoğan da protestoya iştirak ederek uzun bir konuşma yaptı.Türkiye, Doğu Kudüs merkezli bağımsız Filistin devletinin kurulmasını savunuyor ve iki devletli çözüm esasına dayalı barış senaryosu için diplomatik çalışmalar yürütüyor.Uluslararası Toplumu Harekete Geçirme politikası ile OIC (İslam İşbirliği Teşkilatı) özelinde diplomatik çağrılar yaptı; ayrıca uluslararası organların müdahalesi, İsrail’in uluslararası hukuka saygı göstermesi için baskı oluşturulmasını talep etti .Uluslararası Hukuki Süreçler içerisine girerek ICJ (Uluslararası Adalet Divanı)’de açılan davaya müdahil olarak İsrail’in politikalarının uluslararası hukuk önünde hesap vermesini amaçladı.

Peki bunlar yeterlimi, elbette değil,Türkiye başka ne tür ek uygulanabilir önlemler alabilir, bunlardan bazılarını şöyle sıralıyabiliriz;
  • Liman ve gümrük filtrelerini net mevzuata bağlayıp gri alanı kapatmak (arıtılmış “beyan” yerine resmî liste/denetim) olabilir.
  • * Finansal izleme: İsrail’deki savunma-kritik tedarik zincirlerine giden ödeme/akreditif kanallarında gelişmiş uyum (AML/CFT (Kara Para Aklamanın Önlenmesi / Terörizmin Finansmanının Önlenmesi) + ikincil yaptırım riski yönetimi) devreye sokulabilir
  •  Siber ve kritik altyapı koruması: Enerji, bankacılık ve ulaştırma ağlarında saldırı yüzeyi azaltımı (ulusal CERT, kırmızı takım tatbikatları) yapılabilir.
  • Deniz taşımacılığına sigorta/nakliye desteği: Kızıldeniz sapması sürerse, navlun/teminat maliyetlerini düşüren kamu-özel destek mekanizmaları devreye alınabilir
  • İnsani diplomasi: AFAD/Kızılay üzerinden sürekli yardım akışı ve Refah-El Ariş hattında Mısır’la kurumsal koordinasyonun derinleştirilmesi sağlanabilir.
  • Türkiye’ye özgü uygulanabilir pragmatik yol haritası ne olmalıdır dediğimizde;
  • Mevzuatla netleştirilmiş filtre: İsrail bağlantılı ticarete dair resmî liste ve denetim; gri alan bırakmayan yönetmelik oluşturulmalı.
  • Finansal uyum merkezi: Bankalar için “yüksek riskli muameleler” rehberi ile gerçek zamanlı uyarı sistemi kurulmalı.
  • Deniz operasyonu katkısı: Sivil gemi koruma görevlerine (çatışmasız) deniz/deniz-hava unsuru ve hukuki angajman kuralları devreye sokulmalı.
  • * Hava-savunma şemsiyesi entegrasyonu: Dost-komşu ülkelerle radar/ADS-B (Otomatik Bağımlı Gözetim – Yayın)/İHA izleme paylaşımı.yapılmalı.
  • Siber kalkan: Enerji iletim hatları, liman işletmeleri ve ödeme sistemleri için zafiyet avcılığı ve DDoS/IoT sertleştirmesi (Sunucunun bant genişliğini boğmak) gerekir.
  • Lojistik sapma teşviki: İzmir–Mersin–İskenderun hatlarında navlun/terminal ücret desteği; Ro-Ro/rail entegre çözümler üretilmeli.
  • İnsani diplomasi odağı: Refah–El-Ariş ve deniz koridorunda Türk STK/kamu koordinasyonu; bağımsız denetim raporlarıyla itibar kazandırılmalı.
  • İç güvenlik: Hassas mekân koruması, provokasyon önleme, nefret suçlarına hızlı yargısal reflex oluşturulmalı.
  • Hukukî takip bürosu: ICC (Uluslararası Ceza Mahkemesi)/ICJ (Uluslararası Adalet Divanı) dosyalarına yönelik kanıt/uzman havuzu; uluslararası hukuk diplomasisi.meydana getirilmeli.
  • Siyasi ufuk: Çok taraflı “iki devletli çözüm” deklarasyonlarının hazırlanmasına aktif katkı; bölgesel şemsiye metni oluşturulmalı şeklinde düzenlenmeli.
Bölgesel ve Küresel Aktörlerin Tutumlarına baktıgımızda; Güvenlik kabinesinin 8 Ağustos 2025’te Gazze Şehri’ni işgal planını ki bunu mecliste değil kabinede onaylamasının ardından,Savunma Bakanı Yisrael Katz, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ve askerî kurmay heyetinden gelen planı resmi olarak onayladı. Plan kapsamında, yaklaşık 1 milyon Filistinlinin güney bölgelere kaydırılması ve Gazze Şehri’nin kuşatılmasının takibi öngörüldü,Kabine aynı zamanda “Gideon’un Savaş Arabaları II” adı verilen bir operasyonla, rezerv asker çağrısını başlattı; ilk etapta 60 bin yedek asker, ihtiyaç durumuna göre 130 bine kadar çıkabilecek şekilde göreve çağrılacağı planlandıgı duyruldu,Peki bunun ardından bögede ve küresel aktörler ne tür tavırlar aldı.

Birleşmiş Milletler (BM (Birleşmiş Milletler)) Genel Sekreteri Antonio Guterres, kararın insani felaketi derinleştireceğini vurgulayarak uluslararası hukuka uymaya çağırdı ,Almanya, askeri teçhizat ihracatını durdurma kararı aldı ,İngiltere, Belçika, İspanya ve Hollanda gibi Avrupalı ülkeler kararı sert biçimde kınadı ,AB ve 22 ülke, İsrail’in E1 yerleşim planları (Batı Şeria’da yeni yerleşim inşaatları) bağlamında benzer biçimde tepkilerini dile getirdi ,Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2024 yılında İsrail’in işgal politikalarının hukuksuz olduğunu belirten danışma (advisory) görüşü yayınlamış ve çekilme çağrısında bulunmuştu,Hamas, Gazze işgal planını daha önceki başarısız girişimlere benzeterek, “başarısız olacak” iddiasında bulundu ve İsrail’i esir değişimi görüşmelerini baltalamakla suçladı,Suudi Arabistan, “soykırım” terimini kullanan güçlü bir dille kararı kınadı ve insanî yardım çağrısı yaptı ,Türkiye ve diğer birçok ülke, İsrail’in bu adımlarını uluslararası hukuka aykırı buldu ve durdurulması gerektiğini belirtti,Finlandiya, Avusturya, Polonya, Hindistan gibi ülkeler de resmi açıklamalarla İsrail’in eylemlerini eleştirdi.Ayrıca içinden gelen tepkilre bakıldığında Askerî yetkililer, operasyonun rehine güvenliği ve lojistik zorluklar nedeniyle riskli olduğunu ve muhtemel örgütlü direncin bu planı tehlikeli hale getireceğini söylüyor,Muhalefet liderleri, bu stratejiyi “hedefsiz bir işgal” ve hem asker hem siviller açısından maliyetli bir kısır döngü olarak tanımladı. Yair Lapid’in sert eleştirileri dikkat çektiğini söyleyebiliriz.

Gazze ve batı şerianın kısaca tüm filistinin işgalinin tüm dünya kamoyuna lanse etmek istedgi aldatmaca resmî söylem: Güvenlik ve “Terörle Mücadele” İsrail’in hükümet düzeyinde yaptığı açıklamalarda işgalin tek hedefi olarak sunulan şey, Hamas ve Kassam Tugaylarının askeri kapasitesinin ortadan kaldırılması, Gazze’nin “İsrail için bir tehdit olmaktan çıkarılması ”Rehine krizinin çözülmesi ve Hamas’ın siyasi-askeri varlığının tasfiyesi.  Bu söylem, uluslararası topluma da “meşru müdafaa” çerçevesinde aktarılıyor. İsrail kamuoyunda da “Gazze’den füze atılmadığı ve tüneller kalmadığı sürece güvenlik sağlanmış olur” görüşü hâkim bir argüman olarak işleniyor.İşin diger derin stratejik hedeflerine baktıgımızda Yayılmacı Politikalar ve “Arz-ı Mev’ud” Tartışması oldugu kaçınılmaz bir gerçektir.Resmî söylemin ötesinde, akademik analizlerde ve bölgesel gözlemlerde şu alt hedefler öne çıkıyor:Şimdi bunlara belli başliklar altinda kısaca baktıgımızda;


Toprak Kontrolü ve Demografik Değişim;
Gazze’deki sivillerin güneye veya Mısır sınırına doğru sürülmesi; bölgenin kuzeyinin tamamen askerî kontrol altına alınması. Bu, fiilî olarak İsrail’in işgal sınırını genişletmesi anlamına geliyor.

Yerleşim Politikaları ile Bağlantı:
Batı Şeria’da “E1 Projesi” gibi genişleme planlarıyla paralellik arz ediyor. Bu, İsrail’in sadece güvenlik değil aynı zamanda toprak bütünlüğünü tek taraflı yeniden şekillendirme hedefini gösteriyor.

Dini-Mesiyanik Yorumlar (Arz-ı Mev’ud):
Özellikle sağcı ve dindar siyonist partilerin içinde güçlü bir damar, Gazze’nin tamamen kontrol altına alınmasını Tevrat’taki vaadedilmiş toprakların (“Arz-ı Mev’ud”) yeniden inşası sürecinin parçası olarak yorumluyor. Bu yaklaşım, devletin resmî politikası değil; fakat koalisyon hükümetinde ciddi bir etkiye sahip.

Jeopolitik Konumlanma:
Gazze’nin tam kontrolü, İsrail’e Akdeniz kıyısında stratejik bir derinlik sağlıyor ve hem Mısır hem Lübnan-Suriye hattında caydırıcılığı artırıyor.

Uluslararası hukuk ve algı açısından baktığımızda;
“güvenlik” gerekçesi bile işgali meşru kılmaz. BM (Birleşmiş Milletler) ve Uluslararası Adalet Divanı, işgal altındaki topraklarda yerleşim, zorla göç ettirme ve kalıcı kontrolün uluslararası hukuka aykırı olduğunu defalarca vurguladı.Avrupa ülkeleri, İsrail’in bu operasyonlarını “meşru güvenlik kaygısı” çerçevesinde görmüyor; daha çok yayılmacı politikaların parçası olarak değerlendiriyor.

İsrail Meclisi ve Halkı Arasında Gazze İşgali Tartışmaları: Askeri ve Siyasi Boyutlar
İsrail’in Gazze’yi işgal etme planları, ülke içinde de farklı sesler ve görüşlerle karşılanmaktadır. Meclis üyeleri, askeri yetkililer ve halk arasında işgalin riskleri ve olası sonuçları üzerine yoğun tartışmalar yaşanmaktadır.

Bir kesim, Hamas’ın oluşturduğu güvenlik tehdidinin bertaraf edilmesi için işgalin gerekli ve kaçınılmaz olduğunu savunur. Bu görüşe göre, kapsamlı bir askeri operasyonla Hamas’ın liderlik yapıları çökertilmeli, Kassam Tugayları’nın saldırı kapasitesi tamamen yok edilmelidir. Bu strateji, İsrail’in uzun vadeli güvenliği için temel bir adım olarak görülür.

Ancak başka bir grup, işgalin askeri açıdan büyük riskler taşıdığını ve stratejik bir hata olacağını ileri sürer. Gazze’nin yoğun nüfus yapısı, Kassam Tugayları’nın gerilla taktikleri ve tünel savaşları göz önüne alındığında, bu operasyonda yüksek asker kayıpları ve uzun süreli bir çatışma kaçınılmazdır. Ayrıca, uluslararası toplumun tepkisi ve diplomatik izolasyon riski, İsrail’in güvenliğini zedeleyebilir.

Halk arasında da benzer şekilde bölünmüşlük bulunmaktadır. Bir kesim güvenlik kaygılarıyla işgali desteklerken, diğerleri operasyonun sivillerin can güvenliğini tehdit edeceği ve bölgedeki barış umutlarını daha da zayıflatacağı endişesini taşır.

Bu iç tartışmalar, İsrail’in Gazze politikalarının şekillenmesinde kritik rol oynamakta ve karar alma süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Askeri uzmanlar, işgal planlarının hem kısa hem de uzun vadede ciddi zorluklar içerdiği konusunda uyarılarda bulunmaktadır diye duralım. İsrail işgale başladı ve biz olası seneryoları degerlendirelim.

İsrail’in Gazze İşgalinde Kassam Tugayları ile Karşılaşması ile ilgili Muhtemel Senaryolara baktığımızda;
Gazze’deki mevcut savaş, askeri boyutunun yanı sıra bölgesel ve küresel sonuçları da beraberinde getirmektedir. İsrail, Gazze’yi tam anlamıyla işgal etme planını adım adım uygulamaya koyarken, karşısında en önemli direniş gücü olarak Kassam Tugayları bulunmaktadır. İsmini, İngiliz manda yönetimine karşı direniş mücadelesi veren Suriyeli-Filistinli lider İzzeddin el-Kassam’dan alan bu örgüt, kendisini İsrail işgaline karşı ulusal bir direniş hareketi olarak konumlandırmaktadır.Filistin halkı için Kassam Tugayları, yalnızca bir askerî örgüt değil, aynı zamanda direnişin sembolü olarak görülmektedir. İsrail’in Gazze üzerindeki ablukası ve Batı Şeria’daki işgal uygulamaları karşısında, Tugayların gösterdiği silahlı direniş, birçok Filistinli için onur ve varoluş mücadelesinin ifadesidir.

Kassam Tugayları, Filistin toplumunda moral ve psikolojik direnç unsuru olarak da işlev görmektedir. İsrail’in üstün askerî gücüne karşı yürütülen asimetrik mücadele, halkın “yalnız olmadıkları” duygusunu pekiştirmektedir. Bu gelişme, özellikle Gazze’de yaşayan halk için moral kaynağıdır. Hamas’ın siyasal kanadı ile birlikte Kassam Tugayları, Filistin iç siyasetinde de belirleyici bir rol oynamaktadır. Filistin halkının önemli bir kesimi, bu yapıyı İsrail karşısında caydırıcı güç olarak görmekte ve bu nedenle siyasi destek vermektedir. Dolayısıyla Kassam Tugayları, yalnızca askerî değil, aynı zamanda politik meşruiyet üretici bir işlev de üstlenmektedir. Kassam Tugaylarının eylemleri, sadece Filistin halkı üzerinde değil, aynı zamanda bölgesel dengeler üzerinde de etkili olmaktadır. İsrail’e karşı yürütülen direniş, Arap dünyası ve küresel kamuoyunda farklı algılar yaratmaktadır. Bir kısım aktörler Tugayları “terör örgütü” olarak tanımlarken, Filistin halkının büyük bir kısmı onları bağımsızlık mücadelesinin öncüleri olarak görmektedir.

Kassam Tugaylarının Kapasitesi
*Yeraltı Tünel Ağı: Kassam Tugayları, Gazze’nin altına inşa ettiği geniş tünel sistemleriyle bilinir. Bu tüneller hem silah ve mühimmat sevkiyatında hem de ani baskınlarda kullanılmaktadır. İsrail ordusu için en büyük tehditlerden biridir.
  • Roket ve Dronlar: Uzun menzilli olmamakla birlikte kısa ve orta menzilli roketleri ve son yıllarda geliştirilen silahlı dronları bulunmaktadır. İsrail’in “Demir Kubbe” savunma sistemi birçok saldırıyı engellese de tam anlamıyla bir güvenlik garantisi sağlayamamaktadır.
  • Gerilla Taktikleri: Askeri denge açısından İsrail’e kıyasla son derece zayıf olmalarına rağmen, şehir savaşında gerilla taktikleri uygulamalarıyla üstünlük kurabilmektedirler.
İsrail Açısından Muhtemel Zorluklara Bakalım;
  • Şehir Savaşı Riski: Gazze’nin dar sokakları ve yoğun nüfuslu yapısı, İsrail ordusunun manevra kabiliyetini kısıtlar. Kassam Tugayları bu avantajı kullanarak ağır kayıplar verdirebilir.
  • Yıpratma Stratejisi: Asimetrik savaşın doğası gereği, Kassam Tugayları hızlı saldırılarla İsrail’i uzun süreli bir yıpratma savaşına sürükleyebilir.
  • Uluslararası Baskı: İşgal ilerledikçe sivil kayıplar artacaktır. Bu gelişme İsrail’e yönelik uluslararası baskıyı artırabilir ve askeri ilerleyişin siyasi meşruiyetini zayıflatabilir.
  • Moral ve Psikolojik Etki: İsrail ordusunun kayıpları arttıkça toplum içinde huzursuzluk ve hükümete karşı tepkiler yükselebilir.
Kassam Tugayları Açısından Muhtemel Zorluklar ne olabilir;
  • Kaynak Kısıtlılığı: Silah ve mühimmat imkanları sınırlıdır. Uzun süreli savaşta İsrail ordusu karşısında dayanma kapasiteleri zayıflayabilir.
  • İnsani Bedel: Gazze halkı arasında ağır kayıplar yaşanabilir, bu da direnişin sürdürülebilirliğini zorlaştırır.
  • İsrail’in İstihbarat Üstünlüğü: Teknolojik izleme ve insansız hava araçları sayesinde İsrail, Kassam’ın birçok operasyonunu önceden tespit edebilmektedir.
Olası Senaryolar
  • Kısa Süreli Yoğun Çatışma: İsrail hızlı ve sert bir operasyonla Kassam’ın komuta merkezlerini hedef alabilir. Ancak bu, ciddi sivil kayıplara yol açar.
  • Uzun Süreli Direniş: Kassam Tugayları tüneller ve gerilla taktikleriyle savaşı uzatır. Bu durumda İsrail’in işgal planı askeri başarı elde etse bile siyasi bir çıkmaza dönüşebilir.
  • Bölgesel Yayılma Riski: Kassam Tugayları’nın direnişi Lübnan Hizbullahı veya diğer bölgesel aktörlerin savaşa dahil olmasına yol açabilir. Bu, İsrail için çok daha geniş bir cephe anlamına gelir.
  • Kassam Tugayları ile karşılaşmak, İsrail için askeri açıdan “kolay zafer” getirmeyecektir. Teknolojik ve askeri üstünlük İsrail’in elinde olsa da, şehir savaşının karmaşık doğası, direnişin yerel halk desteği ve asimetrik savaşın avantajları işgali ağır bir yük haline getirebilir. En önemlisi, işgalin uzaması İsrail’i uluslararası arenada yalnızlaştırabilir. Bu nedenle askeri çözüm, İsrail açısından ne kadar ileri giderse gitsin, sürdürülebilir bir barış ihtimali doğurmayacaktır.Bu direniş islam dünyasına ve dünya insanlık alemine çok şeyler öğreteceğinden hiç şüphem yok.
Felsefi Perspektiften Çözüm Önerileri
Gazze’deki çatışmanın sürdürülebilir barışa dönüşebilmesi için sadece askeri ve siyasi çözümler değil, derin bir etik ve felsefi dönüşüm gerekmektedir. İlk adım, tarafların birbirini insan olarak kabul etmesi, “öteki” algısının kırılmasıdır. Bu, empati ve diyalog yoluyla mümkün olabilir.

Adaletin sağlanması, hakkaniyetli paylaşım ve hakların tanınması çatışmanın çözümünde temel taşlardır. İnsan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü ve eşitlik ilkeleri gözetilmelidir.o halde bazı kavramlara alt başlıklar halinde bakalım;
  • Adalet ve Hakikat Felsefesi (Rawls & İslam Felsefesi)
  • Çatışmanın merkezine “adalet” kavramını koymak; askeri üstünlüğe değil, adil düzenlemelere dayalı bir çözüm arayışını ön plana çıkarılmalı, Uluslararası toplum, tarafsız hakikat komisyonları kurarak sivillere karşı işlenen tüm eylemleri kayıt altına almalı. Böylece adalet duygusu tatmin edilmeden barışın kalıcı olamayacağı ortaya konur.
  • İnsan Onuru ve Evrensel Etik (Kantçı yaklaşım)
  • Her insanın “amaç” olduğunu, hiçbir şekilde “araç” olamayacağını kabul etmek,Gazze’de sivillerin güvenliği, diplomasi masasında askeri hesapların üzerinde tutulmalı; “kolektif cezalandırma”ya karşı evrensel bir etik deklarasyonu hazırlanmalı.
  • Şiddetsizlik ve Diyalog (Gandhi – Levinas)
  • Direnişin tek biçimi şiddet olmak zorunda değildir; “ahlaki üstünlüğü” elinde tutan sivil itaatsizlik ve küresel vicdan hareketleri yeni bir baskı aracı olabilir.Gazze için barışçıl protestoların, sanat ve kültür yoluyla küresel hafızaya kazınması; Levinas’ın “ötekinin yüzü” felsefesine uygun olarak Filistinli sivillerin yaşantılarının görünür kılınması.
  • Güç ve Hegemonya Eleştirisi (Foucault & Arendt)
  • İşgalin yalnızca askeri değil, aynı zamanda “bilgi, medya ve hukuk” üzerinden yürütülen bir iktidar ilişkisi olduğunu kavramak.Medyada tek taraflı anlatılara karşı alternatif bilgi ağları ve entelektüel platformlar oluşturulmalı. Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramına dayanarak, sessiz kalan toplumların sorumluluğu da sürekli hatırlatılmalı.
  • Varoluşsal Perspektif (Sartre & Camus)
  • Bu trajedi, “anlam arayışı” ve “insanlığın ortak varoluş sorunu” olarak görülmeli.Gazze meselesi yalnızca bir “yerel çatışma” değil, insanlığın vicdan testidir. Her birey ve toplum kendi ahlaki özgürlüğüyle yüzleşmek zorunda kalmalı.
  • Barışın Ontolojisi (İbn Haldun & Modern Barış Felsefesi)
  • Savaşın sürekli kısır döngüsünü kırmak için barışı “olağanüstü hâl” değil, toplumların doğal düzeni olarak tanımlamak. Bölgesel ülkeler, ortak “barış altyapısı” (ekonomi, kültür, eğitim) inşa etmeli; çatışmayı sürdüren koşulların toplumsal köklerini zayıflatmalı.
Kısaca Felsefi Temelli Bir Yol Haritası baktığımızda olması gereken;
  • Adalet olmadan barış olmaz.
  • İnsan onuru korunmadan güvenlik sağlanamaz.
  • Ötekinin yüzüne bakmadan empati kurulamaz.
  • Vicdani hareketler, askeri baskıdan daha güçlü olabilir.
  • Barışı, olağanüstü değil, normal düzen olarak inşa etmek gerekir.
  • Sonuç olarak Gazze işgali ve Kassam Tugayları arasındaki karmaşık ilişki, Ortadoğu’daki güç mücadelelerinin ve tarihi yaraların bir yansımasıdır. Bölgesel aktörlerin politikaları, uluslararası toplumun tutumu ve Türkiye’nin bölgedeki aktif rolü bu dinamikleri şekillendirmektedir.Kalıcı barış ancak, tarafların karşılıklı anlayış, uluslararası hukuk ve evrensel insan hakları çerçevesinde hareket etmesiyle mümkün olacaktır. Ortadoğu’nun kırılma noktalarından biri olan Gazze’de, felsefi ve etik değerlerin rehberliğinde adil bir çözüm aranmalıdır. VESSELAM…
 Dr Murat ONARAN
23/08/2025

Kaynaklar
- Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) raporları, 2020-2024.
- B’Tselem – İsrail İnsan Hakları Merkezi, Gazze ile ilgili raporlar.
- Uluslararası Kriz Grubu, “Gazze’de Kriz ve Gelecek” Raporu, 2023.
- BBC News, “Israel-Gaza Conflict: Background and Analysis,” 2024.
- Al Jazeera English, “Hamas and the Kassam Brigades: A History,” 2022.
- Human Rights Watch, “Israel: Gaza Blockade Violates Rights,” 2021.
- Türkiye Dışişleri Bakanlığı Resmi Açıklamaları, 2023-2024.
- Anadolu Ajansı Haberleri, Gazze ve Filistin Haberleri, 2023-2025.

 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum