Reklam
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Misafir Baştacı

İslam Düşünce Yapısı Üzerine | Hüseyin Acarlar

08 Ocak 2026 - 23:04

Geçmişin ihyasından geleceğin inşasına,
İslam düşünce yapısı üzerine kısa notlar
كشف قد يم وعظ جديد
(keşf-i kadim va'zı Cedid) -4-


Hüseyin ACARLAR
Ağlak (fetö gibi) ve oynak (kedicik cemaati gibi) din sunumu sözün görsel ilizyona kurban edilmesiyle popülerlik kazanır. Aynı şekilde üç kuruşluk dünya ya temah etmeyip arınma peşindeki sufilerin sözünün ağırlığında ezilen cühela tarikler, görselliği öne çıkararak(oynama- zıplama zikr(!) ayinleri gibi)  perdeleme yapar. Müslüm Baba hayranlarının sözün önüne jileti öne çıkarma görselliği, ya da Haluk Levent hayranlarının baş sallama ritüelinin müziğin önüne geçmesi -içeriksel farklılığa rağmen- psikolojik illizyonda görselin sözün önüne geçmesindendir. İslam tarihinden kıssalarla müşteri toplayan ekran hoca efendilerininde reyting başarısı aynı nedene bağlıdır. Bu meyanda Sosyal medyada ayet hadis paylaşmak ayet ve hadisin arkasında kendi heybetini göstermek olduğu iddiası yabana atılmamalı.. Profillerde bolca güllü resim ve ağır abi kadrajından okkalı sözler, düşünmek istememenin, ağlamanın ve duygusal tondan  din pazarlamanın dayanılmaz arabesk buhusuna ne demeli? Mesela bu yazı görsel resime bakıp geçenler için mi? yoksa yazın içindeki ifadeler için mi? Klişe kişisel gelişim uzmanı(!) "islamcı" tebliğciler, Mahallenin dışından bilgi getirme ve  bu farkla öne çıkma hezeyanı taşırken bilgilerinin beş kuruş etmeyen zırva içerdiğinden behaberdar  Molla Kasım tokadını beklemiyorlar mı?   Hay'dır ALLAH...

“Yapısalcılık” (yeniden inşa-stürktürealizm), çoktandır beklenen gerçeğin belirmesine insanı inandırdı. Bu sanayi ekonomisinde büyük sistemlerin hızlı gelişimini sağladı. Geriye zoraki sistemlerde etimolojizme, lineer tarihe, soyut ve dogmatik spekülasyona, farklılıklar dünyasına tepkiselliği getirdi. Bu, toplumların, kültür ve metinlerin incelenmesinde yapısalcılığın ulaştığı kaçınılmaz safhadır. Bununla birlikte tabiatı gereği yapısalcılığın yeniden kurmacılığı aslında geçmiş hafızayı yok etme üzerinden kurgulu olduğu çoğu kez bilinemedi.

Esasında, Peygamberlikte iletişim ve bilgi yolları işitmeye bağlıdır, görmeye değil; Peygamberler, dinlenendir; Peygambere inanma görme sebebinden değildir. Bu durum bizzat kâğıdın, sonra matbaanın bulunmasıyla tersine dönen ilişkide de sözün yazıya üstünlüğünü ifade eder.

Hakikatin ortaya çıkışında onun ilk ve istenen anlamının çıkarılmasının daha zor olduğu bir dönemde Peygamberin sözü sınırlı bir sosyal gruba dinamizm ve yeni bir gelecek telkin etmiştir. Bu özel dönemlerin üzerine kurulu dinler, bütün insan eylemlerinde gerçek varlığın, gerçek sözün, doğru hareketin kontrolünü tekelleştiriyorlar. İşte anlamın ve varlığın yerini ayırmak ve hiyerarşize etmekten ibaret olan tartışma ve çetin işlerle düşüncenin hâlâ yönlendirilmekte olduğunun sebebi budur. Yani imgenin değişimi yani sunulanla sunucu arasını sağlamlaştıran söylem tipinin değişimi. 
Bu noktada din dilinin bütünüyle deşifre edilmesine özgü temel tartışma özellikle tüm yönleriyle açıkça ele alınmalıdır. İnsan inançlarında, bilgilerinde, davranışlarında daha sürekli ve daha verimli çalışmalara kavuşmak için metaforun (bir şeyi bir başka şeye benzetmeye) kaçınılmaz aracılığı nedir? Sorusuna kimileri, gerçeğin geçerliliği, yayılması, devamlılığının oluşması için tarihselliğe boyun eğmeyi salık verir. Bu kabul edilebilir bir şey midir? Yani anlamları etkileyen dönüşümlerin iki tipine tabi olur. Birincisi (R. Barthes'in semiyolojik retuş olarak isimlendirdiği) değişmez kalan bir sınıflandırmanın içindeki bir bölümün belirleyici öğelerinin yeniden bölünmesiyle sınırlanan dönüşüm. İkincisi bizzat imgenin değişimi yani sunulanla sunucu arasını sağlamlaştıran söylem tipinin değişimi. 
Bu durumda bilginin (episteme) derin yapısının değişimi söz konusudur. Birinci durum değişmeyen ilimlerin sınıflandırılmasında bazı disiplinleri içermelidir. Bu, Miskeveyh ve İbn Haldun’la tarihe, Cürcani ile retoriğe, Mutezile ile kelama, Gazali ile ahlaka, İbn-i Arabi ile tasavvufa girmek gibidir. Bu söylem türü tartışmaya açık tabi.

Hülasa
Klasik metafizikte olduğu gibi, Allah'ın sözü olmaksızın iyi/kötü değer öğretisi olmadığı gibi, objektif dünya/insan öznesi arasında bir diyalektikte yoktur. Sadece iyi ile kötü arasında bir deontoloji vardır. Sonuç olarak insan öznesi, aktların faili, hiçbir iktidara sahip değildir. O İlahî kanun tarafından açıklanmış hükümler çerçevesinde hareket eden bağımlı bir kimsedir.
Gazali tarafından kısmen uyarlanan Miskeveyh'in “Tezhibü'l Ahlak” adlı eserinde işlenen felsefi eğilim,  düşünsel çalışmalarımızın niyet ve akıbetinin belirlemede kilometre taşıdır.

Hülasa bâr olan bilgiden hal ile ilme serencamı benimkisi. Vesselam…
Hüseyin Acarlar
8.01.2017

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum