Bahane Hep Aynı; Hedef TÜRKİYE!
Mustafa BAYGIN
Venezuela…
İran…
Suriye…
Gerekçe değişiyor gibi görünüyor ama sonuç hiç değişmiyor:
Hedef Türkiye.
Özellikle Venezuela üzerinden ABD’nin, uluslararası hukuku yok sayan pervasız tavrı, Siyonist zihniyetin elini rahatlatırken; “Avrupa Birliği” etiketiyle sunulan ülkeler ise fiilen Washington’a bağımlı, mandacılıkla yönetilen, iradesi törpülenmiş birer aparat hâline getiriliyor. Sopa gösterilmeden, havuç uzatılmadan yürüyen bir süreç değil bu; açık bir tahakküm düzeni.
Asıl bilinmesi ve asla göz ardı edilmemesi gereken mesele şu:
Bu düzenin merkezinde, Türkiye’nin kontrol altına alınması vardır.
Yıllar önce İngiltere’nin, bugün ise ABD’nin dillendirdiği “Yeni Dünya Düzeni” safsatasının hedefi, kendilerinin tanımlamasıyla Orta Doğu’dur.
Ama Orta Doğu dedikleri şeyin kilidi, anahtarı, kalbi ve merkezi Türkiye’dir.
Mısır’da, Libya’da, Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Ukrayna’da oluşturulan “SAVAŞ(!)” ve hatta zaman zaman Avrupa’nın göbeğinde patlayan terör; rastlantı değildir. Kaos üretmek, çatışmayı kalıcı hâle getirmek ve bu yolla güç devşirmek isteyenlerin bilinçli tercihidir.
Yıllar önce yazdığım bir makalede şunu söylemiştim:
Plan net!
Önce Irak’ı böl, İran’ı zayıflat.
Sonra Suriye’yi parçala.
Ardından İran’da rejim değişikliğiyle yeniden sahaya in.
En sonunda ise komşularından izole edilmiş, içeriden zayıflatılmış Türkiye’yi teslim al.
Türkiye’yi tankla değil, koltuk verilenlerle; askerle değil, içeriden yönlendirilen figürlerle kontrol etmek istediler.
Ama hesapları tutmadı.
Başat haydut devlet ABD ve onunla birlikte hareket eden AB ülkeleri, Asya’dan Afrika’ya kadar kaos ihraç ederken, Türkiye’yi de aynı girdabın içine çekmek için her yolu denediler.
Sosyo‑ekonomik baskılar, etnik ve mezhepsel kışkırtmalar, kültürel aşındırma, teolojik tartışmalar…
Hepsi aynı amaca hizmet etmek içindi:
Türkiye’yi kıskaca almak.
Çünkü bu coğrafyada asırlardır değişmeyen bir gerçek var:
Devlet‑i Âliyye’den bugüne hedef Anadolu’dur; hedef Müslümanların yaşadığı topraklardır.
Bugün hâlâ etnik kimlikler, mezhepler ve yapay krizler üzerinden yürütülen operasyonları görmezden gelmek; tarihten hiçbir ders almamak demektir.
Ancak bir fark var:
Türkiye artık eski Türkiye değil.
Bir süredir yeniden servis edilmek istenen bir algı ve manipülasyon mühendisliğinin ürünü var: Ege Adaları meselesi.
Bazı medya organları, yıllar önce rafa kaldırılmış tartışmaları, temcit pilavı misali ısıtıp önümüze koymaya çalışıyor.
Oysa şu sorular dürüstçe sorulmalı:
“Nyon Paktı” Türkiye’nin hayrına mıydı?
Atatürk’ün çekinceleri neden dikkate alınmadı?
Bugün “yerli” olduğunu iddia eden kalemşorlar bu meseleleri neden es geçiyor?
Algıyla değil, gerçekle yüzleşmeden yol alamayız.
Türkiye, Siyonist planları bozan bir iradeye sahip olduğu sürece hedef olmaya devam edecektir.
15 Temmuz 2016, bunun en somut örneğidir. O gece yaşanan, sıradan bir darbe girişimi değil; açık bir işgal teşebbüsüdür.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yapılan teklif de bunun başka bir acı yüzüdür.
ABD–CIA eliyle Maduro’ya,
“Türkiye’ye gidersen, can güvenliğini sağlarız” denilmiştir.
Maduro, bunun Türkiye’ye kurulmuş bir tuzak olduğunu görerek bu teklifi reddetmiştir.
Eğer kabul etseydi; Türkiye, ABD’nin “Narko‑Terör” lideri olarak tanımladığı Maduro’yu koruduğu ve ülkede barındırdığı gerekçesiyle “Teröre Destek Veren Ülkeler” listesine sokulacak, ambargolar devreye girecek, içeride —tıpkı İran’da olduğu gibi— sokaklar karıştırılacaktı.
ABD, kendi hazırladığı tuzağa kendisi düştü; Irak’taki gibi kendi yalanında boğuldu ve Venezuela Başkanını derdest etme girişiminin asıl amacının “Petro‑Terör” olduğu kısa zamanda deşifre oldu.
Türkiye üzerine bina edilen bu oyunlar da bozuldu.
Yüz yıl önce yarım kalan planlar vardı.
Orta Anadolu’ya sıkıştırılmış, manda yönetimiyle idare edilen, kukla bir Türkiye hayali…
O hayal gerçekleşmedi ve âl‑i cenap Türk Milleti sayesinde hiçbir zaman da gerçekleşmeyecektir.
Gerçekleşmediği için de bugün hâlâ saldırıyorlar.
Ama bilsinler:
Bu millet hafızasız değil.
Bu coğrafya sahipsiz değil.
Ve Türkiye, artık başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmayı çoktan reddetmiş; senaryoyu yazan yönetmen olmuştur.
Gelinen süreçte;
İsrail, kendi mezarına kazmayı vurmuştur.
ABD ise parçalanması için lazım olan dinamiti ateşlemeye hazırlanmaktadır.




YORUMLAR