Reklam
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Misafir Baştacı

Ali'nin Hikayesi | Ahmet Karaca

01 Nisan 2026 - 19:16

Ahmet KARACA
Bir anne çocuğuna bakar…İçinden bir şey geçer. “Bir şey farklı…”

Bir anne bunu hisseder ama adını koyamaz. Otizmi bilmiyor. Ne olduğunu bilmiyor. O yüzden ilk başta korkmuyor bile. Sonra öğreniyor.

Ve o gün… “Dünyam başıma yıkıldı” diyor. Çünkü tanıdan daha ağır olan şey, onun ne anlama geldiğini sonradan öğrenmek.

En zor olan neydi? Belirsizlik. “Nerden başlayacağımı bilemedim” diyor.

Bir yol haritası yok. Bir rehber yok. Köyde yaşıyor.

Eğitim yok, destek yok. ulaşım zor.

Bir çocuğu alıp defalarca yola çıkmak… Yağmurda, çamurda, kışta… Bunlar anlatılır ama tam anlaşılmaz. Bir de çevre var.

“Bu çocuk neden böyle?”

“Neden konuşmuyor?”

İnsan bazen çaresizlikten değil… Bu sorulardan yorulur.

Çünkü cevap veremez. Daha kendisi de bilmiyordur. Hiç vazgeçmeyi düşündü mü? Hayır.

Ama kırıldığı anlar oldu. Bir gün oturmuş, ağlıyor. “Ne yapabilirim?” diye.

Ve sonra kendi kendine bir cümle kuruyor:

“Ben bunu başaracağım.”

“Otizmi yeneceğim.”

Bilimsel değil belki. Ama çok insani.

İşte bazı hayatlar o cümlede yön değiştirir.

Doktorlar “kreşe gitmeli” diyor. Ama köyde kreş yok. O da ne yapıyor? Evi kreşe çeviriyor.

Belirli saatlerde ders. Planlı çalışmalar. Bir anne… öğretmen oluyor. Ama çocuk oturmuyor, dinlemiyor. Hiperaktif.

Bir şey öğretmek değil mesele… Önce birlikte kalabilmek.

Günler geçiyor. Ama anne bir şeyi fark edemiyor: “Başarıyor muyuz, başaramıyor muyuz bilmiyordum” diyor.

Çünkü bu yolun not sistemi yok. Ama bir gün… Küçücük bir an geliyor. “Haydi oğlum ders çalışalım” diyor.

Çocuk cevap veriyor: “Öğretmen gitti. Ders bitti. Sen annesin.”

İşte o an bir annenin içi titrer.

Çünkü anlar: Bu çocuk öğreniyor. Kendi yoluyla… Ama öğreniyor.

Ve içinden geçiyor: “Evet… biz bunu başaracağız.”

Ama asıl zor olan ev değildi. Dışarısıydı. Okul… Sistem… Anlaşılmamak…

“Bu çocuğu alamayız” diyenler… Kaynaştırmayı bilmeyenler… Kapıların yüzüne kapanması…

Ama o anne durmuyor. İlçe müdürleriyle konuşuyor. Okullarla tartışıyor.

Anlatıyor, yeniden anlatıyor. Çünkü artık geri dönüş yok.

Bir cümle var içinde hep: “Ya başaramasaydık…”

İşte o korku, onu ayakta tutan şey. Pes etmemesinin sebebi.

Bugün geriye baktığında… Kendine söylediği tek şey:

“Aferin… iyi ki yapmışsın.”

Çünkü bir an bile vazgeçseydi, bu hikâye burada olmayacaktı.

Bugün hayali sade: “Devlet memuru olması.”

Ama bu cümle sade değil.

İçinde yıllar var, yollar var, gözyaşı var.

Ve diğer annelere tek bir cümle bırakıyor:

“Vazgeçmeyin. Ne olursa olsun vazgeçmeyin.”

Çünkü bazı yollar haritalarla değil… Yyürüyerek bulunur.

Ama bu hikâye burada bitmiyor.

Asıl hikâye şimdi başlıyor.

Önümüzdeki hafta, Ali’nin üniversite sıralarında verdiği yeni mücadeleyi, kendi ayakları üzerinde durma çabasını ve hayata karışma yolculuğunu konuşacağız.


Reklam
Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar