Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı'nın 12 Şubat 2026 tarihli yazısıyla başlatılan “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinlikleri, okullarda paylaşma, merhamet, dayanışma ve millî-manevi değerleri pedagojik bir zeminde aktarmayı hedefliyor. İftar sofraları kurmak, ihtiyaç sahiplerine yardım kampanyaları düzenlemek, kültürel miras ziyaretleri gerçekleştirmek… Bunlar ibadet değil; gönüllü katılım esasıyla sunulan, öğrencilerin sosyal ve ahlaki gelişimine katkı sağlayan kültürel etkinliklerdir.



Ancak Eğitim-Sen ve Eğitim-İş gibi sendikalar, bu girişimi “okulları ibadethaneye dönüştürme” ve “ayrıştırıcı uygulama” olarak nitelendirerek öğretmenleri direnişe çağırdı. Eğitim-İş, konuyu yargıya taşıyacağını ve üyelerinin resen verilen görevleri yerine getirmeyeceğini açıkladı.
Eğitim-Sen ise “kamusal tarafsızlık ve laiklik ilkesi”ne aykırılığa dikkat çekti. Peki asıl sorgulanması gereken: Aynı “laiklik” kriteri Avrupa’da neden farklı işliyor?
İngiltere’de okullar Noel ve Paskalya dönemlerinde kilise ziyaretleri düzenliyor, doğuş temsilleri sahneleniyor, dini içerikli şarkılar söyleniyor. Almanya’da okul öncesi eğitimde kiliselerle koordineli dinî etkinlikler yaygın; çocuklar Noel, Paskalya ve karnaval öncesi dini hikayeler dinliyor, ilahiler söylüyor, kilise ziyaretlerine katılıyor. İsveç, Norveç, Danimarka gibi ülkelerde Hristiyan kültürel mirası “tarihsel kimlik” ve “kültürel aidiyet” gerekçesiyle eğitim programlarında korunuyor. Bu uygulamalar laiklik ihlali olarak değil, kültürel devamlılığın parçası kabul ediliyor.
Türkiye’de ise Ramazan’ın yardımlaşma ve merhamet ruhu neden “tehlike” addediliyor? Laiklik, devletin dinler karşısında tarafsızlığıdır; toplumun kültürel köklerini yok saymak ya da bastırmak değildir. Müslüman çoğunluğun değerleri, Avrupa’daki Hristiyan mirası gibi seküler ve pedagojik çerçevede aktarılabiliyorsa, neden burada “ayrıştırıcı” damgası yiyor? Üstelik etkinlikler zorunlu değil, gönüllülük esasına dayalı; katılımı teşvik eden sosyal öğrenme fırsatları.
Sendikacılık hak savunuculuğudur; mesai dışı görev yükü, hukuki sınırlar elbette tartışılabilir. Ancak meseleyi ideolojik cepheleşmeye dönüştürmek eğitimi kutuplaştırır. Çevre, eşitlik, insan hakları temalı etkinliklere itiraz edilmezken, manevi değerlere karşı gösterilen refleksif karşıtlık, 28 Şubat travmalarını çağrıştıran eski karşıtlıkları akla getiriyor.
Eğitim, tek boyutlu bilgi aktarımı değildir. Bu toprakların çocukları Galileo’nun teleskopunu da, Yunus Emre’nin nefesini de; Edison’un, Prof Dr Aziz SANCAR’ın bilimsel merakını da, Mevlânâ’nın hoşgörüsünü de tanımalı. Aklı köreltmeden kalbi beslemek, kalbi susturmadan bilimi aydınlatmak mümkündür.
Bir çocuğun merhameti Ramazan’ın iftar sofraları üzerinden öğrenmesi neden ürkütücü olsun? Maneviyat ile bilim neden yan yana duramasın? Gerçek laiklik, farklılıkları bastırmak değil, birlikte yaşatmaktır. Avrupa’da dini miras “kültürel değer” diye korunurken, burada “tehlike” diye dışlanıyorsa sorun laiklikte değil; seçici sekülerliktedir.
Eğitim ne ideolojik laboratuvar ne de değerlerden arındırılmış fabrika… Eğitim, insan yetiştiren bir bahçedir. O bahçede gül de açmalı, zambak da. Tahammül, ötekini susturmak değil; birlikte çiçek açabilmektir.
Türkistan coğrafyasını, Mavi Vatan’ı, milli-manevi değerlerimizi eğitimimizin merkezine yerleştiren; bu değerlerin korunması ve geliştirilmesi için öncülük eden Milli Eğitim Bakanımız Sayın Prof. Dr. Yusuf TEKİN’e gayretlerinden dolayı saygı ve teşekkürlerimi sunarım.
Selam ve dua ile…
Eğitim-Sen ise “kamusal tarafsızlık ve laiklik ilkesi”ne aykırılığa dikkat çekti. Peki asıl sorgulanması gereken: Aynı “laiklik” kriteri Avrupa’da neden farklı işliyor?
İngiltere’de okullar Noel ve Paskalya dönemlerinde kilise ziyaretleri düzenliyor, doğuş temsilleri sahneleniyor, dini içerikli şarkılar söyleniyor. Almanya’da okul öncesi eğitimde kiliselerle koordineli dinî etkinlikler yaygın; çocuklar Noel, Paskalya ve karnaval öncesi dini hikayeler dinliyor, ilahiler söylüyor, kilise ziyaretlerine katılıyor. İsveç, Norveç, Danimarka gibi ülkelerde Hristiyan kültürel mirası “tarihsel kimlik” ve “kültürel aidiyet” gerekçesiyle eğitim programlarında korunuyor. Bu uygulamalar laiklik ihlali olarak değil, kültürel devamlılığın parçası kabul ediliyor.
Türkiye’de ise Ramazan’ın yardımlaşma ve merhamet ruhu neden “tehlike” addediliyor? Laiklik, devletin dinler karşısında tarafsızlığıdır; toplumun kültürel köklerini yok saymak ya da bastırmak değildir. Müslüman çoğunluğun değerleri, Avrupa’daki Hristiyan mirası gibi seküler ve pedagojik çerçevede aktarılabiliyorsa, neden burada “ayrıştırıcı” damgası yiyor? Üstelik etkinlikler zorunlu değil, gönüllülük esasına dayalı; katılımı teşvik eden sosyal öğrenme fırsatları.
Sendikacılık hak savunuculuğudur; mesai dışı görev yükü, hukuki sınırlar elbette tartışılabilir. Ancak meseleyi ideolojik cepheleşmeye dönüştürmek eğitimi kutuplaştırır. Çevre, eşitlik, insan hakları temalı etkinliklere itiraz edilmezken, manevi değerlere karşı gösterilen refleksif karşıtlık, 28 Şubat travmalarını çağrıştıran eski karşıtlıkları akla getiriyor.
Eğitim, tek boyutlu bilgi aktarımı değildir. Bu toprakların çocukları Galileo’nun teleskopunu da, Yunus Emre’nin nefesini de; Edison’un, Prof Dr Aziz SANCAR’ın bilimsel merakını da, Mevlânâ’nın hoşgörüsünü de tanımalı. Aklı köreltmeden kalbi beslemek, kalbi susturmadan bilimi aydınlatmak mümkündür.
Bir çocuğun merhameti Ramazan’ın iftar sofraları üzerinden öğrenmesi neden ürkütücü olsun? Maneviyat ile bilim neden yan yana duramasın? Gerçek laiklik, farklılıkları bastırmak değil, birlikte yaşatmaktır. Avrupa’da dini miras “kültürel değer” diye korunurken, burada “tehlike” diye dışlanıyorsa sorun laiklikte değil; seçici sekülerliktedir.
Eğitim ne ideolojik laboratuvar ne de değerlerden arındırılmış fabrika… Eğitim, insan yetiştiren bir bahçedir. O bahçede gül de açmalı, zambak da. Tahammül, ötekini susturmak değil; birlikte çiçek açabilmektir.
Türkistan coğrafyasını, Mavi Vatan’ı, milli-manevi değerlerimizi eğitimimizin merkezine yerleştiren; bu değerlerin korunması ve geliştirilmesi için öncülük eden Milli Eğitim Bakanımız Sayın Prof. Dr. Yusuf TEKİN’e gayretlerinden dolayı saygı ve teşekkürlerimi sunarım.
Selam ve dua ile…



