Listede kimler yok ki?
Listeler çarşaf çarşaf. Uçuş kayıtları. Ada ziyaretleri.
Clinton. Trump. Prens Andrew. Stephen Hawking, Richard Dawkins.
Bilim adamları, siyasetçiler, iş insanları, sözüm ona sanatçılar.
Hepsi çağdaş, hepsi medeni (!) insanlar.
Küresel rezalet.
"Bize ne elalemin sapığından" diyebilir miyiz?
Asla!
Çünkü o sapıklar çocuklara musallat oldular.
Dünya çocuklarına oldukları kadar bizim çocuklarımıza da…
Bu ateş düştüğü yeri yakmıyor sadece.
Dünyayı yakıyor.
Peki ya 'bizim'kiler?
Dosyalarda "Turkey" geçiyor mu?
Geçiyor.
Hem de nasıl geçiyor.
Görmezden gelebilir miyiz?
Mümkün mü?
O malum otelden ve sahibinden hiç bahsetmeyelim mi?
Çocuklar için özel oyun alanları olan otellerden.
İş adamlarından.
Siyasetçilerden…
Kaçırılan, tecavüz edilen, sakat bırakılan, öldürülen çocuklardan…
Bahsetmeyelim mi?
Rakamlardan bahsetmiyorum.
Çocuk onlar. Çocuk.
Saçını okşamaya kıyamadığın.
Uykusunda izlediğin.
Kokusunu içine çektiğin masumiyet.
O adaya inen uçaklar sadece yolcu taşımadı.
Küresel bir vicdansızlığı taşıdı.
İnsanlık o pistlerde yere çakıldı.
Bu dosya bize elit, çağdaş, muhteşem gösterilenlerin
Ne kadar rezil olduklarını ve
Hayvanlardan bile aşağı yaratıklar olduklarını bir kez daha gösterdi.
Dünyanın dört bir yanından çocukları kendi pis emellerine alet etmişler.
Tüm dünyadan olur da Türkiye’den olmaz mı?
Adana bundan geri kalır mı?
Hatırlayın medyada yazılanları.
Televizyon programlarında konuşulanları.
İddiaları…
Adana Meydan Doğumevi.
1980’ler, 90’lar...
Onlarca belki yüzlerce çocuğumuz için önce;
"Doğdu", sonra "Öldü" dediler.
Mezar yok. Cenaze yok. Kayıtlar buhar.
İncirlik üssüne giden o siyah camlı minibüsler ne taşıyordu?
Patates mi? Pamuk mu?
Geçen senelerde çıkan yangını hatırlıyor musunuz?
Yer eski Numune Hastanesi.
Arşivler yanmıştı hani.
Arşiv yanar mı?
Yanmaz. Yakılır.
Yine Çukurova Üniversitesi’nde bir yangın çıkmıştı birkaç yıl önce.
Çıktı mı?
Çıkarıldı mı?
Pekiyi! Neler yandı?
Belki de o kritik dosyalardı yanan.
Arşiv kül oldu.
Tesadüf mü?
Hayatın olağan akışı mı?
Hadi canım sende.
Anneler hala kapıda. Babalar hala adliye koridorlarında.
Seslerini duyan var mı?
Bitmedi. Gölcük, Van, İzmir, Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra kaç çocuk kayboldu?
Kaçının mezarı bulundu?
Enkaz altından çıkarılan, kayıtları olan ve sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan sabiler nerede?
"Algı yapma!" diyecek şimdi birileri.
Soru sormak ne zamandan beri algı oldu?
“Bu ihmal değildir. Bu hatadır” denemez.
Bu sistematik kirli bir organizasyondur.
Göz yumuldu. Yol verildi. Kapı açıldı.
Epstein’in adası okyanusun ötesinde olabilir ama o adaya giden 'tedarik zinciri' burnumuzun dibinde.
Şimdi çıkmış; "Münferit" diyorlar.
"Abartmayın" diyorlar.
Hadi oradan!
Çocuklar kayboluyorsa, izleri dünyanın öbür ucundan çıkıyorsa,
Bu organize bir kötülüktür.
Arşiv yanıyorsa ihanetin resmidir.
Evlat bulunamıyorsa devletin zaafiyetidir.
Epstein dosyaları bir aynadır.
Baktığınızda gördüğünüz o karanlık suretler sadece okyanus ötesinde değil.
İçimizdeki sessizlikte.
Sümen altı edilen dosyalarda.
Sorumlular nerede?
Adana’da o çocukları "öldü" diye kaydedenler nerede şimdi?
Hastaneyi yakan çakmağın sahibi kim?
Kaçamazsınız. Unutturamazsınız.
"Dosyalar gizli" diyerek vicdanı susturamazsınız.
Çünkü bu milletin hafızası sandığınızdan derindir.
O annelerin gözyaşı, bir gün gelir o sırça köşklerinizi başınıza yıkar.
Söz bitti. Sıra hesapta.
O dosyalar açılacak.
O isimler tek tek dökülecek.
Kaçış yok.
Ya bu hesabı bugün verirsiniz...
Ya da tarih sizi "evlatlarını koruyamayanlar" olarak en kara sayfasına yazar.




YORUMLAR