Reklam
İlham BALCI

İlham BALCI


Üzüm Yemek mi, Bağcıyı Dövmek mi?

09 Nisan 2026 - 12:00

İnsan ilişkilerimizde tartışma çoğu zaman olumsuz bir durum gibi görülür. Oysa farklı karakterlere, farklı düşüncelere ve farklı beklentilere sahip insanların bir arada bulunduğu yerlerde zaman zaman anlaşmazlık yaşanması son derece doğaldır. Sorun çoğu zaman çatışmanın varlığı değildir; asıl mesele bu çatışmanın nasıl ele alındığıdır.

Bir söz vardır: “Üzüm yemek mi istiyorsun, bağcıyı dövmek mi?”

İnsan ilişkilerindeki birçok tartışma aslında bu sorunun cevabında gizlidir. Çünkü bazı tartışmalarda amaç gerçekten sorunu çözmek değildir. Mesele yavaş yavaş haklı çıkma mücadelesine dönüşür. O noktadan sonra konuşulan konu değişir; artık mesele çözüm değil, karşı tarafın hatasını göstermek olur.

Bu durum özellikle aile içinde daha belirgin şekilde görülür. Günlük hayatın yorgunluğu, stres, farklı beklentiler veya yanlış anlaşılmalar küçük meseleleri büyütebilir. Oysa çoğu zaman sorun sandığımız kadar büyük değildir. Büyüyen şey bazen sorunun kendisi değil, soruna verilen tepkidir.

Bunu bir gün kendi evimde yaşadığım küçük ama öğretici bir olayda daha iyi fark ettim.

Bir gün ilkokula giden oğlum bana yaşadığı bir durumdan bahsediyordu. İlk anlattığında onu yeterince dikkatle dinlemediğimi şimdi daha iyi fark ediyorum. Henüz sözünü bitirmeden yüzümde bir tepki oluştu, kaşımı kaldırarak itiraz ettim. O anda zihnimde bazı boşlukları kendim doldurmuş, meseleyi kafamda tamamlamış ve hemen bir yargıya varmıştım.

Oğlum ise sakin bir şekilde konuyu yeniden anlatmaya başladı. Bu sefer tane tane, sabırla…
Onu dikkatle dinlediğimde fark ettim ki ilk başta anladığımı sandığım şey aslında eksik ve yanlışmış. Meğer anlamadığım yerleri kendi zihnimde tamamlamışım.

Konuşma ilerledikçe durum netleşti. Küçük bir yanlış anlaşılmaydı. O anda yaptığım aceleci tepki için özür diledim. O da anlatmaya devam etti. Konuşarak, dinleyerek ve meseleyi kişiselleştirmeden sadece o anki probleme odaklanarak durumu çözdük. Küçük gibi görünen bu olay bana önemli bir şeyi hatırlattı: Bazen kriz dediğimiz şey, aslında doğru dinlenmediği için büyüyen bir yanlış anlamadan ibarettir.

Üstelik o gün ilginç bir şekilde bir ebeveyn olarak ben de bir şey öğrendim. Yaşça küçük olmasına rağmen oğlumun sakinliği ve sabrı, meseleyi yeniden anlamama vesile oldu.

Aile içindeki birçok çatışma da aslında buna benzer şekilde ortaya çıkar. Bir söz eksik duyulur, bir davranış yanlış yorumlanır, bir niyet yanlış anlaşılır. Sonra mesele konuşulmak yerine büyütülür. Konu çözülmeden sürekli tekrar edilir. Böyle durumlarda tartışma artık çözüm üretmez; sadece kırgınlık biriktirir.

Oysa sağlıklı ilişkilerde amaç haklı çıkmak değil, sorunu ortadan kaldırmaktır. Sorun konuşulur, anlaşılır ve mümkünse çözülür. Çözüldükten sonra da aynı mesele sürekli gündeme getirilmez.

Eğer bir konu sürekli tekrar ediyorsa insanın bazen durup kendine de bakması gerekir. Çünkü bazı tartışmalar karşı tarafla değil, insanın kendi içinde taşıdığı kırgınlıklarla ilgilidir.

İletişim tam da bu noktada önemli bir anahtar haline gelir. Bir meseleyi konuşmak, anlatmak ve anlamaya çalışmak çoğu zaman tartışmayı büyütmekten daha sağlıklı sonuçlar doğurur. Konuşulmayan meseleler ise bazen içten içe büyür ve ilişkilerin zeminini zayıflatır.

Bu mesele sadece aile içinde kalmaz; toplumsal hayata da yansır. Trafikte yaşanan gerginlikler, sosyal medyada hızla büyüyen tartışmalar veya fikir ayrılıklarının kısa sürede kavgaya dönüşmesi çoğu zaman aynı bakış açısının sonucudur. İnsanlar sorunu anlamaya değil, karşı tarafı alt etmeye yöneldiğinde huzur giderek zorlaşır.

İslam ahlakı ise anlaşmazlıkların büyütülmesini değil, giderilmesini öğütler. Kur’ân-ı Kerîmde mana olarak şöyle buyrulur:

“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olanla sav. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluverir.”
(Fussilet, 34)

Peygamber Efendimiz Aleyhisselâm da kırgınlıkların uzatılmaması gerektiğini hatırlatarak mana olarak şöyle buyurmuştur:

Bir Müslümanın kardeşiyle üç günden fazla dargın (küs) durması helâl değildir.”

Bu ölçü bize önemli bir hakikati hatırlatır: İlişkileri güçlü kılan şey çatışmanın hiç yaşanmaması değildir. Asıl önemli olan, yaşanan anlaşmazlıkların büyütülmeden çözülebilmesidir.

Bazen insanın kendine sorması gereken soru çok basittir:

Gerçekten sorunu mu çözmek istiyorum, yoksa sadece haklı çıkmak mı?

Çünkü çoğu zaman cevap, ilişkilerin yönünü belirler.
Belki de hayatın birçok tartışmasında mesele hâlâ aynıdır:
Üzüm mü yemek istiyoruz, bağcıyı mı dövmek?

 

Reklam
Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum