Mezhep Karşıtlığının Metodolojik Tutarsızlığı: Kurumsallaşmış İhtilaf, Usûl Krizi ve Gizli Mezhepleşme Süreci Üzerine Bir Analiz
(The Methodological Inconsistency of Opposition to Madhhabs: An Analysis of Institutionalized Conflict, the Usūl Crisis, and the Process of Covert Sectarian Formation)
H. Ali ERDOĞAN
ÖZET
Modern dönemde klasik fıkıh mezheplerine yönelik eleştiriler, çoğunlukla “Kur’an yeter” veya “mezhepsiz İslâm” söylemi üzerinden meşrûiyet kazanmaya çalışmaktadır. Ancak bu yaklaşım, tarihsel birikimi, metodolojik disiplini ve usûl-i fıkıh geleneğini dışlayarak bireysel yorumları merkeze almakta; bu durum ise mezhepsizlik iddiasını taşıyan yapıların kendi içlerinde klasik mezheplerden daha derin ve çözülmesi güç ihtilaflara yol açmaktadır. Bu makale, mezhep kavramının ontolojik ve epistemolojik temellerini, nübüvvet makamının bu yapı içindeki konumunu, sahabe ihtilafının mahiyetini ve mezhep karşıtı söylemlerin usûlsüzlüğünün doğurduğu kaotik yapıyı incelemektedir. Çalışma, mezhepsizlik iddiasının gerçekte bir “gizli mezhepleşme” süreci olduğunu ve bunun sistematik bir usûl eksikliğiyle birlikte anarşik bir yorum çoğulculuğuna yol açtığını ileri sürmektedir.
Anahtar Kelimeler: Mezhep, Mezhepsizlik, Mealcilik, İhtilaf, Fıkıh Usûlü, Kur’an’cılık, Nübüvvet.
ABSTRACT
Modern critiques of classical schools of Islamic law (madhhabs) often seek legitimacy through slogans such as “the Qur’an is sufficient” or “sectless Islam.” However, by excluding historical accumulation, methodological discipline, and the tradition of uṣūl al-fiqh while prioritizing individual interpretation, such approaches have led groups claiming “sectlessness” into deeper and more irreconcilable disagreements than those found within classical madhhabs. This article examines the ontological and epistemological foundations of the concept of madhhab, the position of prophethood within this framework, the nature of disagreements among the Companions, and the chaotic structure produced by the absence of legal theory in anti-sectarian discourses. The study argues that the claim of sectlessness is in fact a process of “crypto-sectarianization,” resulting in anarchic interpretive pluralism due to the absence of systematic methodology.
Keywords: Madhhab, Sectlessness, Qur’anic Literalism, Disagreement, Uṣūl al-Fiqh, Qur’anism, Prophethood.
GİRİŞ
İslâm düşünce tarihinin en temel meselelerinden biri, şer‘î hükümlerin anlaşılmasında bağlayıcı bir metodolojinin gerekliliği konusudur. Hicrî II. asırdan itibaren tedvin edilen fıkıh mezhepleri, yalnızca bireysel içtihatların toplamı değil; aynı zamanda bu içtihatları yöneten sistematik bir usûlün kurumsallaşmış tezahürleri olarak ortaya çıkmıştır. Bu mezhepler, İslâm toplumlarında hukukî istikrarı sağlamış, ihtilafı disipline etmiş ve dinî pratiğin sürekliliğini temin etmiştir.¹
Modern dönemde ise özellikle 19. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan sömürgecilik, sekülerleşme ve otorite krizleri, geleneksel ilmî yapıları sorgulayan yeni söylemleri beraberinde getirmiştir.² Bu bağlamda ortaya çıkan “mezhepsizlik” iddiası, bireysel yorumu merkeze alarak klasik fıkıh geleneğini devre dışı bırakmayı hedeflemiştir. “Mezhep” kavramı, sözlükte “gidilecek yol, benimsenen görüş” anlamına gelirken, terim olarak “kendisine bağlanılan, belirli bir usûl dâhilinde içtihad eden müçtehidin görüşlerinin bütünü”nü ifade eder.³ Mezheplerin varlığı, nassların lafız ve mana itibarıyla zenginliği, delillerin farklılığı (âmm-hâs, mutlak-mukayyed, nesih vb.) ve içtihadî faaliyetin beşerî doğası gereği kaçınılmazdır.
Bu makale üç temel tezi savunmaktadır:
(1) Mezhep, Kur’an ve Sünnet’i anlamanın ontolojik bir gereğidir ve mezhepsizlik iddiası fiilen bireysel bir mezhep üretimidir.
(2) Hz. Peygamber’in konumu, mezhep kategorisinin dışında olup, mezheplerin epistemolojik temelini teşkil eder.
(3) Mezhepsizlik söylemi, usûl-i fıkıh disiplininden yoksun olduğu için kaotik ve anarşik bir ihtilaf yapısı üretmektedir.
1. Mezhep Kavramının Ontolojik ve Epistemolojik Temelleri
Mezhep kavramı, İslâm hukuk düşüncesinde yalnızca bir görüşler bütünü değil, aynı zamanda bir metodoloji ve epistemolojik sistemdir. Ali Bardakoğlu’nun ifadesiyle mezhep, “bir müçtehidin içtihad ederken takip ettiği yöntem ve ulaştığı hükümlerin bütünüdür”.⁴ Bu tanım, mezhebi rastgele fikirler yığını olmaktan çıkarıp tutarlı bir epistemolojik çerçeveye oturtur. Mezhepler üç temel unsur üzerine bina edilmiştir:
1.1. Nassları Anlama Yöntemi (Usûl)
Her mezhep, nassları anlama konusunda kendine özgü bir metodoloji geliştirmiştir. Hanefî mezhebi re’y ve kıyası ön plana çıkarırken; Mâlikî mezhebi Medine ameline büyük önem vermiş; Şâfiî mezhebi nassların zâhirine bağlılığı sistemleştirmiş; Hanbelî mezhebi ise hadis metinlerini merkeze alan bir yaklaşım geliştirmiştir.⁵ Bu usûl farklılıkları, mezhepleri “isabet” veya “hatalı” olarak nitelendirmekten ziyade, insan aklının vahyi anlama sürecindeki doğal çeşitliliği olarak görülmelidir.
1.2. Tarihsel Süreklilik ve Kurumsallaşma
Mezhepler, yalnızca kurucu imamların görüşleriyle sınırlı kalmayıp, onların öğrencileri ve sonraki nesiller tarafından sistemleştirilmiş, furû-ı fıkıh eserleriyle (Mabsût, el-Müdevvene, el-Ümm, el-Muğnî vb.) tedvin edilmiştir. Bu süreç, ilmî sürekliliğin ve kolektif aklın oluşmasını sağlamıştır.
1.3. Usûl-Hüküm Bütünlüğü ve Telfik Yasağı
Mezhepler, yalnızca sonuçları değil, bu sonuçlara ulaşma yöntemlerini de içerir. Klasik fıkıh doktrininde, bir kişinin farklı mezheplerin ruhsatlarını toplayarak kendine kolay bir yol inşa etmesi (telfik) usûlen kabul edilmemiştir. Bunun temelinde, mezheplerin sadece hükümler değil, aynı zamanda o hükümlere ulaşan yöntemi de bütüncül olarak benimseme gerekliliği yatar.⁶
Bu çerçevede “mezhepsiz” olduğunu iddia eden bir kişi, yukarıdaki unsurların tamamını bilinçli olarak dışlamaktadır. Ancak bu dışlama, kişiyi boş bir alana çıkarmaz; aksine, onu kendi kişisel usûlünü, kendi sübjektif hiyerarşisini ve kendi tercih mekanizmasını oluşturmaya iter. İbn Haldun’un Mukaddime’de belirttiği gibi, “Taklit (bir mezhebe bağlanmak) ile ictihad arasında bir ara konum yoktur. Ya bir imamın usûlüne tabi olursun ya da kendi ictihadınla hüküm verirsin.”⁷ Modern “mealcilik” akımının müntesipleri, kendilerini içtihad ehli olarak konumlandırmakta; ancak bu içtihadın gerektirdiği dilde derinlik, hadis ilimlerinde vukûfiyet, nâsih-mensûh bilgisi ve usûl-i fıkıh bilgisinden yoksun oldukları için yaptıkları aslında “bilinçsiz bir taklit” ya da “kendiliğinden oluşmuş bir amatör mezhep” kurmaktır.
2. Nübüvvet Makamı ve Mezheplerin Epistemolojik Ayrımı
Mezhep karşıtı söylemlerde sıkça dile getirilen “Hz. Peygamber hangi mezheptendi?” sorusu, kategorik bir hataya dayanmaktadır. Nübüvvet makamı, beşerî içtihadın üstünde, vahiy temelli bir otoriteyi temsil eder.
Kur’an’da bu durum açıkça ifade edilir: “O, arzusuna göre konuşmaz; o (bildirdikleri), kendisine vahyedilenden başkası değildir.” (en-Necm 53/3-4) Bu âyet, Resûlullah (s.a.v.)’in söz ve fiillerinin vahiy denetiminde olduğunu göstermektedir. Fıkıh usûlünde “ef‘âl-i Resûl” (fiilleri) kategorisi incelenirken, Hz. Peygamber’in bazı fiillerinin beşerî tecrübe (ictihad) içerdiği, ancak bu ictihadın hata olması durumunda vahiyle tashih edildiği bilinmektedir. Hayreddin Karaman’ın belirttiği gibi, “Hz. Peygamber’in içtihadı, diğer müçtehitlerin içtihadından farklıdır. O’nun içtihadı, vahiy tarafından onaylandığı veya tashih edildiği için, bağlayıcılık açısından vahiy hükmündedir.”⁸
Bu nedenle Hz. Peygamber’i bir mezhep imamıyla kıyaslamak epistemolojik bir kategorik hatadır. Mezhep imamları (Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî, Ahmed b. Hanbel vb.), nassları yorumlamış ve hata yapma ihtimalleri her zaman var olmuştur. Bu ihtimal, mezheplerin “isabet teorisi” (musîbe) çerçevesinde ele alınmış ve her müçtehidin kendi usûlüne göre isabet ettiği, farklı sonuçların ise ilâhî rahmetin bir tecellisi olduğu kabul edilmiştir.⁹
2.1. Sahabe İhtilafı ve Meşrûiyet Zemini
Sahabe dönemi de bu açıdan kritiktir. Sahabe nesli, vahye tanıklık eden ve Hz. Peygamber’in uygulamalarını bizzat gören kuşaktır. Ancak sahabe arasında dahi fıkhî ihtilaflar mevcuttur. Abdullah b. Mes’ûd ile Zeyd b. Sâbit arasında miras hukukunda (kelâle), Hz. Ömer ile Hz. Ali arasında kadının boşanma sürelerinde (iddet) görüş ayrılıkları bulunmaktadır.¹⁰ Bu ihtilaflar, dinin temel inanç esaslarında (zarurât-ı dîniyye) değil, fer‘î hükümlerin anlaşılmasında ortaya çıkmıştır. Sahabe ihtilafı, mezheplerin meşrûiyet zeminini oluştururken, aynı zamanda “mezhepsizlik” iddiasının tarihsel bir dayanağı olmadığını da göstermektedir. Zira sahâbe, “mezhepsiz” değildi; her birinin kendine göre bir istinbat yöntemi vardı ve bu yöntemler zamanla tedvin edilerek fıkıh ekollerine dönüştü.
3. Mezhepsizlik İddiası ve Usûlsüzlüğün Doğurduğu Kaos
Mezhep karşıtı hareketlerin en büyük problematiği, usûlden yoksun oluşlarıdır. Klasik fıkıh mezhepleri, ortak bir epistemoloji (Kitap, Sünnet, icmâ, kıyas) etrafında şekillenmiş, ihtilaf alanlarını belirli kurallarla sınırlandırmıştır. Oysa modern dönemde “Kur’ancılık”, “Mealcilik” veya “Ehl-i Kur’an” gibi isimlerle anılan yapılar, ne ortak bir usûle ne de belirli bir hüküm çıkarma (istinbat) yöntemine sahiptir. Saha araştırmaları ve bu çevrelerin yayınları üzerine yapılan taramalar, ihtilaf konularının sayısının oldukça fazla olduğu ve geleneksel mezhepler arası ihtilafların niteliğinden çok daha “radikal” boyutlara ulaştığını göstermektedir.¹¹
3.1. Temel İbadetlerde Radikal Ayrışma
Bu ihtilaflar aşağıdaki tabloda özetlenmektedir:
| Konu | Klasik Mezhepler Arası İhtilaf | Mezhepsizlik Akımları Arası İhtilaf | |
| Namaz | 5 vakit, rekat sayılarında icmâ vardır; sünnetlerin sayısı ihtilaflıdır. | 2 vakit kılanlara ek olarak namazın yalnızca “dua” olduğunu iddia edenler vardır.¹² | |
| Namazın Hükmü | Farz (icmâ). | Bazı gruplar “salât” kelimesinin “destek” anlamına geldiğini ve ibadeti kapsamadığını iddia eder.¹³ | |
| Hırsızlık Cezası | El kesme, ağır şartlara bağlanmıştır (nisâb, zorunluluk). | Kimi gruplar “el kesme”yâ mecaza yorarken kimileri cezayı tamamen lağveder. | |
| Kurban İbadeti | Sünnet veya vâcip (mezheplere göre farklı). | Kimi gruplar kurbanı “putperestlik kalıntısı” olarak niteler.¹⁴ | |
| Konu | Klasik Mezhepler Arası İhtilaf | Mezhepsizlik Akımları Arası İhtilaf | |
| Namaz | 5 vakit, rekat sayılarında icmâ vardır; sünnetlerin sayısı ihtilaflıdır. | 2 vakit kılanlara ek olarak namazın yalnızca “dua” olduğunu iddia edenler vardır.¹² | |
| Namazın Hükmü | Farz (icmâ). | Bazı gruplar “salât” kelimesinin “destek” anlamına geldiğini ve ibadeti kapsamadığını iddia eder.¹³ | |
| Hırsızlık Cezası | El kesme, ağır şartlara bağlanmıştır (nisâb, zorunluluk). | Kimi gruplar “el kesme”yâ mecaza yorarken kimileri cezayı tamamen lağveder. | |
| Kurban İbadeti | Sünnet veya vâcip (mezheplere göre farklı). | Kimi gruplar kurbanı “putperestlik kalıntısı” olarak niteler.¹⁴ | |
3.2. Telfik ve Dinin Keyfîleştirilmesi
Mezhepsizlik akımlarının bir diğer yapısal sorunu, telfikin sınırsız hale gelmesidir. Klasik fıkıhta telfik, bir mezhebin usûlüne bağlı kalınarak farklı mezheplerin ruhsatlarının bir araya getirilmesi olarak tanımlanır ve genellikle caiz görülmez. Zira bu, kişinin kendi hevâsına göre din inşa etmesi riskini taşır. Bu durum, dinin keyfîleştirilmesi sürecini doğurmaktadır.¹⁶
4. Mezhepsizliğin Kurumsallaşması: Gizli Mezhepler
“Mezhepsizlik” söylemi, zamanla kendisinin de bir “mezheb”e dönüşmesi kaçınılmazdır. Çünkü her söylem, bir grup etrafında toplanma, belirli ilkeler oluşturma ve muhalifleri dışlama eğilimi gösterir. Hindistan alt kıtasında ortaya çıkan “Ehl-i Kur’an” hareketi, Mısır’da “Kur’âniyyûn” ekolü ve Türkiye’deki “Mealci” yapılanmalar, aslında kurumsallaşmış birer “gayri-resmî mezhep”tir.¹⁷
4.1. Yapısal Özellikleri
Bu yapıların karakteristik özellikleri şunlardır:
1. Metodolojik Birlik: Sünnet’in tamamını veya büyük bir kısmını dışlama noktasında birleşseler de, bu dışlamanın sınırları konusunda kendi aralarında ihtilaf ederler. Kimi yalnızca “mütevatir sünnet”i kabul eder, kimi ise tüm hadis rivayetlerini reddeder.
2. Otorite Yapısı: Geleneksel mezheplerde otorite, bin yıllık birikim ve tabakât sistemi iken; mezhepsizlik yapılarında otorite, genellikle karizmatik bir lider, popüler bir vaiz veya kendini müçtehid ilan eden bir şahsiyet üzerinden inşa edilir.
3. Dışlama ve Tekfir: Geleneksel mezhepler, “ehl-i sünnet” çatısı altında farklı görüşleri hoş görmüş ve tekfirden kaçınmıştır. Buna karşın, mezhepsizlik akımları kendi içlerinde dahi birbirlerini “Kur’an’ı inkâr” veya “şirk” ile itham edebilmektedir.¹⁸
Bu durum, mezhepsizlik iddiasının paradoksal bir biçimde yeni, daha katı ve hoşgörüsüz mezhepler doğurduğunun açık kanıtıdır. Mezhep karşıtlığı, bir eleştiri olarak başlasa da, kurumsallaştığı an eleştirdiği yapının bütün kusurlarını kendi bünyesinde toplamaktadır.
5. Sonuç ve Değerlendirme
Mezhepler, İslâm düşünce tarihinde vahyin anlaşılması ve hayata aktarılması sürecinde ortaya çıkmış, insan aklının doğal farklılaşmasını belirli kurallar altında disipline eden ve ümmetin birliğini pratikte sağlayan kurumlardır. Mezhepsizlik iddiası, özellikle modern dönemin bireycilik, otorite karşıtlığı ve sekülerleşme baskısı altında şekillenmiş; ancak bu iddia, kendi içinde tutarlı bir usûl geliştiremediği için anarşik bir yorum çoğulculuğuna yol açmıştır.
Bu çalışmada ulaşılan temel sonuçlar şunlardır:
1. Mezhep, yalnızca bir görüşler yığını değil, aynı zamanda bir yöntem (usûl) bütünlüğüdür. Mezhepsizlik iddiası, kişiyi kendi sübjektif yöntemini oluşturmaya sevk ederek ‘bireysel mezhepleşme’ye yol açar.
2. Hz. Peygamber, vahiy ile doğrudan muhatap olması hasebiyle mezhep kategorisinin dışındadır. O’nu bir mezhep imamıyla kıyaslamak teolojik bir hatadır. Sahabenin ihtilafı ise fer‘î konularda görüş farklılığının meşrûiyetini göstermektedir.
3. Mezhepsizlik akımları, fıkıh usûlünden yoksun oldukları için namaz, zekât, ceza hukuku gibi en temel konularda geleneksel mezheplerde görülmeyen radikal ihtilaflara düşmektedir. Bu ihtilaflar, ümmetin birliğini tehdit eden bir anarşi halini almaktadır.
4. “Mezhepsizlik” söylemi, zaman içinde kurumsallaşarak kendisi yeni bir “meşrep” veya “gayri-resmî mezhep” haline gelmekte ve eleştirdiği geleneksel yapıdan daha katı bir dışlayıcılık sergilemektedir.
Sonuç olarak, İslâm düşünce geleneğinde mezheplere yönelik eleştiriler, yapıcı bir zeminde ve usûl-i fıkıh disiplini çerçevesinde yapıldığında ilmî derinliğe katkı sağlar. Ancak mezhepleri tümüyle reddeden ve yerine herhangi bir usûl koymayan yaklaşımlar, bilimsel tutarlılıktan yoksun olduğu gibi İslâm’ın temel kaynaklarının keyfî yorumlanmasına ve dinî otoritenin parçalanmasına yol açar. Geleneksel mezheplerin bin yıllık ilmî birikimi ve usûl disiplini, modern dönemde yeniden okunmalı ve bu birikimden mahrum bir ‘Kur’an İslâm’ı’ söyleminin ne kadar gerçekçi olduğu sorgulanmalıdır.
DİPNOTLAR
¹ Mehmet Zeki İşcan, Türkiye’de Mealcilik Akımı ve Meal Eleştirileri (İstanbul: İSAM Yayınları, 2011), 23-25.
² İşcan, Mealcilik Akımı, 23-25.
³ Ali Bardakoğlu, “Mezhep”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2004), 29/536.
⁴ Bardakoğlu, “Mezhep”, 29/537.
⁵ Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Fıkhî Mezhepler Tarihi, çev. Abdulkadir Şener (İstanbul: Hisar Yayınları, 1970), 56-58.
⁶ Zekiyyüddin Şaban, İslam Hukuk İlminin Esasları, çev. İbrahim Kâfi Dönmez (Ankara: TDV Yayınları, 2018), 214-216.
⁷ İbn Haldun, Mukaddime, haz. Süleyman Uludağ (İstanbul: Dergâh Yayınları, 2011), 424.
⁸ Hayreddin Karaman, İslam Hukuk Tarihi (İstanbul: İz Yayıncılık, 2018), 45.
⁹ Bu konuda klasik eserlerden bkz. İbn Hazm, el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm, nşr. Ahmed Muhammed Şâkir (Beyrut: Dâru’l-Âfâki’l-Cedîde, 1983), 1/45-46.
¹⁰ Ebû Zehra, Mezhepler Tarihi, 34-36. Sahabe ihtilaflarının detaylı analizi için bkz. Yusuf el-Kardâvî, es-Sahâbe beyne’l-İttifâk ve’l-İhtilâf, çev. Hasan Ege (İstanbul: Hikmet Yayınları, 2005).
¹¹ Modern dönemde “Kur’ancılık” akımlarının kendi arasındaki ihtilaflara dair kapsamlı bir analiz için bkz. Mustafa Öztürk, Kur’an ve Tefsir Kültürümüz (Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2015), 267-312.
¹² Türkiye’de “İslamiyet’i Yeniden Yorumlama” iddiasındaki bazı yazarların namazın iki vakit olduğu yönündeki görüşleri için bkz. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’daki İslam (İstanbul: Yeni Boyut, 2000), 324.
¹³ Edip Yüksel ve arkadaşları tarafından kaleme alınan Kur’an: Çağdaş Bir Çeviri (Ankara: Ozan Yayıncılık, 2002) önsözünde, “salât” kelimesinin geleneksel anlamıyla ibadet olmadığı ima edilmiştir.
¹⁴ Kurban ibadetini “putperestlik” olarak niteleyen görüşler için bkz. bazı “Kur’an İslamı” savunucularının internet platformlarındaki yayınları.
¹⁵ İbn Teymiyye, Raf‘u’l-Melâm ani’l-Eimmeti’l-A‘lâm, thk. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî (Riyad: Dâru Âlemi’l-Kütüb, 1990), 12.
¹⁶ Telfik meselesinin günümüzdeki yansımaları ve bunun dini keyfîleştirme riski için bkz. Halil Altuntaş, “Modern Dönemde Mezhep Taklidi ve Telfik Tartışmaları”, İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy. 25 (2015): 139-160.
¹⁷ Hindistan’da “Ehl-i Kur’an” hareketinin kurucusu Abdullah Çekrâlevî’nin (ö. 1914) görüşleri ve hareketin kurumsallaşması için bkz. Ali İhsan Yılmaz, “Kur’ancılık Akımının Hint Alt Kıtasındaki Tarihî Arka Planı”, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 6/11 (2019): 155-182.
¹⁸ Mezhepsizlik akımlarının kendi içlerinde “tekfir”e varan dışlama pratikleri için bkz. İşcan, Mealcilik Akımı, 189-195.
KAYNAKÇA
Altuntaş, Halil. “Modern Dönemde Mezhep Taklidi ve Telfik Tartışmaları”. İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy. 25 (2015): 139-160.
Bardakoğlu, Ali. “Mezhep”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA). 29/536-540. Ankara: TDV Yayınları, 2004.
Ebû Zehra, Muhammed. İslâm’da Fıkhî Mezhepler Tarihi. Çev. Abdulkadir Şener. İstanbul: Hisar Yayınları, 1970.
İbn Haldun. Mukaddime. Haz. Süleyman Uludağ. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2011.
İbn Hazm. el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm. Nşr. Ahmed Muhammed Şâkir. Beyrut: Dâru’l-Âfâki’l-Cedîde, 1983.
İbn Teymiyye. Raf‘u’l-Melâm ani’l-Eimmeti’l-A‘lâm. Thk. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî. Riyad: Dâru Âlemi’l-Kütüb, 1990.
İşcan, Mehmet Zeki. Türkiye’de Mealcilik Akımı ve Meal Eleştirileri. İstanbul: İSAM Yayınları, 2011.
Karaman, Hayreddin. İslam Hukuk Tarihi. İstanbul: İz Yayıncılık, 2018.
Kardâvî, Yusuf. es-Sahâbe beyne’l-İttifâk ve’l-İhtilâf. Çev. Hasan Ege. İstanbul: Hikmet Yayınları, 2005.
Öztürk, Mustafa. Kur’an ve Tefsir Kültürümüz. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2015.
Öztürk, Yaşar Nuri. Kur’an’daki İslam. İstanbul: Yeni Boyut, 2000.
Şaban, Zekiyyüddin. İslam Hukuk İlminin Esasları. Çev. İbrahim Kâfi Dönmez. Ankara: TDV Yayınları, 2018.
Yılmaz, Ali İhsan. “Kur’ancılık Akımının Hint Alt Kıtasındaki Tarihî Arka Planı”. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 6/11 (2019): 155-182.
Yüksel, Edip, v.dr. Kur’an: Çağdaş Bir Çeviri. Ankara: Ozan Yayıncılık, 2002.




YORUMLAR