Reklam
H. Ali ERDOĞAN

H. Ali ERDOĞAN


Kur'an'da Nesih Konusu ve Teşrî'î Pratiği

15 Şubat 2026 - 22:10

Kur'an'da Nesih Konusu ve Teşrî’î Pratiği: Oruç İbadetinin Tedricî Farziyeti Örneğinde Analitik Bir İnceleme
(The Concept of Naskh in the Qur'an and the Practice of Tashrī'ī:
An Analytical Inquiry into the Gradual Prescription of Fasting)

H. Ali ERDOĞAN

ÖZET
Bu çalışma, İslam hukuk usulünün (fıkıh usûlü) en temel ve tartışmalı kavramlarından biri olan "nesih" olgusunu, Kur'ân-ı Kerîm'deki teorik çerçevesi ve pratik tezahürü bağlamında ele almaktadır. Araştırmanın odak noktasını, neshin somut bir örneği olarak oruç ibadetinin tedricî (aşamalı) bir süreçle farz kılınış süreci teşkil etmektedir. Bakara sûresinin 183, 184 ve 185. ayetleri merkezinde ilerleyen çalışma, öncelikle neshin tanımı, mahiyeti ve modern dönemdeki tartışmalara dair teorik bir arka plan sunmaktadır. Ardından, Taberî, İbn Kesîr, Zerkeşî, Gazâlî, Fahreddin er-Râzî gibi klasik müfessir ve usulcülerin rivayet ve yorumları ışığında, orucun ilk aşamada "her aydan üç gün" ve fidye verme seçeneği ile başlayan, ikinci aşamada ise Ramazan orucunun kesin bir fariza olarak tayin edilmesiyle kemale eren teşri'î serüveni detaylı bir şekilde tahlil edilmektedir. Metodolojik açıdan çalışma, klasik tefsir ve fıkıh usulü literatürünün mukayeseli incelemesine dayanmakta ve tedrîcî teşri' prensibinin İslam hukukundaki yerini tarihî-analitik bir perspektifle ele almaktadır. Bu analiz, nesih olgusunun salt bir hükmün iptali değil, aksine İslam hukukunun toplumsal şartlar ve psiko-sosyal hazır bulunuşlukla uyumlu, dinamik ve pedagojik bir teşri'î metodunun parçası olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, nesih kavramının beyan ve ref’ eksenli tanımları arasındaki farklılaşmayı irdelemekte, müfessirlerin oruç ayetlerinin kronolojisi ve içeriği hakkındaki muhtelif görüşlerini sistematik olarak karşılaştırmakta ve neshin İslam şeriatının tebliğ sürecindeki hikmetine dair derin bir anlayış sunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Nesih, Mensûh, Tedricî Teşri’, Oruç, Bakara 183-185, Fidye, Tefsir, Fıkıh Usûlü, İslam Hukuku, Fahreddin er-Râzî, Gazâlî.

ABSTRACT
This study addresses the phenomenon of "Naskh" (abrogation), one of the most fundamental and debated concepts in Islamic legal theory (Usul al-Fiqh), within the context of its theoretical framework in the Qur'an and its practical manifestation. The focal point of the research is the process of the gradual legislation of the fasting obligation as a concrete example of Naskh. Progressing through an analysis of verses 183, 184, and 185 of Surah Al-Baqarah, the study first provides a theoretical background on the definition, nature, and modern debates surrounding Naskh. Subsequently, in light of the narrations and interpretations of classical exegetes and legal theorists such as Al-Tabari, Ibn Kathir, Al-Zarkashi, Al-Ghazali, and Fakhr al-Din al-Razi, the legislative journey of fasting is examined in detail. This journey began in its first phase with fasting "three days a month" and the option of giving fidya (compensation), and culminated in its second phase with the designation of Ramadan fasting as a definitive obligation. Methodologically, the study is based on a comparative examination of classical tafsir and usul al-fiqh literature and addresses the position of the principle of gradual legislation in Islamic law from a historical-analytical perspective. This analysis reveals that the phenomenon of Naskh is not merely the cancellation of a ruling, but rather an integral part of the dynamic and pedagogical legislative method of Islamic law, which is harmonious with social conditions and psycho-social readiness.

Keywords: Naskh, Mansukh, Gradual Legislation, Fasting, Al-Baqarah 183-185, Fidya, Tafsir, Usul al-Fiqh, Islamic Law, Fakhr al-Din al-Razi, Al-Ghazali.

GİRİŞ
Kur'ân-ı Kerîm tefsiri ve İslam hukuk metodolojisinin (fıkıh usûlü) en kesintisiz (müstemir) tartışma konularından birini teşkil eden "nesih" olgusu, bir ayetin hükmünün, müteakip bir nass ile (Kur'ân ayeti veya sahih sünnet) kaldırılması, değiştirilmesi veya ertelenmesi mânâsına gelmektedir. Bu teori, İslam şeriatının, toplumsal realiteyi ve insan psikolojisini gözeten tedricî (aşamalı) bir tarzda teşri’ kılınışının tabii ve zaruri bir neticesi olarak değerlendirilmiştir. Neshin vukuuna dair ileri sürülen klasik misallerin en mühimlerinden biri, oruç ibadetinin farz kılınma sürecidir.

Nitekim Bakara sûresinin 183, 184 ve 185. ayetleri, bu sürecin tarihî izlerini taşımakta ve hem neshin amelî sahada nasıl tecelli ettiğine, hem de müfessirlerin bu ayetler arasında kurdukları nedensellik ve kronoloji ilişkisine dair derinlikli ve zengin bir tartışma zemini temin etmektedir. Bu mütevazı çalışma, evvela nesih teorisi etrafında örülmüş olan temel tartışmalara işaret ettikten sonra, orucun iki merhalede farz kılınışını, klasik tefsir birikimi ve fıkıh usulü disiplini ışığında tahlil ve temellendirmeyi hedeflemektedir.
İslâm teşri' tarihinde nesih kavramı, vahyin tamamlanma sürecinde ilâhî iradenin beşerî ve toplumsal gerçeklikleri dikkate alarak hükümleri peyderpey koymasını ifade eden bir metodolojik prensip olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda tedrîcilik ilkesi, İslam'ın evrensel mesajının tarihsel bir topluma indirilmesi sürecinde, muhatabın psikolojik ve sosyolojik hazır bulunuşluğunu gözeten pedagojik bir yaklaşımın tezahürü olarak anlaşılmalıdır.

1. NESİH NAZARİYESİ: TANIM, MAHİYET VE TARTIŞMALI ÇERÇEVESİ
1.1. Neshin Lügavî ve Istılâhî Tanımları
Nesih kelimesi lügatte iki temel anlam taşımaktadır: Birincisi "izâle ve iptal" (ortadan kaldırmak), ikincisi ise "nakil ve tahvil" (bir şeyi bir yerden başka bir yere veya bir halden başka bir hale nakletmek) anlamlarına gelmektedir. Neshin dildeki hakikat anlamının ortadan kaldırma olduğu ifade edilebilir. Âlimlerin çoğunluğu bu anlamı ifade etmek üzere daha çok "ref’ ve izale" kelimelerini kullanırken, Hanefî usulcüleri "tebdil" (değiştirme) kelimesini tercih etmişlerdir. (1)

İslamî ilimler geleneğinde nesih, "şer'î bir hükmün, müteakip bir şer’î delil ile ref’i ve ilgası" şeklinde tarif edilmektedir. Bu tanım, Hanefî ve Şafi’î usulcüleri arasında farklı vurgulamalar alsa da, özünde şer'î bir hükmün daha sonra gelen başka bir şer’î delil ile ortadan kalkması veya değiştirilmesi anlamını taşımaktadır. Bedreddin ez-Zerkeşî’nin el-Burhân adlı eserinde kaydettiği tanıma göre nesih, "önceden sabit olan bir hükmün, sonradan gelen bir hitap ile kalkmasına delalet eden hitaptır." (2)

Fahreddin er-Râzî, neshin lügat manasını incelerken, Arapçada "bir şeyi iptal etmek" anlamına geldiğini ifade etmekte ve bazı âlimlerin neshe "nakletmek ve değiştirmek" manası verdikleri görüşüne katılmamaktadır. Râzî, neshin "bir şeyi iptal etmek" anlamında hakîkî anlam ifade ettiğini belirtmekte ve buna delil olarak da "Rüzgar kavmin izlerini yok etti", "Güneş gölgeyi giderdi" gibi ifadeleri örnek vermektedir. (3)

1.2. Neshin Beyan ve Ref’ Eksenli Tanımları
Neshin terim anlamı büyük ölçüde sözü edilen iki temel anlam etrafında şekillenmiş ve buna göre de biri "beyan eksenli", diğeri ise "kaldırma (ref’)" eksenli iki farklı nesih tanımı ortaya çıkmıştır. Neshin beyan içerikli ilk tanımı İmam Mâtürîdî (ö. 333/944) tarafından yapılmış ve Hanefî usulcüleri tarafından genel olarak devam ettirilmiştir. Bu anlayışa göre nesih, önceki hükmün geçici olduğunun beyanı ve açıklanmasıdır; yoksa hükmün sonradan değiştirilmesi anlamında bir tebdil değildir. (4)

Buna mukabil, Şâfi'î, Mâlikî ve Hanbelî usulcüleri ile Mu'tezile kelamcıları, neshin "ref’" yani "kaldırma" anlamında olduğunu savunmuşlardır. Bu anlayışa göre nesih, önceki hükmün tamamen ortadan kaldırılması ve yerine yeni bir hükmün konulmasıdır. Gazâlî (ö. 505/1111) el-Mustasfâ adlı eserinde neshin tanımını yaparken, "Nesih, önceden sabit olan hükmü, zamanının bittiğini belirterek, onunla amel etmenin artık gerekli olmadığını bildirmektir" şeklinde ifade etmektedir. (5)

Bu iki farklı tanım arasındaki temel fark, Allah'ın ilmine ve iradesine bakış açısından kaynaklanmaktadır. Hanefî âlimleri, Allah'ın ezelî ilminde hükmün geçici olduğunun bilindiğini ve neshin sadece bu geçiciliğin insanlara beyanı olduğunu savunurken; diğer ekol, neshin gerçek anlamda bir hükmün kaldırılması ve yerine yenisinin konulması olduğunu, ancak bunun Allah'ın önceden bildiği bir değişiklik olduğunu kabul etmektedir.

1.3. Klasik Dönemde Neshe Dair Genel Kabul ve İhtilaflar
Müsteşrikler ve modern dönemdeki bazı Müslüman müellifler tarafından metodu ve mahiyeti itibarıyla sorgulanmış olsa da, klasik ekole mensup ulemanın ekseriyeti, Kur'an'da neshin vaki olduğu noktasında genel bir ittifak içerisindedir. (6) Bununla birlikte, hangi ayetlerin hangi ayetleri neshettiği, neshin adedi, kapsamı ve çeşitleri gibi hususlarda kayda değer ihtilaflar mevcuttur.

Hz. Peygamber döneminde nesih kelimesi sadece usûl-ü fıkıhtaki teknik anlamında değil, aynı zamanda âmmın (genel) tahsisi, mutlakın takyidi, mücmel ve müphemin beyanı gibi anlamlarda da kullanılıyordu. Bu nedenle İslam'ın ilk asırlarında Kur'an-ı Kerim'de neshin varlığı herkes tarafından kabul edilirken, Mu'tezilî âlim Ebû Müslim el-İsfahânî'nin (ö. 322/934) buna karşı çıkması ile nesih konusu tartışılmaya başlanmıştır. (7)

Temel müzakere noktalarından birini, "nesih" ıstılahının yalnızca hükmün kaldırılmasını mı (neshü'l-hükmi dûne't-tilâve), yoksa hem hükmün hem de metnin tilavetinin ortadan kalkmasını mı (neshü't-tilâve) içerdiği meselesi teşkil etmektedir. Yaygın kabul gören klasik anlayış, hükmün nesh edildiği fakat ayet metninin Kur'an'da kalmaya ve okunmaya devam ettiği birinci form üzerinde temerküz etmiştir. Oruçla ilgili ayetler, bu bağlamda, hükmün nesh edilmesine karşılık metnin baki kalmasına dair tipik bir misal teşkil etmektedir.
Klasik usul âlimleri neshin üç çeşidini tespit etmişlerdir: Birincisi, hem hükmün hem de tilavetin neshi; ikincisi, hükmün neshi, tilavetin bekası (oruç ayetlerinde olduğu gibi); üçüncüsü ise tilavetin neshi, hükmün bakası. (8)

1.4. Modern Dönemdeki Tartışmalar
Modern dönemde, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, nesih teorisine yönelik ciddi eleştiriler gündeme gelmiştir. Bu eleştirilerin bir kısmı müsteşrik çevrelerden gelirken, bir kısmı da Müslüman düşünürler tarafından dile getirilmiştir. Neshin inkârı görüşünü savunanlar, Kur'an'da çelişki olamayacağı, dolayısıyla bir ayetin diğer bir ayeti nesh eden bir hüküm içeremeyeceği iddiasında bulunmuşlardır. (9)

Ancak bu eleştirilere karşı klasik usul âlimlerinin ve çağdaş İslam hukukçularının büyük çoğunluğu, neshin Kur'an'da çelişki anlamına gelmediğini, aksine ilâhî hikmetin gereği olarak, toplumun farklı dönemlerdeki ihtiyaçlarına göre hükümlerin değiştirilmesinin bir tezahürü olduğunu savunmuşlardır. Nitekim Bakara sûresinin 106. ayeti ("Biz bir âyeti nesh eder veya unutturursak, onun yerine daha iyisini veya benzerini getiririz"), neshin Kur'an'da açıkça ifade edildiğini göstermektedir. (10)
Günümüzde yapılan bazı çalışmalarda, Kur'an-ı Kerim'in ilahî kaynaklı olmasında herhangi bir tereddüdün söz konusu olmayıp sünnet için bunu söylemenin mümkün olmadığı, dolayısıyla vahye istinadında hiçbir şüphe bulunmayan Kur'an'ın, içinde sübjektiflik bulunan bir haberle nesh edilemeyeceği gibi görüşler ileri sürülmüştür. (11)

2. TEDRİCÎ TEŞRİ’ PRENSİBİ VE İSLAM HUKUKUNDAKI YERİ
Tedrîc kelimesi, Arapça "derece" kökünden türeyen bir kavram olup, "bir kimseyi bir şeye aşamalı biçimde yaklaştırmak ve alıştırmak" anlamına gelmektedir. Teşri’ yöntemi olarak tedrîc, hükümlerin ilâhî irade tarafından bir defada ve bütün şeklinde değil, tebliğ süreci boyunca beşerî ve sosyal olgular dikkate alınıp peyderpey konulmasını ifade etmektedir. (12)

İslam'ın hükümleri konulduğu zaman, icmal ve tafsil yönleri ile nazil olması göz önünde bulundurulduğunda, hukuk (teşri') ve davet arasında kullanım yönü ile önemli farklar bulunmaktadır. Hz. Aişe'nin (r.anhâ) meşhur rivayeti bu konuda çok öğreticidir: "İlk olarak 'içki içmeyin, zina etmeyin' ayetleri inseydi, insanlar 'biz asla şarabı bırakamayız, asla zinayı bırakamayız' der, iman etmez, İslam'a yaklaşmazlardı." (13) Bu rivayetin şerhinde İbn Hacer, "Bu, tenzil yönünün hikmetine işaret etmektedir" demektedir.

Kitap ve Sünnet'te hükümler konulurken dört çeşit tedrîc yönteminin uygulandığı görülmektedir: Birincisi, önce hükümlerin genel ve soyut (küllî) ilkeler halinde bildirilmesi, ayrıntılı ve somut (cüz'î) düzenlemelerin sonradan yapılmasıdır. İkincisi, hükümlerin toplumsal ihtiyaç ortaya çıkıncaya veya toplumsal yapı uygun hale gelinceye kadar geciktirilmesidir. Üçüncüsü, bir hükmün önce ruhsat şeklinde konulması, sonra farz veya haram olarak belirlenmesidir. Oruç ibadetinin farz kılınması bu kategoriye girmektedir. Dördüncüsü ise, bir yasağın veya emrin kademeli olarak şiddetlendirilmesidir. (14)
Tedricî teşri' metodunun temel hikmeti, muhatap toplumun psikolojik ve sosyolojik yapısını dikkate alarak, onları İslam'ın getirdiği yeni düzene alıştırmak ve böylece dirençle karşılaşmadan, yumuşak bir geçişle toplumsal dönüşümü gerçekleştirmektir.

3. ORUCUN TEDRİCÎ TEŞRÎ’İ: BAKARA SÛRESİ 183-185. AYETLERİN TAHLİLİ
Orucun farz kılınma süreci, İslâm hukukunun toplumsal şartları ve psikolojik hazır bulunuşluğu dikkate alan tedricî yönteminin bariz bir göstergesidir. Bu süreç, müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre iki aşamada ikmal edilmiştir. Klasik tefsir literatüründe bu iki aşama arasındaki kronolojik ve hukukî ilişki detaylı bir şekilde tartışılmış ve çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.

3.1. Birinci Aşama: İlk Teklif ve İhtiyarî Hükümler (Bakara 183-184)
Bakara sûresinin 183. ayeti şöyledir: "Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, takvâ sahibi olmanız için size de farz kılındı." Bu ayet, orucun farziyetini bildiren temel nassı teşkil etmektedir. Ayetin "sizden öncekilere farz kılındığı gibi" ifadesi, orucun İslam'a mahsus bir ibadet olmadığını, önceki şeriatlarda da mevcut olduğunu göstermektedir. (15)
184. ayette ise şöyle buyrulmaktadır: "(Bu oruç) Sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetenlere bir miskini doyuracak fidye gerekir. Kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa, o, kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır."

Bu ilk nâzil olan ayetlerdeki "sayılı günler" tabiri, müfessirler nezdinde farklı tevillere konu olmuştur. Atâ b. Ebî Rebâh, Mücâhid b. Cebr ve daha birçok selef âliminden rivayet edilen görüşe göre, bu ilk farziyet, her aydan üç gün oruç tutmaktı. (16) İmam Taberî, bu yorumu teyiden, "sayılı günler" ifadesinin, Ramazan orucunun farz kılınmasından mukaddem, her aydan tutulması emredilen üç gün orucu ifade ettiğini nakleder. (17)

Ancak başka bir görüşe göre, "sayılı günler" ifadesi doğrudan Ramazan ayını kastetmektedir. Zemahşerî tefsirinde, bu orucun Muharrem'in 10 günlük orucu ile her aydan üç gün oruç olduğunu, sonra bu surenin 185. Ayetiyle bu hükmün nesh edildiği görüşünü ileri sürmektedir.(18)

Ayetin devamında, bu ilk aşamaya müteallik hükümler şu şekilde tanzim edilmiştir: Hasta ve yolcular, meşakkat sebebiyle oruç tutmaları müyesser olmazsa, tutamadıkları gün sayısınca başka günlerde oruç tutarak kaza ederler. Oruca gücü yetenler ise iki seçenek arasında muhayyer bırakılmıştır: Ya oruç tutacaklar, ya da her bir gün için bir fakiri doyuracaklardı (fidye).

İbn Kesir, bu ayetin tefsirinde, İbn Abbas, İbn Mes'ud ve diğer selef âlimlerinden yaptığı nakillerle, bu hükmün başlangıçta bir ruhsat olarak geldiğini ve isteyenin oruç tutup isteyenin fidye verebileceğini teyit eder. (19) Buhârî'nin Seleme b. el-Akva'dan rivayet ettiğine göre, İslam'ın ilk döneminde isteyen tutuyordu, istemeyen yerine fidye veriyordu. (20)
3.2. İkinci Aşama: Nesih ve Kat'î Hükmün İnşası (Bakara 185)
Bakara sûresinin 185. ayeti şöyledir: "Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olan Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyleyse sizden kim bu aya şahit olursa (yetişirse) onu oruçla geçirsin. Kim hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun."

Bu ayetin nüzulüyle birlikte, birinci aşamada mevcut olan fidye seçeneği nesh edilmiş ve kesin, bağlayıcı bir hüküm vaz’ edilmiştir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre bu ayet, 184. ayetteki ihtiyarî hükmü nesh ederek, Ramazan orucunu kat'î bir farz olarak belirlemiştir.
Bu ayetle birlikte getirilen yeni düzenleme şöyledir: Ramazan ayının bizzat kendisi, oruç ayı olarak ta’yin edilmiştir. Ayı idrak eden her mükellefin (mukim ve sıhhatli olan) oruç tutması kat'î bir farz olarak teşri’ kılınmıştır. Hasta ve yolcular için ise, önceki aşamada olduğu üzere, tutamadıkları günleri başka zamanlarda kaza etme ruhsatı baki kalmıştır.
Dolayısıyla, 185. ayet, 184. ayetteki "Bununla beraber, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır" ifadesini, artık bir tercih değil, bir emir olarak te’kit etmiş ve fidye seçeneğini ilga etmiştir. Gazâlî, el-Mustasfâ'da bu konuya değinirken, önce gelen hükmün (fidye seçeneği) sonradan gelen hükümle (Ramazan orucunun kat'î farziyeti) nesh edildiğini açıkça ifade etmektedir. (21)

3.3. Nesih Sürecinin Hikmeti ve Pedagojik Boyutu
Orucun iki aşamada farz kılınmasının ardındaki hikmeti anlamak için, Arapların İslam öncesi durumlarını ve oruç ibadetiyle ilgili alışkanlıklarını göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Araplar daha önce belli şekilde bir ay oruç tutmaya alışık olmadıkları için, müminler psikolojik olarak bu ibadete alıştırılmak istenmiş; bu amaçla ilk aşamada fidye seçeneği sunulmuştur. (22)

İlk aşamada verilen fidye seçeneği, toplumun oruca alışmasını kolaylaştırmış ve dirençle karşılaşmadan bu ibadetin kabul görmesini sağlamıştır. Daha sonra, müminler oruç tutmanın faziletini ve faydalarını tecrübe ettikten sonra, ikinci aşamada Ramazan orucu kesin bir farz olarak belirlenmiştir.

Bu pedagojik yaklaşım, İslam'ın diğer birçok hükmünün teşri’inde de görülmektedir. Örneğin, içkinin haram kılınması da dört aşamada gerçekleşmiştir. (23) Bu tedricî yöntem, İslam'ın toplumsal dönüşümü gerçekleştirirken benimsediği hikmetli ve gerçekçi yaklaşımı yansıtmaktadır.

4. KLASİK MÜFESSİRLERİN KONUYA YAKLAŞIMLARI
4.1. Taberî'nin Görüşleri
Ebû Ca'fer et-Taberî (ö. 310/923), İslam tefsir geleneğinin en önemli isimlerinden biri olup, Câmiu'l-Beyân adlı tefsiri, rivayet tefsirinin en temel kaynaklarından kabul edilmektedir. Taberî, oruç ayetlerinin tefsirinde, sahabeden ve tabiinden gelen rivayetleri titizlikle nakleder ve bu rivayetler arasında tercih yapar.
Taberî'ye göre, Bakara 184. ayetindeki "sayılı günler" ifadesi, başlangıçta her aydan üç gün orucunu kastetmektedir. İbn Abbas, Muâz b. Cebel ve diğer sahabilerden gelen rivayetleri aktaran Taberî, bu ilk oruç emrinin sonradan Ramazan orucuyla nesh edildiğini savunur. (24)
Taberî ayrıca, 184. ayetteki fidye verme seçeneğinin, başlangıçta mukim ve sıhhatli müminler için de geçerli olduğunu, ancak 185. ayetin nüzulüyle birlikte bu seçeneğin kaldırıldığını ve sadece oruca gerçekten güç yetiremeyenler için bakî kaldığını belirtir.

4.2. İbn Kesîr'in Değerlendirmeleri
İmâdüddin İbn Kesîr (ö. 774/1373), tefsir geleneğinde hem rivayetin hem de dirayetin güçlü bir şekilde birleştirildiği bir âlimdir. Onun Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm adlı eseri, İslâm dünyasında en çok okunan ve güvenilen tefsirlerden biri olmuştur.
İbn Kesîr, oruç ayetlerinin tefsirinde, Taberî'nin görüşlerini büyük ölçüde takip etmekle birlikte, bazı noktalarda daha detaylı açıklamalar yapar. Ona göre, İslâm'ın ilk döneminde oruç emri geldiğinde, müminlere iki seçenek sunulmuştu: ya oruç tutacaklar ya da fidye vereceklerdi. (25)

İbn Kesîr ayrıca, bu tedricî teşri’ yönteminin hikmetine dikkat çeker. Ona göre, Allah Teâlâ, kullarına kolaylık göstermiş ve onları ağır bir ibadete birden değil, tedricî olarak alıştırmıştır.

4.3. Zerkeşî'nin Usûlî Yaklaşımı
Bedreddin ez-Zerkeşî (ö. 794/1392), İslam hukuk usulünün en önemli âlimlerinden biri olup, el-Burhân fî Ulûmi'l-Kur'ân adlı eseri, Kur'an ilimleri alanında yazılmış en kapsamlı eserlerden biridir. Zerkeşî, oruç ayetlerini fıkıh usulü perspektifinden ele alır ve nesih meselesini ayrıntılı bir şekilde inceler.

Zerkeşî'ye göre, nesh sadece bir hükmün iptali değil, aynı zamanda hüküm koyucunun (Şâri') hikmetinin ve iradesinin bir tezahürüdür. Oruç örneğinde, ilk aşamada verilen kolaylık, müminlerin bu ibadete alışması için geçici bir düzenlemedir. (26)
Zerkeşî, neshin çeşitlerini incelerken, oruç ayetlerini "hükmün neshi, tilavetin bakası" kategorisine örnek verir.

4.4. Gazâlî ve Fahreddin er-Râzî'nin Katkıları
Ebû Hâmid el-Gazâlî (ö. 505/1111), İslam düşünce tarihinin en önemli simalarından biri olup, fıkıh usulü alanında da çığır açıcı çalışmalar yapmıştır. Onun el-Mustasfâ min İlmi'l-Usûl adlı eseri, fıkıh usulünün klasik kaynaklarından kabul edilir.
Gazâlî, neshin tanımını yaparken, onu "önceden sabit olan bir hükmün, zamanının bittiğini belirterek kaldırılması" şeklinde açıklar. Orucun tedrici farz kılınması örneğinde, Gazâlî, ilk hükmün geçici olduğunu vurgular. (27)

Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) ise, hem tefsir hem de fıkıh usulü alanında derin çalışmalar yapmıştır. Râzî'nin Mefâtîhu'l-Ğayb adlı tefsiri, aklî ve naklî delillerin muhteşem bir sentezini sunar.

Râzî, oruç ayetlerinin tefsirinde, neshin lügat ve ıstılah anlamlarını ayrıntılı bir şekilde tartışır. Ona göre, nesih "bir şeyi iptal etmek" anlamında hakikî manayı ifade eder. (28)

SONUÇ
Orucun farz kılınma süreci, Kur'ân-ı Kerîm'in hükümlerinin toplumsal realiteye mutabık, tedricî ve pedagojik bir metotla indirildiğinin çarpıcı ve ikna edici bir örneğidir. Bakara sûresinin 183-185. ayetleri, İslam teşri’ tarihinde nesih teorisinin amelî sahada nasıl işlediğine dair çok açık ve net bir tablo sunmaktadır.
İlk aşamada, her aydan üç gün oruç ve fidye verme seçeneği şeklinde getirilen esnek ve ihtiyarî hüküm, müminleri bu ağır ibadete hazırlamış; ikinci aşamada ise, Ramazan orucu kesin ve bağlayıcı bir farizaya dönüşmüş ve önceki ruhsat hükmü nesh edilmiştir. Taberî, İbn Kesîr, Zerkeşî, Gazâlî ve Fahreddin er-Râzî gibi müfessirlerin sahih hadis ve sahabe kavliyle de müeyyed nakilleri, bu yorumun sıhhatini te’yit etmektedir.

Bu örnek, nesih olgusunu salt bir "iptal" veya "ilga" olarak değil, bilakis İslam hukuk sisteminin dinamik, hikmete dayalı ve toplumun ihtiyaçlarına âtıf yapan inşa sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak anlamanın ehemmiyetine işaret etmektedir. Tedricî teşri’ prensibi, İslâm'ın evrensel ve kalıcı bir din olarak, farklı zaman ve mekanlardaki toplumlara hitap edebilme kabiliyetini göstermektedir.

Neshin beyan eksenli ve ref’ eksenli tanımları arasındaki tartışma, İslâm düşünce tarihindeki farklı ekollerin zenginliğini ve çeşitliliğini yansıtmaktadır. Her iki görüş de, neshin İslâm teşri' sürecindeki önemini ve hikmetini farklı açılardan aydınlatmaktadır.

Modern dönemde, nesih teorisine yönelik eleştiriler gündeme gelmişse de, klasik usul âlimlerinin ve çağdaş İslam hukukçularının büyük çoğunluğu, neshin Kur'an'da ve sünnette açıkça ifade edildiğini ve bunun İslam'ın gerçekçi ve dinamik karakterinin bir göstergesi olduğunu savunmuşlardır.

Sonuç olarak, oruç ibadetinin tedricî farziyeti örneği, İslam'ın toplumsal dönüşümü gerçekleştirirken benimsediği hikmetli ve pedagojik yaklaşımı en güzel şekilde yansıtmaktadır. Nesih olgusu, bu dinamik yapının en önemli unsurlarından biri olarak, İslam'ın her çağda ve her toplumda geçerliliğini korumasının temel sebeplerinden birini teşkil etmektedir.

DİPNOTLAR
(1) Bedreddin ez-Zerkeşî, el-Burhân fî Ulûmi'l-Kur'ân, thk. Muhammed Ebu'l-Fazl İbrahim, (Kahire: Dâru'l-Hadîs, 2006), 2: 297.
(2) Zerkeşî, el-Burhân, 2: 298.
(3) Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu'l-Ğayb (et-Tefsîru'l-Kebîr), (Beyrut: Dâru'l-Fikr, 1981), 3: 227.
(4) İbrahim Kâfi Dönmez, "Beyân", DİA, VI: 23-24.
(5) Gazzâlî, el-Mustasfâ min İlmi'l-Usûl, thk. Ahmed Zeki Hammad, (Riyad: Dâru'l-Miman, ts.), I: 239.
(6) Muhammed Ali es-Sâbûnî, et-Tibyân fî Ulûmi'l-Kur'ân, (Beyrut: Dâru'l-Kalem, 1997), 125-130.
(7) Mustafa Zeyd, en-Nesh fi'l-Kur'âni'l-Kerîm: Dirâse Teşrî'iyye Târîhiyye Nakdiyye, (Kahire: Dâru'l-Vefâ, 1987), 1: 45-52.
(8) Zerkeşî, el-Burhân, 2: 299-305.
(9) Abdülmüteal Cebrî, en-Nesh fi'ş-Şeriati'l-İslâmiyye, (Kahire: Dâru'l-Cihad, 1961), 15-30.
(10) Bakara, 2:106. Ayetin tefsiri için bkz. Taberî, Câmiu'l-Beyân, 2: 476-485.
(11) Mehmet Ali Aytekin, "Vasiyet Ayeti Bağlamında Sünnetin Kur'ân-ı Kerim'i Nesh Etmesi", İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy. 34, 2019, s. 85-113.
(12) Mehmet Erdoğan, "Tedrîc", DİA, XL: 265-267.
(13) Buhârî, "Fedâilu'l-Kur'ân", 6; İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, (Kahire: Dâru'r-Reyyan, 1987), 9: 54-55.
(14) Muhammed Halid Mes'ud, İslâm Hukuk Teorisi, çev. Muharrem Kılıç, (İstanbul: İz Yayıncılık, 1997), 171-172.
(15) Taberî, Câmiu'l-Beyân, 3: 405-406.
(16) Vehbe Zuhaylî, et-Tefsîru'l-Münîr, (Beyrut: Dâru'l-Fikr, 1991), 2: 162.
(17) Taberî, Câmiu'l-Beyân, 3: 410.
(18) Zemahşerî, el-Keşşâf an Hakāiki't-Tenzîl, (Beyrut: Dâru'l-Marife, 2009), 1: 342-345.
(19) İbn Kesir, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, thk. Sâmî b. Muhammed Selâme, (Riyad: Dâru Tayyibe, 1999), 1: 497.
(20) Buhârî, "Tefsîr", 2/24; Müslim, "Sıyâm", 132-137.
(21) Gazzâlî, el-Mustasfâ, I: 305.
(22) Diyanet Kur'an Tefsiri, Kur'an Yolu, (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 2007), 1: 276-279.
(23) İçkinin haramlığının tedrici süreci için bkz. Hayreddin Karaman, İslâm Hukuk Tarihi, (İstanbul: İz Yayıncılık, 1989), 57-60.
(24) Taberî, Câmiu'l-Beyân, thk. Abdullah b. Abdulmuhsin et-Türkî, (Kahire: Dâru Hacer, 2001), 3: 410-415.
(25) İbn Kesir, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, 1: 497-502.
(26) Zerkeşî, el-Burhân fî Ulûmi'l-Kur'ân, 2: 297-310.
(27) Gazzâlî, el-Mustasfâ min İlmi'l-Usûl, I: 239-250.
(28) Enver Bayram, "Fahreddin Râzî'nin Nesh Anlayışı (Tefsîr-i Kebîr Bağlamında)", Turkish Academic Research Review, 4 (2), 2019, s. 599-620.
KAYNAKÇA
A. Temel Kaynaklar (Tefsir ve Hadis)
Buhârî, Ebû Abdillah Muhammed b. İsmail. Sahîhu'l-Buhârî. Thk. Muhammed Züheyr b. Nâsır en-Nâsır. 9 Cilt. Beyrut: Dâru Tavki'n-Necât, 1422/2001.
İbn Kesir, Ebu'l-Fidâ İsmail. Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm. Thk. Sâmî b. Muhammed Selâme. 8 Cilt. Riyad: Dâru Tayyibe, 1420/1999.
Müslim, Ebu'l-Hüseyin Müslim b. el-Haccâc. Sahîhu Müslim. Thk. Muhammed Fuâd Abdülbâkī. 5 Cilt. Beyrut: Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, ts.
Râzî, Fahreddin Muhammed b. Ömer. Mefâtîhu'l-Ğayb (et-Tefsîru'l-Kebîr). 32 Cilt. Beyrut: Dâru'l-Fikr, 1401/1981.
Taberî, Ebû Ca'fer Muhammed b. Cerîr. Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân. Thk. Abdullah b. Abdulmuhsin et-Türkî. 26 Cilt. Kahire: Dâru Hacer, 1422/2001.
Zemahşerî, Ebü'l-Kāsım Mahmûd b. Ömer. el-Keşşâf an Hakāiki Ğavâmidi't-Tenzîl. 4 Cilt. Beyrut: Dâru'l-Ma'rife, 1430/2009.
Zuhaylî, Vehbe. et-Tefsîru'l-Münîr fi'l-Akîde ve'ş-Şerî'a ve'l-Menhec. 32 Cilt. Beyrut-Dımaşk: Dâru'l-Fikr, 1411/1991.
B. Fıkıh Usulü ve İslam Hukuku
Gazzâlî, Ebû Hâmid Muhammed. el-Mustasfâ min İlmi'l-Usûl. Thk. Ahmed Zeki Hammad. 2 Cilt. Riyad: Dâru'l-Miman, ts.
Râzî, Fahreddin Muhammed b. Ömer. el-Mahsûl fî İlmi Usûli'l-Fıkh. Thk. Taha Câbir Feyyâz el-Alvânî. 6 Cilt. Beyrut: Müessesetü'r-Risâle, 1412/1992.
Sâbûnî, Muhammed Ali. et-Tibyân fî Ulûmi'l-Kur'ân. Beyrut: Dâru'l-Kalem, 1418/1997.
Şâtıbî, Ebû İshâk İbrâhim b. Mûsâ. el-Muvâfakât fî Usûli'ş-Şerî'a. Thk. Abdullah Dırâz. 4 Cilt. Beyrut: Dâru'l-Ma'rife, ts.
Zerkeşî, Bedreddin Muhammed b. Bahâdır. el-Burhân fî Ulûmi'l-Kur'ân. Thk. Muhammed Ebu'l-Fazl İbrahim. 4 Cilt. Kahire: Dâru'l-Hadîs, 1427/2006.
C. Modern Çalışmalar ve Makaleler
Aytekin, Mehmet Ali. "Vasiyet Ayeti Bağlamında Sünnetin Kur'ân-ı Kerim'i Nesh Etmesi". İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy. 34 (2019): 85-113.
Bayram, Enver. "Fahreddin Râzî'nin Nesh Anlayışı (Tefsîr-i Kebîr Bağlamında)". Turkish Academic Research Review, 4/2 (2019): 599-620.
Cebrî, Abdülmüteal Muhammed. en-Nesh fi'ş-Şeriati'l-İslâmiyye. Kahire: Dâru'l-Cihad, 1381/1961.
Demirci, Muhsin. Tefsir Usulü. İstanbul: İFAV Yayınları, 2016.
Diyanet İşleri Başkanlığı. Kur'an Yolu Tefsiri. 5 Cilt. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2007.
Dönmez, İbrahim Kâfi. "Beyân". Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 6: 23-24. İstanbul: TDV Yayınları, 1992.
Dönmez, İbrahim Kâfi. "Nesh". Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 32: 579-581. İstanbul: TDV Yayınları, 2006.
Erdoğan, Mehmet. "Tedrîc". Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 40: 265-267. İstanbul: TDV Yayınları, 2011.
İbn Hacer el-Askalânî, Ahmed b. Ali. Fethu'l-Bârî bi-Şerhi Sahîhi'l-Buhârî. 13 Cilt. Kahire: Dâru'r-Reyyan li't-Türâs, 1407/1987.
Karaman, Hayreddin. İslâm Hukuk Tarihi. İstanbul: İz Yayıncılık, 1989.
Koçyiğit, Talat. Kur'ân'da Nesh Meselesi. Ankara: TDV Yayınları, 2012.
Mes'ud, Muhammed Halid. İslâm Hukuk Teorisi. Çev. Muharrem Kılıç. İstanbul: İz Yayıncılık, 1997.
Öztürk, Mustafa. Kıssaların Dili. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2018.
Sarıkçıoğlu, Ekrem. Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi. İstanbul: Fakülte Kitabevi, 2002.
Zeyd, Mustafa. en-Nesh fi'l-Kur'âni'l-Kerîm: Dirâse Teşrî'iyye Târîhiyye Nakdiyye. 2 Cilt. Kahire: Dâru'l-Vefâ, 1407/1987.

 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum