Reklam
H. Ali ERDOĞAN

H. Ali ERDOĞAN


Kılıç Âyeti'nin Bağlamsal ve Mekâsidî Tefsiri

22 Ocak 2026 - 14:04

“Kılıç Âyeti”nin Bağlamsal ve Mekâsidî Tefsiri: Tevbe Suresi 5. Âyeti Özelinde Bir İnceleme
The Contextual and Teleological Interpretation of the “Verse of the Sword”: A Study Based on Quran 9:5

H. Ali ERDOĞAN

ÖZET
Kur’an-ı Kerim’in anlaşılmasında karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, bazı ayetlerin tarihsel ve metinsel bağlamından koparılarak yorumlanmasıdır. Bu durum, özellikle savaş hükümlerini içeren ayetlerde daha büyük bir yanlış anlaşılma riski taşımaktadır. İslami literatürde “Kılıç Âyeti” olarak adlandırılan Tevbe Suresi’nin 5. ayeti de, sıklıkla bağlamı dışında ele alınarak, İslam’ın şiddeti mutlaklaştıran bir din olduğu iddialarına dayanak gösterilmiştir.

Bu çalışma, söz konusu ayetin doğru anlaşılması için üç temel analiz yöntemini bir arada kullanmayı amaçlamaktadır: nüzul sebebi (iniş nedeni), metin içi bağlam (siyak-sibak) ve İslam hukukunun temel amaçları (makâsıd). Araştırma sonucunda, bu ayetin evrensel ve sınırsız bir savaş çağrısı olmadığı; aksine, Hudeybiye Antlaşması’nı ihlal eden belirli bir müşrik gruba yönelik, antlaşmayı fesheden ve bir savunma durumunu hukukileştiren özel bir hüküm olduğu ortaya konulacaktır. Ayetin öncesi ve sonrası, ahde vefa, eman hakkı ve tövbe kapısının açıklığı gibi ilkeleri vurgulayarak bu hükmün genelleştirilemeyeceğini göstermektedir. Makâsıd perspektifinden bakıldığında ise, ayetin nihai hedefinin toplumsal barışı (sulh) ve can güvenliğini (hıfzü’n-nefs) sağlamak olduğu savunulmaktadır. Bu yaklaşım, ayeti indiği tarihsel ve hukuki ortama yerleştirerek, onun şiddeti meşrulaştıran indirgemeci okumalara izin vermediğini açıklığa kavuşturmayı hedeflemektedir.

Anahtar Kelimeler: Kılıç Âyeti, Tevbe 9:5, Nüzul Sebebi (Esbâb-ı Nüzûl), Makâsıd, Cihad, Antlaşma Hukuku, Bağlamsal Tefsir.

ABSTRACT
A significant challenge in understanding the Quran is the interpretation of certain verses outside their historical and textual context. This issue poses a particular risk of misunderstanding for verses containing rulings on warfare. The 5th verse of Surah al-Tawbah, known in Islamic literature as the “Verse of the Sword,” is frequently cited out of context to support claims that Islam is a religion that absolutizes violence.

This study aims to employ three fundamental methodological frameworks for a correct understanding of this verse: the occasion of revelation (asbāb al-nuzūl), textual context (siyāq), and the higher objectives of Islamic law (maqāṣid). The research concludes that this verse is not a universal and unlimited call to war. On the contrary, it is a specific ruling directed at a particular group of polytheists who violated the Treaty of Hudaybiyyah, thereby announcing the abrogation of the treaty and legalizing a state of defense. The preceding and subsequent verses emphasize principles such as fidelity to covenants, the right to asylum, and the openness of repentance, indicating that this ruling cannot be generalized. From a maqāṣid perspective, it is argued that the ultimate objective of the verse is to establish social peace (ṣul) and protect the security of life (if al-nafs). This approach contextualizes the verse within its historical and legal milieu, clarifying that it does not legitimize reductionist readings that justify violence.

Keywords: Verse of the Sword, Quran 9:5, Asbāb al-Nuzūl, Maqāṣid, Jihad, Treaty Law, Contextual Exegesis.

GİRİŞ
Kur’an tefsirinde karşılaşılan en ciddi metodolojik hatalardan biri, metinleri bütünsel bağlamlarından soyutlayarak okumaktır. Bu yaklaşım, özellikle savaş ve dış ilişkilerle ilgili hükümlerde, İslam’ın evrensel adalet, merhamet ve hidayet çağrısıyla çelişen yorumlara kapı aralamaktadır. Tevbe Suresi’nin 5. ayeti, bu tür bağlamından kopuk okumalara en sık maruz kalan ve “İslam’ın kılıçla yayıldığı” gibi ideolojik iddialara dayanak yapılan metinlerin başında gelmektedir.

Oysa klasik İslam ilim geleneği, herhangi bir nass'ın doğru anlaşılması için onun; tarihsel iniş ortamının (sebeb-i nüzul), metnin genel yapısı içindeki yerinin (siyak) ve İslam hukukunun nihai ilke ve amaçlarının (makâsıd) bir arada değerlendirilmesi gerektiğini öğretir. Bu çalışma, Tevbe Suresi 5. ayetini işte bu üçlü sacayağı üzerinden yeniden okumayı amaçlamaktadır. Temel argümanımız, bu ayetin zaman ve mekan üstü bir şiddet emri değil; belirli bir antlaşmayı ihlal eden spesifik bir düşman grubuna karşı, İslam toplumunun varlığını ve Kâbe’nin tevhidî kimliğini korumayı hedefleyen, illeti ve maksadı açık, şarta bağlı bir hukuki düzenleme olduğudur. Çalışmada önce ayetin nüzul zeminindeki tarihsel olaylar incelenecek, ardından metnin sure içindeki konumu ve Kur’an’ın genel mesajıyla uyumu değerlendirilecek, son olarak da İslam hukuk felsefesinin temel amaçları ışığında bir değerlendirme yapılacaktır.

1. TARİHSEL BAĞLAM: HUDEYBİYE ANTLAŞMASI’NIN İHLALİ VE FESHİN İLANI
Tevbe Suresi’nin ilk ayetleri, hicretin 9. yılında, Zilhicce ayında ve hac mevsiminde nazil olmuştur. Bu ayetlerin içeriği, Hz. Peygamber’in talimatıyla Hz. Ali tarafından Mekke’deki hacılar arasında ilan edilmiştir [1]. Bu bildirimin merkezinde, Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında akdedilmiş olan antlaşmaların -özellikle de Hudeybiye Antlaşması’nın- durumu bulunmaktadır.

Hicri 6. yılda imzalanan Hudeybiye Antlaşması, on yıllık bir barış süreci öngörmüş, taraflar arasındaki çatışmaları durdurmuş ve kabilelerin istedikleri taraf ile ittifak yapabilmesine imkan tanımıştı [2]. Ancak Mekkeli müşrikler, bu antlaşmanın hükümlerini defalarca ihlal etmişlerdir. En ciddi ihlal, antlaşmanın himayesindeki Huzaa kabilesine, Mekkelilerin müttefiki olan Benî Bekir kabilesinin saldırması ve Mekkelilerin bu saldırıya açık destek vermesiyle yaşanmıştır [3]. Bu fiili durum, antlaşmanın müşrik tarafınca ortadan kaldırıldığı anlamına geliyordu.

İşte Tevbe Suresi’nin ilk ayetlerinde ilan edilen “berâetün minallâhi ve resûlihî” (Allah ve Resulünden bir açıklamadır) ifadesi, bu ihlaller nedeniyle Müslümanların da söz konusu antlaşmalardan doğan yükümlülüklerinden beri olduğunu resmen bildirmektedir. Bu bir "savaş ilanı" değil, "bozulan antlaşmanın fesih beyanı"dır. Ayetler, antlaşmaya sadık kalanlara yönelik hükümleri ayrıca zikrederken (9:4), antlaşmayı bozanlara ise yolculuk ve güvenliklerini sağlama fırsatı vermek için dört aylık bir süre (eyyâmün ma‘lûmât) tanımıştır (9:2) [4].

Bu tarihsel arka plan, “kılıç ayeti” olarak anılan 5. ayetin muhatabının, tüm müşrikler değil, belirli bir antlaşmayı bozarak barış halini sona erdirmiş ve somut bir tehdit oluşturmuş spesifik bir grup olduğunu açıkça göstermektedir. Ayetin hükmü, kalıcı ve genel bir emirden ziyade, özel ve acil bir askeri/hukuki tedbirdir.

2. METİN İÇİ BAĞLAM (SİYAK): AHDE VEFA, EMAN VE SINIRLILIK
Bir ayetin doğru anlamını kavramak için, onu öncesi ve sonrasıyla (siyak-sibak) bir bütün olarak okumak esastır. Tevbe Suresi 5. ayetinin anlamını belirleyen en önemli unsurlardan biri, işte bu metinsel çerçevedir.

Ayetin hemen öncesinde (9:4) şöyle buyrulur: “Ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma yaptığınız, sonra da bu antlaşmada size karşı hiçbir eksiklik yapmayan ve aleyhinize hiç kimseye arka çıkmayan kimselerle olan antlaşmanızı, süresi bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, muttakileri sever.” Bu ayet, “berâet”in (ilişki kesme) genel ve mutlak olmadığını, antlaşmaya sadık kalanlarla ahde vefa gösterilmesi gerektiğini vurgular.

Ayetin hemen sonrasında ise (9:6) çok kritik bir ilke ortaya konur: “Eğer müşriklerden biri senden eman (güvence) dilerse, ona eman ver ki Allah’ın kelamını dinleyebilsin. Sonra da onu güvenli olduğu yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir toplum olmalarından dolayıdır.” Bu emir, savaş halinin dahi mutlak olmadığını, öğrenmek ve anlamak isteyen herkese güvence verilmesini, hatta bu kişinin güvenliğinin sağlanmasını zorunlu kılar. Bu, İslam’ın bilgiye ve iletişime verdiği değerin ve dinin zorla dayatılamayacağı ilkesinin somut bir ifadesidir.

Dolayısıyla siyak, 9:5. ayetini her iki taraftan da kuşatarak onun anlam alanını net bir şekilde sınırlandırmaktadır. Ayet, ahde vefasızlık eden ve savaş halini başlatan belirli bir gruba yöneliktir. Bu hüküm, ne antlaşmaya bağlı kalanları (9:4) ne de öğrenmek için güvence talep edenleri (9:6) kapsamaz. Bu diziliş, İslam savaş etiğinin temel taşları olan “ahde vefa” ve “eman hakkı” ilkelerini korumayı amaçlamaktadır.

3. MAKÂSID PERSPEKTİFİNDEN BİR OKUMA: SULH VE HIFZÜ’N-NEFS
İslam hukuk felsefesinde (usûl-i fıkıh), şer’î hükümlerin arkasındaki yüksek amaç ve hikmetlerin (makâsıdü’ş-şeria) tespiti, nassların doğru yorumlanmasında kilit role sahiptir. Makâsıd alimleri, şeriatın temelde beş temel değeri (zarûriyyât) korumayı hedeflediğini belirtirler: Dini, canı, aklı, nesli ve malı korumak. Bu değerlere yönelik ciddi bir tehdit, meşru müdafaa veya toplumu ıslah amaçlı tedbirleri haklı kılar.

Tevbe 9:5 ayetini bu çerçevede değerlendirdiğimizde, ayetin korumayı hedeflediği ana maksadın “hıfzü’n-nefs” (can güvenliğinin ve toplumsal düzenin korunması) ve onun toplumsal karşılığı olan “sulh” (barış) olduğu görülür. Ayetin uygulama sebebi (illeti), sırf farklı bir inanca sahip olmak (küfür) değil, antlaşmayı bozarak barış halini sona erdiren ve Müslüman toplumun varlığını tehdit eden “muharebe” (saldırgan savaş hali) durumudur. Nitekim klasik fıkıh tanımında “muharip”, inancından dolayı değil, fiili saldırganlığı nedeniyle bu statüyü kazanır [5].

Ayetin, antlaşmayı bozanlar için dört aylık bir gözetim süresi tanıması ve “eğer tövbe eder, namazı kılar, zekatı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir” (9:5) şeklindeki açık istisnası, nihai hedefin yok etmek değil, tehdidi ortadan kaldırarak toplumsal barış ve adaleti (islah) tesis etmek olduğunu gösterir. 6. ayetle birlikte düşünüldüğünde, amaç sadece fiziki tehdidi bertaraf etmek değil, aynı zamanda bilginin özgürce yayılmasına imkan sağlamaktır.

Hz. Peygamber’in Mekke’nin Fethi’nde (H. 8) uyguladığı genel af (“Bugün size kınama yoktur”), bu maksat odaklı yaklaşımın en somut örneğidir. Tehdit ortadan kalkar kalkmaz, savaş hükümleri askıya alınmış ve toplumsal bütünleşme ön plana çıkarılmıştır.

4. KLASİK VE MODERN TEFSİR GELENEĞİNDEKİ YERİ
Klasik tefsir birikimi, bu bağlamsal çerçeveyi büyük ölçüde doğrular. Taberî (ö. 310/923), ayetin hükmünün sadece Müslümanlarla aralarında anlaşma bulunmayan ve savaş halindeki müşriklerle sınırlı olduğunu belirtir [6]. Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210), ayetin dört aylık sürenin bitiminden sonraki durumu düzenlediğini, bu sürenin bir düşünme ve tövbe fırsatı olduğunu vurgular [7]. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (ö. 1942) ise ayeti “o zamana mahsus bir harp emri” olarak niteler ve genel bir katliam emri şeklinde anlaşılamayacağını, aksi halde diğer ayetlerle çelişeceğini ifade eder [8].

Modern dönemde de Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Muhammed Esed, Fazlur Rahman gibi müfessirler, ayetin bağlamından koparılmasına karşı eleştirel bir tutum almışlardır. Reşid Rıza, Tefsîrü’l-Menâr’da, bu ayetin cihadın genel ruhuyla çelişecek şekilde yorumlanamayacağını, İslam’ın asıl hedefinin insanları öldürmek değil, hakikate ulaştırmak olduğunu belirtir [9].

Buna karşılık, Selefi-Vehhabi geleneğin bazı katı yorumcuları ile modern radikal cihatçı ideolojiler, ayeti tarihsel illetinden ve maksadından soyutlayarak, tüm zamanlar ve gayrimüslimler için geçerli mutlak bir savaş bildirisi olarak okuma eğilimindedir. Bu yaklaşım, usûl-i tefsir ve usûl-i fıkıh ilimlerinin temel metodolojik prensipleriyle açıkça çelişmektedir.

SONUÇ
Tevbe Suresi 5. ayeti, popüler adıyla “Kılıç Âyeti”, ancak kapsamlı ve çok yönlü bir analizle doğru anlaşılabilir. Bu çalışmada ortaya konduğu üzere:

1. Tarihsel olarak, ayet, Hudeybiye Antlaşması’nı ihlal eden belirli bir müşrik gruba karşı, antlaşmanın feshedildiğinin ilanı ve bir meşru müdafaa tedbiridir.
2. Metinsel olarak, ayet, ahde vefa (9:4) ve eman hakkı (9:6) ilkeleriyle çevrelenmiş; anlamı, bu kuşatıcı ilkelerle sınırlandırılmıştır.
3. Hukuki ve felsefi olarak, ayetin temel maksadı, Müslüman toplumun can güvenliğini (hıfzü’n-nefs) ve toplumsal barışı (sulh) sağlamaktır. Tehdit ortadan kalktığında ise tövbe, af ve yeniden barışma yolu her daim açık tutulmuştur.

Dolayısıyla bu ayet, İslam’ın evrensel barış (es-selâm), adalet (el-adl) ve merhamet (er-rahme) mesajına aykırı bir metin değildir. Aksine, bu yüksek ilkelerin, somut bir tarihsel tehdit ve hukuki ihlal karşısında nasıl pratiğe döküleceğini gösteren, maksat odaklı ve şartlara bağlı bir düzenlemedir. Onu doğru anlamak, Kur’an’ı bir bütün olarak kavrayan, Sünnet’i bütüncül bir şekilde değerlendiren ve İslam hukukunun insani amaçlarını merkeze alan sağlam bir metodolojiyi gerektirir. Bu yaklaşım, metni hem tarihsel gerçekliğine kavuşturur hem de onun, günümüzde şiddeti meşrulaştırmak isteyen indirgemeci ve ideolojik okumalara alet edilmesini önler.

DİPNOTLAR
[1] İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, 4: 169-170; Taberî, Câmi‘u’l-Beyân, 11: 429.
[2] İbn Hişâm, es-Sîre, 3: 331-334.
[3] İbn Hişâm, es-Sîre, 4: 44-45; Vâkıdî, el-Meğâzî, 3: 889-890.
[4] Taberî, Câmi‘u’l-Beyân, 11: 438-440; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, 15: 219-220.
[5] Şâfiî, el-Ümm, 4: 257; Serahsî, el-Mebsût, 10: 74.
[6] Taberî, Câmi‘u’l-Beyân, 11: 445.
[7] Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, 15: 225-226.
[8] Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 4: 2450-2451.
[9] Muhammed Reşid Rıza, Tefsîrü’l-Menâr, 10: 192-193.


KAYNAKÇA
· Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır. Hak Dini Kur’an Dili. İstanbul: Eser Neşriyat, 1979.
· İbn Hişâm, Ebû Muhammed Abdulmelik. es-Sîretü’n-Nebeviyye. Thk. Mustafa es-Sekkâ vd. Kahire: y.y., 1955.
· Râzî, Fahreddin. Mefâtîhu’l-Gayb. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-‘Arabî, 1999.
· Serahsî, Şemsü’l-Eimme Muhammed b. Ahmed. el-Mebsût. Beyrut: Dâru’l-Ma‘rife, 1993.
· Şâfiî, Muhammed b. İdrîs. el-Ümm. Beyrut: Dâru’l-Ma‘rife, ts.
· Taberî, Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr. Câmi‘u’l-Beyân ‘an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân. Thk. Abdullah b. Abdulmuhsin et-Türkî. Kahire: Dâru Hicr, 2001.
· Vâkıdî, Muhammed b. Ömer. el-Meğâzî. Thk. Marsden Jones. Beyrut: ‘Âlemü’l-Kütüb, 1984.
· Reşid Rıza, Muhammed. Tefsîrü’l-Menâr. Kahire: y.y., 1947.

 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum