Çağdaş İslâm Toplumlarında "Dikkat Ekonomisi"nin Yol Açtığı Kriz: Bilgi ile Eylem Arasındaki Köprünün Çöküşü
(The Crisis Wrought by the Attention Economy in Contemporary Islamic Societies: The Collapse of the Bridge Between Knowledge and Action)
H. Ali ERDOĞAN
ÖZET
Bu çalışma, post-modern dönemde "dikkat ekonomisi"nin merkezî bir değer haline gelmesinin, çağdaş İslâm toplumlarında yol açtığı bir krizi incelemektedir. Bu kriz, İslâm geleneğindeki temel bir ilişki olan bilgi (ilm) ile eylem (amel) arasındaki bağın kopması olarak tezahür etmektedir. Temel argümanımıza göre, modern Müslüman bireyin asıl sorunu bilgi eksikliği değil, sahip olduğu bilgiyi hayata geçirmeye dönük bir isteksizlik, irade zayıflığı ve eylemsizliktir.
Makalede modernite ve post-modernitenin yapısal süreçleri olan dikkat ekonomisi, enformasyon seli, seküler zaman rejimi ve akışkan kimliklerin, Müslüman zihninde bir ilgi parçalanması ve derin bir dikkat krizi yarattığı, sosyolojik ve felsefî kuramlar ışığında analiz edilmektedir. İbn Hazm ve Mâverdî gibi klasik düşünürlerin bilgi-amel ilişkisine dair yaklaşımları, mevcut krizle diyalog içinde yeniden yorumlanmakta; sorunun özünün, en temel dinî-ahlakî bilginin bile eyleme dönüşme iradesinin, dikkat ekonomisinin mekanizmaları tarafından aşındırılması olduğu sonucuna varılmaktadır.*
Bir çözüm önerisi olarak, bireysel ve toplumsal düzeyde bir "dikkat ontolojisi"nin inşası ve bilginin ancak niyet, irade ve sürekli bir eylemle anlam kazandığı yönündeki epistemolojik bilincin restore edilmesi önerilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Dikkat Ekonomisi, Bilgi-Eylem Diyalektiği, İlgi Parçalanması, Post-Modernite, İslam Toplumu, İbn Hazm, Mâverdî.
ABSTRACT
This study examines a crisis in contemporary Islamic societies caused by the rise of the "attention economy" in the postmodern era. This crisis manifests as the collapse of the fundamental relationship between knowledge (ilm) and action (amel) in the Islamic tradition. Our main argument posits that the primary problem of the modern Muslim individual is not a lack of knowledge, but rather an unwillingness, weakness of will, and inaction toward translating existing knowledge into practice.
The study analyzes, through sociological and philosophical theories, how the structural processes of modernity and postmodernity—the attention economy, information flood, secular time regime, and fluid identities—create a fragmentation of attention and a profound crisis of deep attention in the Muslim mind. The approaches of classical thinkers like Ibn Hazm and Al-Mawardi regarding the knowledge-action relationship are reinterpreted in dialogue with the current crisis. It is concluded that the core of the problem is the erosion, by the mechanisms of the attention economy, of the will to transform even the most basic religious-ethical knowledge into action.
As a solution, the study proposes the construction of an "ontology of attention" at both individual and societal levels, and the restoration of the epistemological awareness that knowledge only gains meaning through intention, will, and sustained action.
Keywords: Attention Economy, Knowledge-Action Dialectic, Fragmentation of Attention, Post-Modernity, Islamic Society, Ibn Hazm, Al-Mawardi.
GİRİŞ
İnsanlık tarihi boyunca bilgi (ilm), salt teorik bir birikim olmanın ötesinde, eylemin (amel) rehberi, ahlakî tekâmülün anahtarı ve nihayetinde hakikate vuslatın vasıtası olarak kabul edilmiştir. İslam medeniyet düşüncesinde de "ilm", "âlim" ve "amel" kavramları ontolojik ve ahlakî bir süreklilik içinde ele alınmış, faydasız ilimden (ilmin lâ yenfeu) Allah'a sığınılması emredilmiştir. Ancak modernite ve onun radikalleşmiş hali olan post-modernite ile birlikte, bilginin niteliği, taşıdığı değer ve birey ile kurduğu ilişki köklü bir dönüşüme uğramıştır. Günümüz "enformasyon toplumu"nda paradoksal bir durum hâkimdir: Bilgiye erişim tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar demokratikleşmiş ve kolaylaşmışken, bu bilginin "hikmete", "iradeye" ve nihayetinde "amale" dönüşme kapasitesi benzeri görülmemiş bir oranda erimiştir. Bu makale, özellikle çağdaş Müslüman bireyin bu ikilemini, "dikkat ekonomisi" (Attention Economy) kavramını merkeze alarak ve klasik "bilgi-amel" diyalektiği çerçevesinde çözümlemeyi hedeflemektedir. Temel savımız, bilginin "enformasyon yığınına", öğrenmenin "tüketime", dikkatin ise "sürekli bölünebilir bir kaynağa" dönüştüğü bu çağda, Müslüman şahsiyetinde yaşanan asıl krizin epistemolojik değil, ahlakî-ontolojik bir kriz olduğudur; yani "bilmemek" değil, "bildiğine kayıtsız kalmak" veya "bildiğini yaşamaya değer bulmamak"tır. Klasik metinlerde "kalbin katılaşması" (kasvetü'l-kalb) olarak tanımlanan bu hal, bugün dikkat ekonomisinin sistematik olarak ürettiği "ilgi parçalanması" ve "yüzeysel meşguliyet" ile yakından ilişkilidir.
1. Dikkat Ekonomisinin Sosyo-Psikolojik Anatomisi: Parçalanmış İlgi ve Akışkan Zihin
"Dikkat ekonomisi" kavramı, Herbert A. Simon'ın 1970'lerde, enformasyon bolluğunun beraberinde getirdiği asıl kıtlığın insan dikkati olduğuna dair tespitiyle literatüre girmiştir.[1] Post-modern kapitalist düzen, bu kıt kaynağı (dikkati) verimli bir şekilde yakalayıp, tüketime ve veri üretimine kanalize etmek üzere kompleks bir endüstri geliştirmiştir. Sosyal medya platformları, akıllı telefon uygulamaları, sürekli bildirimler ve kişiselleştirilmiş içerik akışları, bireyi sürekli bir uyarıcı bombardımanına tabi tutarak, derin ve sürdürülebilir dikkat (sustained attention) kapasitesini aşındırmaktadır. Bunun yerine, hızlı, kısa ömürlü ve sürekli geçişler içeren "hiper dikkat" (hyper attention) modu teşvik edilmektedir.[2]
Zygmunt Bauman'ın "akışkan modernite" teorisi, bu durumu sosyolojik bir zemine oturtur. Bauman'a göre, modern birey aidiyetler, değerler ve ilişkilerde kalıcılığı değil, akışkanlığı ve değişkenliği deneyimler.[3] Bu akışkanlık, Müslüman zihninde "sabiteler" (sebât) ile "değişkenler" arasındaki geleneksel hiyerarşiyi altüst eder. Dinî bilgi veya ahlakî bir ilke, tıpkı bir sosyal medya paylaşımı gibi, zihinsel ekranda hızla belirip kaybolan geçici bir "içerik" haline gelir. Bilginin "hikmet" boyutu, yani onun hayata nüfuz eden, dönüştürücü ve kemale erdirici yönü, "anlık doyum" (instant gratification) karşısında geri plana düşer. Bu yüzeysel meşguliyet ve sürekli bağlam değiştirme hali, namaz, tefekkür, sabır, sıdk (doğruluk) gibi derunî konsantrasyon ve süreklilik (istimrar) gerektiren tüm "amel" formlarıyla doğası gereği çatışır. Sonuç, dinî bilginin varlığına rağmen, onun gerektirdiği varoluşsal tavrın (hal) kaybıdır.
2. Bilgi-Amel Diyalektiğinde Modern Kriz: İlgisizlik, Lakaytlık ve Yorgunluk
Modern/post-modern Müslüman özne, geleneksel bir müminle kıyaslandığında, fıkhî detaylar veya ahlakî ilkeler konusunda teknik anlamda daha az bilgili olabilir; ancak asıl çarpıcı fark, asgarî dinî bilgiye (farz-ı ayın olan ilmihal bilgisi gibi) sahip olunsa dahi, bu bilginin motive edici, yönlendirici ve dönüştürücü gücünün hissedilmemesidir. Sorun "cehalet" (bilmemek) değil, "tecâhül" (bilmezden gelmek, önemsememek) veya daha çarpıcı bir ifadeyle "amelî lakaytlık"tır. Bu lakaytlık, bilginin kalpten (gönül/irade merkezi) geçmeden, sadece zihinde (bilişsel depolar) nötür bir enformasyon parçası olarak kalmasıdır.
Byung-Chul Han'ın "Yorgunluk Toplumu" teşhisi, bu lakaytlığın psikolojik arka planını aydınlatır. Han, modern bireyin artık Foucault'nun tasvir ettiği "disiplin toplumu"nun baskıcı yasaklarıyla değil, "başarı toplumu"nun "yapabilirlik" (Können) dayatması ve pozitif itkileriyle (kendini gerçekleştir, daha üretken ol, daha çok katıl) tükendiğini ileri sürer.[4] Bu "pozitif istismar", bireyi kendisine karşı bir performans nesnesine dönüştürür ve nihayetinde derin bir ruhsal yorgunluk (burn-out) üretir. Müslüman birey de bu genel yorgunluğun içinde, dinî ve ahlakî sorumluluklarını hayata geçirmek için gereken manevi enerjiyi (himmet) bulamaz. Ekran başında geçirilen, dikkati sürekli bölen saatlerin ardından, kalbin "huzur ile kıyam"ı (ihşâ) imkânsız hale gelir. Bilgi, amel için bir "sebep" (illet) olmaktan çıkar; olsa olsa sosyal bir kimlik göstergesi veya tartışma malzemesine indirgenir.
3. Klasik İslam Düşüncesinin Teşhisi: İbn Hazm, Mâverdî ve Gazzâlî Işığında Amelsiz İlim
Klasik İslam düşünürleri, bilgi-amel bütünlüğünü medeniyetlerinin ahlakî omurgası olarak görmüşlerdir. Onlara göre ilim ağaç ise, amel onun meyvesidir; meyvesiz ağaç ise kıymetsizdir.
Endülüslü alim İbn Hazm (ö. 456/1064), el-Ahlâk ve's-Siyer adlı eserinde bu konuda çarpıcı bir netlik ortaya koyar. Ona göre, ilmin gerçek amacı nefsi ıslah etmek ve kişiyi kötü huylardan arındırmaktır. Bir kimse bir şeyin iyi veya kötü olduğunu bildiği halde, ona göre davranmıyorsa, bu bilgi onun için bir fayda değil, zarar ve hatta aleyhte bir "hüccet" (delil) olur.[5] İbn Hazm'ın üzerinde durduğu nokta, bilmemenin değil, bildiği halde amel etmemenin bir küstahlık (istikbar) olduğudur. Günümüzde sosyal medyada dinî içerikleri paylaşan ancak temel ahlaki ilkeleri kişisel hayatında göz ardı eden "bilen ama yaşamayan" tipolojisi, tam da İbn Hazm'ın "ilmin afetine uğramış" dediği gruba girer.
Memlükler döneminin önemli siyaset ve ahlak düşünürü Mâverdî (ö. 450/1058) ise Edebü'd-Dünyâ ve'd-Dîn'de bilgi-amel bağını "irade-hevâ" mücadelesi çerçevesinde ele alır. Mâverdî'ye göre ilim, kişiyi iyiye yönlendiren bir "dünya ve din edebi" (adab) kazandırmalıdır. Amelin olmaması, ilmin zayıflığından değil, iradenin (irâde) nefsin arzuları (hevâ) karşısında mağlup olmasından kaynaklanır.[6] Post-modern dikkat ekonomisi, tam da bu "hevâ"yı, yani anlık haz, merak, onaylanma arzusu ve sıkılma korkusunu sistematik olarak tahrik ederek, iradeyi felce uğratır. Sürekli yenilik vaadi ve kolay ulaşılabilir hazlar, Mâverdî'nin işaret ettiği "nefsin terbiyesi" (riyâzetü'n-nefs) ve "şehvetlere karşı koyma" (muhâlefetü'l-hevâ) disiplinini imkânsız kılmaya yönelik bir mekanizma işlevi görür.
İmam Gazzâlî (ö. 505/1111) de İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn'de "İlmin ve Âlimlerin Faziletleri" bahsinde, amelsiz ilmi, "yağmurdan haberdar olduğu halde susuzluktan ölen kimse"ye benzetir ve bu tür bilgiyi taşıyanı "âlim" değil, "hammal" olarak niteler.[7] Gazzâlî'ye göre asıl ilim, kalpte bir nur ve harekete geçirici bir kuvvet doğurandır. Modern enformasyon seli ise bireyi tam bir "bilgi hammalına" dönüştürmektedir.
4. Dijital Çağın Yeni Mahremiyeti: Dikkati Korumak ve Ameli Yeniden İnşa Etmek
Bu tespitler ışığında, çağdaş İslamî diriliş projelerinin odak noktası, daha fazla enformasyon üretmekten ziyade, mevcut ve temel bilginin anlamını, değerini ve onu hayata geçirmenin aciliyetini hatırlatmak olmalıdır. Çözüm, salt teknolojik araçların reddinde değil, onlarla kurulan ilişkinin bilinçli bir şekilde düzenlenmesi ve en önemlisi, "dikkat yönetimi"nin (muhafazatü'l-infikâr) yeni bir ibadet ve nefs muhasebesi alanı olarak tanınmasındadır.
Bu, bir "dijital riyazet" çağrısıdır. Tıpkı orucun mideyi, hafızanın zihni terbiye etmesi gibi, belirli sürelerle dijital araçlardan uzaklaşmak (digital detox), sürekli bildirimleri kapatmak, sosyal medya kullanımını niyet ve süre çerçevesinde sınırlandırmak, modern dünyanın "dikkat çalan" mekanizmalarına karşı bir "zihinsel hicret" ve "dikkat israfından" (isrâf) kaçınma bilinci geliştirmek gerekmektedir. Bu, bireysel bir tavır olmanın ötesinde, cami, aile ve eğitim kurumlarında "derin okuma", "mütalaa", "tefekkür" ve "ihsan" (her an Allah'ı görüyormuşçasına bir bilinçle amel) pratiklerini teşvik eden kolektif bir kültürün inşasını gerektirir.
SONUÇ
Çağdaş İslam toplumlarının yaşadığı derin varoluşsal krizin merkezinde, bilginin niceliği değil, onunla kurulan ilişkinin niteliği ve dikkatin ontolojik statüsü yatmaktadır. Post-modern dikkat ekonomisi, Müslüman zihnini ve kalbini sürekli bir yüzeysel meşguliyet, ilgi parçalanması ve ruhsal yorgunluk halinde tutarak, bilgi ile amel arasındaki köprüyü tahrip etmiştir. Bilgi, hikmet ve amel üçgeninden koparılarak, tüketilebilir, tartışılabilir ve nihayetinde unutulabilir bir enformasyon parçasına indirgenmiştir.
İbn Hazm, Mâverdî ve Gazzâlî gibi düşünürlerin asırlar önce işaret ettiği üzere, kurtuluş, bilginin irade ile buluştuğu, hevânın dizginlendiği ve nihayetinde sürekli, samimî ve ihsan bilinciyle yoğrulmuş bir "amel"e dönüştüğü bütünlüklü bir varoluş tasavvuru ile mümkündür. Bu da ancak, dikkatin yeniden "kıble"ye, yani Allah'ın rızasına ve O'nun emirlerinin hayata aktarılmasına yöneltilmesiyle gerçekleşebilir. Dijital çağda Müslüman birey için en önemli cihatlardan biri, dikkati dağınıklıktan kurtarıp, onu hakikatin gerektirdiği derinlik, süreklilik ve sadakatle donatmak, böylece "bilgi-amel" diyalektiğini yeniden hayatî kılmaktır. Bu, sadece bir teknik mesele değil, modern dünyada Müslüman kimliğini ayakta tutacak ontolojik bir direniş ve bilinç restorasyonu mücadelesidir.
DİPNOTLAR
[1] Herbert A. Simon, "Designing Organizations for an Information-Rich World", Computers, Communications, and the Public Interest, ed. Martin Greenberger, The Johns Hopkins Press, Baltimore, 1971, s. 40-41.
[2] N. Katherine Hayles, How We Think: Digital Media and Contemporary Technogenesis, University of Chicago Press, 2012, s. 67-68. (Hiper dikkat ve derin dikkat ayrımı için bkz.)
[3] Zygmunt Bauman, Akışkan Modernite, çev. Sinan Tanyılmaz, İstanbul: Can Yayınları, 2017, s. 112-120.
[4] Byung-Chul Han, Yorgunluk Toplumu, çev. Samet Yalçın, İstanbul: Metis Yayınları, 2015, s. 24-30.
[5] İbn Hazm, el-Ahlâk ve’s-Siyer fî Müdâvâti’n-Nüfûs (Nefislerin İlacı), çev. N. Ahmet Özalp, İstanbul: Pınar Yayınları, 2004, s. 62-65.
[6] Ebü’l-Hasen el-Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, thk. Mustafa es-Sekkâ, Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1988, s. 78-85.
[7] İmam Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, Cilt 1, çev. Ahmed Serdaroğlu, İstanbul: Bedir Yayınevi, 1975, s. 45-50.
* Polonyalı ünlü sosyolog Zygmunt Bauman, "akışkan kimlik" kavramıyla küreselleşmenin ağırlığını hissettirdiği postmodern toplumlarda, bireysel ve kolektif kimlik ve aidiyet biçimlerinin sabit, değişmez ve müzakere edilemez olma özelliklerini yitirdiğini ileri sürmektedir.
KAYNAKÇA
· Bauman, Zygmunt. Akışkan Modernite. çev. Sinan Tanyılmaz. İstanbul: Can Yayınları, 2017.
· Carr, Nicholas. The Shallows: What the Internet Is Doing to Our Brains. New York: W. W. Norton & Company, 2010.
· Gazzâlî, İmam. İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn. Cilt 1. çev. Ahmed Serdaroğlu. İstanbul: Bedir Yayınevi, 1975.
· Han, Byung-Chul. Yorgunluk Toplumu. çev. Samet Yalçın. İstanbul: Metis Yayınları, 2015.
· Hayles, N. Katherine. How We Think: Digital Media and Contemporary Technogenesis. University of Chicago Press, 2012.
· İbn Hazm. el-Ahlâk ve’s-Siyer fî Müdâvâti’n-Nüfûs (Nefislerin İlacı). çev. N. Ahmet Özalp. İstanbul: Pınar Yayınları, 2004.
· Mâverdî, Ebü’l-Hasen el-. Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn. thk. Mustafa es-Sekkâ. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1988.
· Postman, Neil. Televizyon: Öldüren Eğlence. çev. Osman Akınhay. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2010.
· Simon, Herbert A. "Designing Organizations for an Information-Rich World". Computers, Communications, and the Public Interest. ed. Martin Greenberger. Baltimore: The Johns Hopkins Press, 1971.
· Turkle, Sherry. Alone Together: Why We Expect More from Technology and Less from Each Other. New York: Basic Books, 2011.




YORUMLAR