Reklam
Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog

Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog


ZOR GÜNLERDEN GEÇİYORUZ

26 Ocak 2026 - 11:52

ZOR GÜNLERDEN GEÇİYORUZ

 “Zor günlerden geçiyoruz” ibaresini kimler kullanmadı ki?
Her birimizin hayatında zor günler olmuştur; ailemizde, davalarımızın yolunda ilerlerken, devletimizin varlığında ve yaşadığımız hayatların her bir noktası “zor zamanlar olmaya” aday bir ömür.

Erkek kadın, yaşlı genç, tahsilli tahsilsiz, esnaf memur, aşık maşuk, zengin fakir…Hep zor zamanlar geçirilecek vakitler. İş ki zorlukları anlayıp, zor zamanları ömrümüzün ganimetine çevirecek bir duruş ve irade gösterebilelim.

Kahredecek şeylerin alayına karşı dimdik durup “hakikat ve hakkaniyetin” yanında yer almak “ilkeli olmanın” bir tezahürüdür. Bu özellik herkeste sadır olmamakla birlikte bir çok kimseye on numara büyük gelmektedir.

Şimdi düşünelim; acaba bizlerin her biri ne kadar zor günler geçirdik. Bitti mi? Hayır! Biter mi? Bana kalırsa dostlar; burası dünya, burada rahatlık olmaz, burada her an “zorluğa” aday bir yer. Her atlattığımız zorluk ardından bakıyorsunuz bir başka zorluk kapımızı çalıyor. “Gökmen Hoca ben geldim” diyerek kendini unutturmamak niyetini zihnimde canlı tutuyor. Her birimizin yeni musibet ve kötü olayların karşısındaki cümlelerini tekrar söylüyoruz: “Ancak bugün yaşadığımız zamanlar daha öncekilere benzemiyor, sanki daha zor günlerden geçiyoruz.”

Bugün yaşadığımız zorluklar, belki sadece geçim derdiyle, hastalıkla ya da doğal afetlerle açıklanamayacak kadar derin ve sarsıcıdır. Bugün asıl zor olan; doğru ile yanlışın, hakikat ile yalanın, samimiyet ile çıkarcılığın birbirine karıştırılmasıdır. Asıl yıpratıcı olan; güvenin sistematik biçimde aşındırılması, vicdanın susturulması ve ihanetin sıradanlaştırılmasıdır.

Toplum olarak en çok da “kardeşim” diyerek yanımıza sokulanların sırtımızdan vurmasına tanıklık ediyoruz. Aynı sofrayı paylaştığımız, aynı dualara “âmin” dediğimiz, aynı ideallerden söz eden insanların; menfaat söz konusu olduğunda nasıl da bambaşka yüzlere büründüğünü acı tecrübelerle görüyoruz. Dün omuz omuza yürüyenler, bugün bir makam, bir ihale, bir paye uğruna birbirini harcamaktan çekinmiyor. Adının sanının, ilminin kalıbının, cinsiyetinin ve medeniliğinin köküne dinamit koyup kendini imha etmeye son sürat gidenlerle aynı dünyada, aynı memlekette, aynı ailelerde ve belki de daha yakınlarda yaşıyoruz.

Daha da kahredici olan ise dostlar, kimi “hadsizler” tarafından yüce dinimizin bu kirli hesaplara alet edilmesidir. Yüce dinimiz İslam; adaleti, merhameti, kul hakkından sakınmayı emrederken, bazıları dini “bir korku aracı” olarak kullanmayı tercih ediyor. Ayetleri bağlamından koparıp tehdit dili üretenler, hadisleri seçip çarpıtanlar, Allah korkusunu değil; kendi korkularını insanlara dayatanlar ortalıkta cirit atıyor. Din, bu zihniyet için bir ahlak rehberi değil, kitleleri kontrol etmenin kullanışlı bir aparatı haline getiriliyor. Öyle şeylerin şahitliğini yaşıyoruz ki “yahu bu kadar da olmaz” diyecek ve şaşkınlıktan kahrolacak hale geliyoruz.

“Cemaatleşme” adı altında kurulan yapılar, zamanla koyu bir taassuba dönüşüyor. Sorgulamak namümkün, eleştirmek ihanet sayılıyor. “Bizden olanlar” masum, “bizden olmayanlar” düşman ilan ediliyor. Oysa İslam aklı, istişareyi ve adaleti esas alır. Kör bağlılık ise ne dini ne de insani bir erdemdir. Bu körlüğün sonunda, insafsız iftiralar, yalan dolanlar ve karakter suikastları sıradanlaşıyor.

Güncel olaylara baktığımızda, bu çarpıklığın sonuçlarını açıkça görüyoruz. Dün yere göğe sığdırılamayan isimlerin, bugün bir anda hedef tahtasına oturtulması; geçmişte yapılan hataların üstünün, daha büyük günahlarla örtülmeye çalışılması; suçun kişisel olmaktan çıkarılıp kolektif bir savunma refleksiyle aklanması… Tüm bunlar, ahlaki çöküşün fotoğrafıdır.

Para ve mevki hırsı, ne yazık ki birçok insanın pusulasını şaşırtmıştır. Makamlar geçici, güç fanidir; fakat geride bırakılan enkaz kalıcıdır. Çiğnenen kul hakları, kırılan hayatlar, kaybolan umutlar… Bunların hesabı ne bu dünyada ne de ötekinde kolay verilir.

“Zor günlerden geçiyoruz”, evet. Ama bu zorluk, aynı zamanda bir turnusol kâğıdıdır. Kimlerin gerçekten dürüst, kimlerin sadece rol yaptığını; kimlerin inancını yaşadığını, kimlerin inancı üzerinden yaşadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu günler geçecek. Asıl mesele, bu günlerden geçerken neyi kaybettiğimiz ve neyi kurtarabildiğimizdir.

Belki de artık yüksek sesle şunu söylemenin zamanı gelmiştir: Dini, vicdanı ve kardeşliği kirli hesaplardan arındırmadıkça; hakikati savunmayı bedeli ne olursa olsun göze almadıkça bu zor günler bitmeyecek. Çünkü en karanlık zamanlar, güneşin batmasından değil, insanların ışığı söndürmesinden doğar.

Ne diyelim; Allâh her şeyi hakkıyla bilendir ve “doğru” olmaktan vazgeçmeyerek “hakikatin neferi” olalım. Allâh kerimdir.

Kalın sağlıcakla…

Gökmen CAN-Eğitimci Sosyolog

Reklam

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Seyfullah Sarıaslan
    3 saat önce
    İnsanın sözüne değil işine bakmalı. Hakikaten zor zaman. Şairin dediği gibi. Öyle bir zamana erdi ki bizim günümüz Yiğit belli değil mert belli değil.