Reklam
Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog

Gökmen CAN | Eğitimci | Sosyolog


VAROLUŞLAR

08 Nisan 2026 - 09:26

Kıymetli Müdürüme İthafen…
Biz insanlar her daim yeni şeyler öğrenmeye meraklı ve istekliyizdir. Farklı ve yeni şeyler görmekle birlikte yeni zihinsel dönüşümler içine gireriz. Bunu ya çok kısa bir sürede ya normal sınırlar içerisinde ya da çok uzun bir zaman diliminde başarabiliriz. Bu da birçok kimseye nasip olamayacak şeylerin kapılarını bize aralayabilir.

Öğrenmeye meyyal bizler, hakikate doğru yol almak gayesiyle yürürüz çoğu zaman. Düşünsel ve dilsel üstünde duruşlar insanın kişiliğinin olgunlaşmasına vesile olurken, bir taraftan da toplumun daha akîl duruma evrilmesine vesile olur. Bu yol üzerine yürürken öğrenen de çok kârlı olmaktadır öğreten de. “Öğrenmenin yaşı olmaz” diyerek yerde bulduğu okunmamış bir gazete parçasını bile öğrenmede bir basamak olarak gören kimselerin olduğu toplumlar ağır ağır da olsa gelişecektir ve ilerleyecektir.

Müdürümle arada sırada oturur mülahazalarda bulunuruz. En son belirlediğimiz konuyu yoğunluğumuzdan dolayı konuşamadık. Tabii benim içim rahat etmedi. Konuşamadık ama en azından üzerine biraz düşünüp hazırlık yapayım dedim. Başlayınca da sizinle paylaşmaktan kendimi alıkoyamadım ve şimdi siz o satırları okuyorsunuz.

Varlık, varoluş, zaman, zihin, ruh gibi kavramlar insanoğlunu asırlardır düşündüren, üzerine görüşler ortaya döktüren, şiirler yazdıran, resimler yaptıran, filmler çektiren, sohbetlerde nasihatlere zemin olan kavramlardır. Aklıma hemen Türk Edebiyatının önemli isimlerinden Ahmed Hamdi Tanpınar'ın bir şiiri geldi. Ne İçindeyim Zamanın adlı şiirinde ne diyor şair?

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpâre, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında.


Evet dostlarım, “zihinsel varoluş” ve “zamansal varoluş” aslında aynı insanın iki farklı “yaşama biçimi” gibi düşünülebilir. Zihinsel varoluş dediğimiz şey aslında, insanın düşüncelerinde yaşamasıdır. Yani hayallerinin içinde kurguladığı dünyalar, geçmişle bugün arasında gidip gelme hadiseleri, “şöyle olsaydı”, “böyle daha mı güzeldi?”, “bunu yapmasa mıydım?” türünden onlarca, yüzlerce hayaller, duruşlar ve dokunuşlar, korkular… Zihni dünyanın doluluk ve karmaşıklığına göre bazen birisiyle/biriyle konuşurken bile akıl başka yerlerdeyse, aslında zamanın içinden soyutlanıp zihinsel varoluşun içinde yol alıyoruz diyebiliriz. Belki yaşımız 55-60’tır ama öyle bir an olur ki üç saniye içinde beş yaşımızdaki bir hatıramızı yaşayabiliriz.

Düşünebilme özelliğine sahip olan insanın bu özelliğiyle "var olmak" gibi bir varlık hakikati vardır. Lakin varlık hakikatiyle birlikte işin bir de “zamansal varoluş” dediğimiz bir tarafı vardır. Bu da apayrı bir varoluştur.

Zamansal varoluş daha çok içinde bulunulan anla ilgili şeydir. Şu an, bu yazıyı okumamız, nefes almamız, ellerimizde ya da şakaklarımızda “benlerin” çıkması, zamanın akışı içinde bir mekân içinde yer kaplamamız ve daha nelerimiz... Hülasa hayatın gerçekten “olup biten” kısmını demek istiyorum. Çay içip konuşurken, yürürken bir yandan da gökyüzünü izlerken, bir kediyle göz göze gelirken ve bir insanı görüp de kaçarken, bunlar zamansal varoluşun anlarıdır diyebiliriz.

İnsan zamanı yaşayan bir varlıktır. Yani sadece düşünen değil, aynı zamanda “zamanın içinde olma mecburiyetinde olan” varlıktır. Doğuyoruz, büyüyoruz, zihni ve ruhi olgunluklar yaşıyoruz ve ömrün ortasından aşağıya tüm gücümüzü yitire yitire kabir denilen yolculuk gemisine biniyoruz. Bu gemiye binmeden önceki hallerimizin tümü bizim varoluşumuzu şekillendirmektedir.

Şimdi biraz daha sesli düşünelim: Zihinsel varoluş aslında “kafamızın içindeki hayat”, zamansal varoluş ise “gerçekten yaşadığımız anlık hayattır”. Çoğu insan bu ikisi arasında gidip geliyor ve çoğu zaman da yalpalamaktadırlar. Örneğin bir şeyi yapmaya başlarken ve başladıktan sonra da “acaba doğru mu yapıyorum yanlış mı” diye düşünmek zihinsel varoluşun ağır bastığına işaret etmektedir diyebiliriz. Lakin o iş, akış sürecinde, düşünmeden yapılıyorsa o zaman da zamansal varoluşa daha yakın olunur diyebiliriz.

Aslında dostlar ilginç olan şudur: Zihinsel varoluş bazen insanın kendisini zenginleştirirken bazen de yaşanılan andan koparır. Yani hayale daldığın süre içinde çok büyük kayıplar yaşayabilirsiniz. Zamansal varoluş da insanı “gerçeklere” bağlar, ama fazla düşünmeden de olsa yüzeysel olarak yaşatır.

Ama mesele dengededir: İnsan ne tamamen kafasının içinde kaybolmalı ne de hiç düşünmeden akıp gitmeli. Bunun ikisini birleştirdiği an var ya o an, işte o an hem gerçekten yaşadığın hem de farkında olduğu anlardır. İşte, bu duruma çoğu insan “iyi olma hali” demektedir. Biri düşündüğümüz, biri de yaşadığımız hayat olan zamansal ve zihinsel varoluş denge içinde insana abı hayat olur.

Demek ki iyi olma halini zamansal ve zihinsel varoluşun birlikte denge halinde olmasıyla yakalayabiliriz. Ne diyelim; hepimize kolay gelsin.

Kalalım sağlıcakla…

Gökmen CAN-Eğitimci Sosyolog

Reklam
Reklam

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Seyfullah Sarıaslan.
    55 dakika önce
    Kalemine, gönlüne sağlık üstadım
  • Gökmen Can
    19 dakika önce
    Sizinle mesaide bulunmak, anlamak ve baki bir abi kardeşliğin tarafı olmak şahsım adına büyük bir saadet ve huzur. Varolasın Müdürüm.