Hazreti Ali Radıyallahu Anh’ın şöyle buyurduğu rivayet edilir:
“Kardeşinin hakkını gasp eden, haramzade bir hırsızdan farksızdır.”
Toplumumuzun sırtına yapışmış, vicdanları tedavülden kalkmış gibi davranan, maneviyatı maske gibi kullanan ve “kardeşlik” kelimesini sadece çıkarı için dillendiren bir güruh var aramızda.
Bunlar öyle bir kamufle olmuşlardır ki adeta yakalamak çok zor.
Peki kimlerdir bunlar?
Kimlerdir bu gizli haramiler?
Onlar gürültüyle yürümez ve gelmezler; sükût içinde sızarlar hedef menfezlere ve mecralara. Ahtapot gibidirler bunlar. Zehirli sarmaşıklar bile bunların yanında masum kalır. Gülerken diş gösterip, arkandan mezar kazan bu insan tipini anlamak; toplum sağlığı, ruh temizliği ve ahlaki direniş için şarttır.
Makalemizi İstanbul’da Eminönü’de tanıştığımız ve üç yıldır görüştüğümüz, çevirilerle anlaştığımız, erkek kuaförü Meksikalı dostumun Jose’nin dertlerinden yola çıkarak, iç dünyasından esinlenerek, empatik hislerle yazdım. Çevremizde o güruhtan varsa, onların daha net görülmesi için, içyüzlerini ifşa etmek için kaleme aldım. Çünkü dünya üzerinde yaşayan milletler, ırklar, kültürler farklı olsa da yaşananlar benzer oluyor. Çünkü fail insan; nefsi olan, kayabilen, değişebilen ve daha nice kötü şeylerin peşine koşabilecek bir varlıktır.
Eminönü’nün kalabalığında tanışmıştık Jose ile. Uzak diyarlardan, ta Meksika’dan kalkıp gelmişti İstanbul’umuza. Genç yaşına rağmen torun sahibi bir dedeydi. Alın teriyle hayatını idame etmeye çalışan bir emekçiydi. Türkçeyi bilmiyordu ama iletişim kurma şekline baktığımda niyeti temiz ve açıktı. Zaten insanın dili değil, hâli konuşur derler ya, işte, bizim Meksikalı Jose de öyleydi.
Bir süre tanıma süreci sonrası bana bir durumunu anlattı. Aynı iş yerine ortak olduğu, aynı sofrayı paylaştığı insanlarla “kardeşlik” bağı kurduğunu sanmış. Ona “kardeşim”, “biz biriz” ve “burada yalnız değilsin” demişler. Jose de bu sözlere inanmış. Çünkü o kelimeler, bizde olduğu gibi kendi kültürlerinde de ağır ve kıymetliymiş. Sonra o bildik kötü insan ahvalleri başlamış…
Ortaklarından biri, en çok gülümseyeni, en çok omzuna dokunanı, en çok “yanındayım” diyeniymiş. Yavaş yavaş yaklaşmaya başlamış Jose’ye. Dert dinleme, sır alma derken daha neler neler... Jose’nin kazancını, planlarını, zayıf noktalarını öğrenen ortağı ona yol gösteriyor gibi yapıp, aslında istismar ve ihanetin mayınlarını döşüyormuş Jose’nin hayat yoluna.
Bir gün gelmiş ki, Jose’nin müşterileri birer birer azalmaya başlamış. Aynı mahallede hakkında fısıltılar da dolaşıyormuş. “Güvenilmezmiş”, “işini iyi yapmazmış” gibi sözler… Jose, bu olanlara bir anlam verememiş. Çünkü hiç kimse yüzüne bir şey söylemiyormuş. Herkes hâlâ Jose’ye gülümsüyormuş. Ama arkada başka bir masa kurulmuş ve hedef Jose’nin hayatıymış.
“Kardeşim” diyen o kişi, Jose hakkında öğrendiği her bilgiyi kullanmıştı. Müşterilerini kendine çekmiş, onun hakkında sessiz bir itibar suikastı başlatmıştı. Jose’nin fark etmediği şey şuydu: Ona sarılan kollar, aslında onu saran bir ağdı. Bir akşam bana şöyle dedi: “Ben kötü bir şey yapmadım. Neden böyle oldu?”
İşte, mesele tam da buydu.
Jose kötülüğü bilmiyordu. O yüzden tanıyamadı. Ona yapılanın adı rekabet değildi, akıl değildi, uyanıklık hiç değildi. Bu, düpedüz haramilikti. Ama öyle sokakta yol kesen türden değil; kalpten, güven üzerinden, kardeşlik maskesiyle yapılan bir haramilik…
Bugün Jose hâlâ çalışıyor. Ama artık herkese aynı gözle bakmıyor. Daha temkinli, daha sessiz. En çok da şu cümlesi kaldı aklımda: “İnsan ilk darbeyi düşmandan alsa üzülmez. Lakin dost gibi gelenden alınca içi kırılıyor.”
İşte, bu yüzden diyoruz ya harami sadece mal çalmaz. Güveni çalar, umudu çalar, insanın insana olan inancını çalar.
Harami güruh genellikle kendini “kurtarıcı”, “uyanık”, “üst akıl”, “akil insan” olarak konumlandırır. Çok sinsi bir şekilde nefes alan bu “umut tacirlerinin” bilinç altlarında yatan temel psikolojik bozukluklarını şöyle ifade edebiliriz:
Evvela bu mahluklar paranoyaklardır. Herkesin kendisine tuzak kurduğuna inanır. Sürekli bir tetikte olma ve takviye kuvvetlerle (!) geriyi kollama çabasındadırlar. Lakin aslında tuzak kuran, kurduran ve kudurtan da kendisidir.
Şüphe hastalığına yakalanmış bu zihinler, herkesi düşman görür, dostluğu bir taktik olarak kullanır. Ustalıklarını (!) uzun yıllar sergiler ve gizler. Kardeşim, dostum, yoldaşım gibi kelimler birer ihanet kandırmacası ve paranoyasıdır.
Hele narsist olmalarında üzerlerine yoktur. Kendini olduğundan büyük, hatasız ve dokunulmaz sanır. Eleştiriye tahammülsüzdürler. Çünkü hakikati sadece kendi tekelinde zanneder. Şimdi bazı kimseler bu yazımızı haber ajansı gibi dört bir kola iletip olmayan şeylerin paranoyaklığına girişip, narsist duygularına bir yenisini ekler ve uykuları kaçarcasına planlara “devamkeeee” diyerek yılan gibi yaşamlarına devam ederler belki de. Ne yapalım, doğruyu da mı söylemeyelim? Ölene kadar doğru olmaya “devamkeeee” diyor ve devam ediyoruz.
Faydacı mı faydacıdırlar. Aslında çıkarcıdırlar. Faydacı demek en azından doğru anlaşılabilecek bir kelime iken bunları karşılayan kavram ise çıkarcılıktır. Amaca giden her yol mubahtır anlayışıyla hareket ederler. Gerekirse kardeşini harcar, gerekirse makamları kullanır. Çünkü vicdan değil menfaat pusulasıyla yol alırlar bu muhterisler.
Dillerinde Maneviyat, Kalplerinde Tehdit
Bu güruh için Kur’an, çıkarına uyduğu sürece baş tacıdır. Her konuya bir çıkar yol bulma hastasıdırlar. Hadisleri, rakip gördüğü kimseler için sopa olarak kullanırlar. Tasavvuf ise aslında karşı çıktıkları bir şeydir lakin bazen bir dekor olarak kullanırken; Mevlana’yı dillerine dolarken, Şems’i kuyuya atan karakterleri yaşatırlar.
Kötülükte usta diyebileceğimiz kişiliklerdir. Yaptıkları bu kötü hareketlerle de birçok kimseyi inanca ve imana mesafeli bırakmışlardır. İlim meclislerinden ayak kestirir, duyarlılığı sıfıra indirirler. Her daim “fırçalama kültürü temsilcisi ya da yetkili bayisi” olarak insanları tehditkâr kelimeleriyle sıkıntıya sokarlar.
Kendilerine göre hata kabul ettikleri şeyleri yapan kimselere; "Allah seni kahreder" cümlesi, onların argümanıdır. Duanın yerini lanet, tebliğin yerini tehdit almıştır. Ellerinde bir ‘dua listesi’ yoktur; ‘beddua listeleri’ vardır.
Sohbet ve toplantı halkaları değil, fitne çemberleri oluştururlar. Aynı masa etrafında oturur, sonra o masayı mezara çevirirler.
Bunların maskeleri kardeşliktir. Bu harami güruh, kardeşliği ticaret ortaklığı, güveni teslimiyet, birlikteliği kurbanlık olarak görür. Onlara göre “kardeşim" dedikleri, ilk fırsatta çelme takacakları kişidir. "Birlikte yürüyelim" dedikleri yol, yalnızca kendi iktidarlarına çıkan bir yoldur. Emanet, onlar için emanet değildir, ganimettir. Verilen/alınan görev onlar için kullanılacak bir fırsattır.
Haramilerin Operasyon Rehberi
Harami güruhun çalışma biçimi, sistematik ve sinsidir. Yaşımız ve sosyal çevremizin genişliğine, tecrübelerimizin karar verdirdiklerine göre bu güruhun genellikle şu stratejileri izlediklerini sıralayabiliriz:
- Evvela yanaşır ve yakınlaşır, sonra da sır alır.
- Rakip gördüklerini yalnızlaştırır, iftiralarla itibarsızlaştırır.
- Kendini hep “mağdur” olarak lanse eder, aslında bir numaralı zalimdir.
- Bilgi elde eder, biriktirir ama kullanımı da hikmet için değil, şantaj içindir.
- Yüzüne gülüp, seni başkalarına hedef gösterir. Arkadan arkaya öyle senaryolar kurgularlar ki diliniz tutulur.
Sosyal Yıkım ve Haramilik İlişkisi
Bu tür kişiler ve yapılar, sadece kişileri değil, kurumları ve toplulukları da çökertir. Çünkü bu güruh:
- Güven duygusunu yok ederler.
- Samimiyeti çıkarcılığa çevirirler.
- Adaleti hileyle değiştirirler.
- Tevazuyu ezikliğe, fedakârlığı ahmaklığa eş değer kılarlar.
- Ve tüm kabih davranışları ardında; dağılan aileler, paramparça ekipler, küskün gönüller bırakırlar.
Haramilerin Alayına Karşıyız!
Sükût etmemiz, haramileri daha da cesaretlenir. Oysa ki onlara karşı;
- Maneviyatı hakiki yaşayanlarla saf tutmalıyız!
- Kardeşlik dilini, adaletle beslemeliyiz!
- Her şeye rağmen susmamalıyız, çünkü her suskunluk bir sonraki ihanete davetiye çıkarır!
- Harami maskelerini indirmek için, hakikati çekinmeden dile getirmeliyiz!
"Sizi Gidi Haramiler Sizi!"
Rahmetli eski Başbakanlardan Prof. Dr. Necmeddin ERBAKAN’ın kullandığı bir ifade geldi: “Sizi gidi sizi…”
Biz de diyoruz ki:
Ey kardeşliğe kumpas kuran, dostluğa mayın döşeyen, kalpleri kirleten kişi ve güruh:
Senin adın ne olursa olsun, yaptığın haramiliktir ve görülmektedir. Yüzün güler, kalbin kinle yanar; dilin dua eder gibi görünür, içinde fitne saklıdır. Ama bil ki, haram lokmayla kurulmuş hiçbir tuzak ebediyen ayakta kalmaz!
Aziz dostlarım!
Son olarak bu haramilere şöyle seslenmek istiyorum:
Unutmayın Ey Haramiler! İhanetin tarihi olur, ama geleceği olmaz. İllaki görüleceksiniz ve yenileceksiniz! Sizler için bir ayeti hatırlatma olarak buraya bırakıyorum. Kim bilir belki bir gün kötülük yapmaktan vazgeçersiniz.
Anlamı: “İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı konusundaki sözleri senin hoşuna gider; o, hasımların en yamanı olduğu halde kalbinde olana Allah’ı şahit de tutar.” (El Bakara/204)
Kalın sağlıcakla




YORUMLAR